Eylül ayında Türk futbolu: Top yuvarlak, gündem köşeli
Eylül ayı geldi, okullar açıldı…
Ama Türk futbolunda sanki ders zili değil, “kriz zili” çaldı!
Bir ayın içine ne ararsanız sığdı.
Milli Takım Fransa’ya karşı iyi oynadı, ama 1-0 kaybetti. Ardından Bursa’da İtalya karşısında sahneye çıktık. Bu kez iyi oyun da yetmedi; tabelada 4-1 yazıyordu. İtalya, Belçika’ya 2-0 yenildiği ilk maçın ardından moral arıyordu, aradığı morali de Bursa’da buldu. Türkiye ise iki maç sonunda puansız kaldı.
Şimdi önümüzde Belçika deplasmanı var.
Cuma gecesi milli takımın sahaya çıkacağı maç, sadece üç puan için oynanmayacak. Çünkü Türkiye’de futbol topunun etrafındaki hava, son derece ağırlaşmış durumda.
Top sahada, tartışma her yerde!
***
Tam milli takım “Acaba Belçika karşısında ne yapacağız?” diye düşünürken, futbol kamuoyu başka bir soruyla karşılaştı:
“Hakem atamalarında neler oluyor?”
Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun da aralarında bulunduğu 7 kişi, hakem klasmanları, görevlendirmeler, puanlama ve atama süreçlerine ilişkin iddialar kapsamında; mobbing ve resmi belgede sahtecilik suçlamalarıyla gözaltına alındı. Soruşturma dört ilde yürütüldü.
Yani yıllardır futbolseverin maçtan sonra sorduğu klasik soru vardı:
“Bu hakem neden bu maça atandı?”
Meğer sorunun cevabını sahada değil, dosyalarda aramak gerekiyormuş!
Tabii burada bir parantez açmak lazım:
Gözaltı, suçun kesinleştiği anlamına gelmez. Soruşturma devam ediyor ve nihai hukuki değerlendirmeyi yargı yapacak.
Ama insan ister istemez düşünüyor:
Hakemin düdüğü 90 dakika sürüyor.
Soruşturmanın düdüğü ise galiba çok daha uzun çalacak!
***
Derken Eylül’ün bir başka bombası patladı.
TFF, son beş yıl içerisinde Süper Lig ve 1. Lig kulüplerinde yöneticilik yapmış ve görev döneminde bahis oynadığı tespit edilen 448 kişiyi tedbirli olarak PFDK’ya sevk etti.
448!
Bu artık “birkaç kişi hata yaptı” denilecek bir rakam olmaktan çıkıp, Türk futbolunun neden bu kadar uzun süredir bahis tartışmalarının içerisinde olduğunu sorgulatacak büyüklükte bir tablo.
Üstelik bu da kesinleşmiş ceza demek değil.
PFDK süreci var, savunmalar var, kararlar var.
Ama rakamın kendisi bile başlı başına düşündürücü.
Futbolun sloganı yıllardır:
“Fair Play…”
Bizde ise sanki yeni slogan şu:
“Fair Play, bahis kuponuna bağlı olarak değişebilir!”
İşin şakası bir yana…
Futbol yöneticisi, hakem, futbolcu, teknik adam…
Bu oyunun hangi unsuruna bakarsanız bakın, güven duygusu zedeleniyorsa asıl kaybeden sadece bir takım ya da bir maç değildir.
Futbolun kendisidir.
***
Bir tarafta milli takım…
Fransa’ya karşı mücadele eden ama kaybeden bir takım.
İtalya karşısında 4-1’lik ağır bir yenilgi.
Diğer tarafta hakem camiasını sarsan soruşturma.
Öbür tarafta yüzlerce kulüp yöneticisini ilgilendiren bahis dosyası.
Ve bütün bunların üzerine ekonomide yaşanan büyük fon ve piyasa krizi…
Eylül ayında Borsa İstanbul’un BIST 100 endeksi yüzde 16,65 gerileyerek 2008’den bu yana en kötü aylık performansını yaşadı. Fon kriziyle bağlantılı soruşturmada yüzlerce şüpheli hakkında adli işlemler yürütülürken, SPK da çok sayıda fonun tasfiyesine yönelik adımlar attı.
Yani memlekette ekonomi de top gibi yuvarlandı…
Ama nereye yuvarlandığını kimse tam anlayamadı!
***
İşte böyle bir Eylül yaşadık.
Milli Takım yenildi.
Hakem sistemi tartışmaya açıldı.
448 yönetici PFDK’ya sevk edildi.
Ekonomide büyük bir fon krizi yaşandı.
Bütün bunlar yaklaşık bir ayın içerisine sığdı.
Normalde bir ülkenin gündemini bir yıl boyunca meşgul edecek başlıkları biz bir aya sığdırdık.
Gerçekten de “Türk usulü Eylül” dedikleri bu olsa gerek!
***
Şimdi gözler Belçika maçında.
Milli takımın bu atmosferden çıkıp çıkamayacağını sahada göreceğiz.
Ama artık mesele yalnızca futbolcuların ayağına, teknik adamın taktiğine ya da rakibin gücüne bağlı değil.
Çünkü futbolun en önemli üç kelimesi vardır:
Güven, adalet ve mücadele.
Mücadeleyi futbolcu verir.
Adaleti hakem temsil eder.
Güveni ise bütün sistem oluşturur.
Bunlardan biri aksadığında skor tabelası ne yazarsa yazsın, futbolseverin kafasında başka bir tabela oluşuyor.
Ve o tabelada şu yazıyor:
“Güven: VAR mı?”
Eylül bize bunu bir kez daha gösterdi.
Artık cuma günü Belçika karşısında sadece topun peşinden koşmayacağız.
Biraz da itibarın, güvenin ve yeniden ayağa kalkmanın peşinden koşacağız.
Çünkü bu Eylül’den sonra Türk futbolunun gerçekten bir galibiyete ihtiyacı var.
Ama bu kez yalnızca skorboard’da değil…
Vicdanlarda da kazanmak gerekiyor.