Sıfıra sıfır, elde var sıfır!
A Milli Futbol Takımımız, UEFA Uluslar Ligi’nde dördüncü maçını da kaybetti. Sıfır puan ve eksi dokuz averajla B Ligi’ne düştük diyebiliriz. Dünya Kupası’nı da sayarsak yedi karşılaşmada altı mağlubiyet…
Problemi çözmek istiyorsak önce sorunu tespit etmemiz lazım. Maçtan sonraki açıklamalara bakıyorum, Montella ya geçmişteki başarı ile övünüyor ya da gelecek için hayal satıyor…
Hoca’nın “Sadece gol eksiğimiz vardı” ve “Rakipler ufak hatalarınızı affetmiyor” cümleleri ise aklımızla dalga geçer gibiydi…
Sevgili hocam, futbol tam da dediğin gibi sadece bu. Biri hata yapar, diğeri golü atar…
Lafı uzatmaya gerek yok. UEFA Uluslar Ligi’nde son iki haftada toplam dört maça çıktık. Oynadığımız rakipler Fransa, iki kez İtalya ve Belçika…
Fransa ve İtalya’ya yenilmek sürpriz olarak görülmez. Dörtte sıfır çekmek de her şeyin sonu demek değil. Sorun ne? Sorun rakipler kadar mücadele edememek, oyundan çabuk kopmak, kadro istikrarını yakalayamamak, fizik güç olarak rakiplerin gerisinde kalmak, mental olarak hazırlanamamak, en önemlisi ise bireysel hatalar ve çok basit goller yemek…
Yani futbolun temel prensiplerini yerine getiremiyoruz. Bireysel yeteneklerle bir yere kadar geliyoruz ama yapılan eksik çalışmalar üst seviyedeki turnuvalarda yeterli olmuyor…
Bunu çözmeden havanda su dövmeye devam ederiz.
Ben birkaç konuyu merak ediyorum, buradan da sormuş olalım. Mesela sevgili Montella, Türkiye’de kulüpleri yöneten meslektaşlarını en son ne zaman ziyaret etti? Onlarla bu konuları ne sıklıkla konuşuyor? Ayrıca yabancı kontenjanı tartışılırken TFF yönetimine bu konuda bir rapor verdi mi?
Türkiye’de golcü yok demek işin en kolayı… Ben de o zaman şunu hatırlatmak isterim. Zeki Çelik, Lille’ye transfer olduğunda hangi ligde mücadele ediyordu? Vedat İnceefe, 1996 Avrupa Şampiyonası kadrosuna davet edildiğinde Karabükspor hangi ligdeydi?
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama gerek yok!
Başarı için çabalamak lazım, çalışmak lazım ve dertlenmek lazım…
Yoksa mevcudu konuşmayı herkes yapar!