İtalya karşısında kaybettik ama bir şeyler de kazandık galiba…
A Milli Takımımız, UEFA Uluslar A Ligi 1. Grup’taki ilk etabı dört maçta dört yenilgi ve sıfır puanla tamamladı. Attığımız yalnızca 2 gole karşılık kalemizde 11 gol gördük. Rakamlar hiç şüphesiz ağır. Ancak bazen futbolun bütün hikâyesini sadece tabelaya bakarak okumak mümkün değil.
İtalya ile oynadığımız ilk karşılaşmada ve Belçika maçında gerçekten kötü bir futbol vardı. Takım sahada ne yaptığını bilmeyen, rakibine kolay teslim olan bir görüntü verdi. Fakat Fransa ve önceki akşamki İtalya maçlarında aynı şeyi söylemek haksızlık olur.
Özellikle dün akşam, bunca sakat oyuncunun yokluğuna rağmen zaman zaman İtalya ile kafa kafaya futbol oynadık. Hatta karşılaşmanın ilk 25 dakikasında topun kontrolü büyük ölçüde bizdeydi. Bu bölümde tam 5 korner kazandık.
Fakat işte burada başka bir problem karşımıza çıktı: Kornerleri kime atacaktık?
Kısa boylu bir hücum hattıyla, ceza sahasına gönderilen yüksek toplardan gol beklemek ne kadar gerçekçi? Futbolda bazen sistemden çok, elinizdeki oyuncu profili belirleyici oluyor. Bizim de uzun boylu, hava toplarında etkili, rakip savunmayı fiziksel olarak zorlayacak bir santrfor eksikliğimiz artık açıkça hissediliyor.
Bunu çözmesi gereken kişi ise Montella.
Orta sahada İsmail ve Salih’in performansı ayrıca takdir edilmeli. İki oyuncu da oyunun içinde kaldı, mücadele etti ve İtalya’nın baskısı karşısında kolay teslim olmadı. Bir ara gerçekten İtalya ile denk bir oyun oynadık.
İlerde ise Yunus ve Aral önemli işler yaptı. Özellikle Aral’ın ilk milli maçında golünü bulması, geleceğe dair umut veren ayrıntılardan biriydi. Genç oyuncunun cesareti ve oyunun içinde kalması dikkat çekiciydi.
Ama maçın son bölümünde Montella’nın yaptığı hamle, bana göre karşılaşmanın kırılma noktalarından biri oldu.
Gol bulmak amacıyla Kerem’i oyuna alıp İsmail’i çıkardığımız anda orta saha dengesi bozuldu. Kerem’den beklenen gol gelmedi ama bunun karşılığında orta sahadaki direnç de kayboldu ve kalemizde üçüncü golü gördük. Hücum için yapılan hamle, savunma dengesinin bozulmasına neden oldu.
Bir başka soru da şu: Deniz Gül neden bu kadar geç oyuna girdi?
Elimizde uzun boylu, ceza sahasında hava toplarında etkili olabilecek bir forvet varken, özellikle beş korner kazandığımız bir maçta onun daha erken düşünülmesi gerekmez miydi?
Dört maçta sıfır puan elbette kabul edilebilir bir tablo değil. Fakat bu takımın tamamen umutsuz olduğunu söylemek de doğru değil. Eksiklerimiz çok, özellikle hücumda oyuncu profili konusunda ciddi sorunlarımız var.
Şimdi top Montella’da.
Çünkü milli takımın yalnızca iyi futbol oynamaya değil, elindeki oyuncuların özelliklerinden doğru şekilde yararlanmaya ihtiyacı var.
Bazen futbol sadece ne oynadığınız değil, elinizde kimlerin bulunduğu ve onları nerede kullandığınızdır.
İtalya karşısında kaybettik.
Ama belki de ilk kez, kaybederken önümüzde neyi değiştirmemiz gerektiğini daha net gördük. Neyi kastettiğimi anlamışsınızdır.