Toplum ve mahalle
Eskiden diye başlayan cümlelerden hoşlanmam. Eskiden böyleydi, eski bayramlar; ah ahh diyenlerden de hoşlanmam. Eski hiçbir şeyi övmem ama yeniyi de övemiyorum. Övülecek bir tarafı yok çünkü. Nedeni de çok basit; temel insani değerler yıkıldı yerine de iyisi gelmedi. Öylesine acımasız bir bireyselleşme var ki anlatsak sabaha kadar bitmez. O eskilerdeki müthiş anne, babalar bugün zor durumda olan çocuklarına sahip çıkmıyorlar bir kere. Ben çalıştım, zoru ben çektim diye diye toplumdan, mahalleden evin içine çekilen bencil insanlarla çevrildi dünya. Hal böyle olunca da kimse kimseyi görmek, sevmek istemiyor.
MAHALLE
Ev sahibi kiracısını eziyor. Ama sormuyor mesela senin durumun ne diye? Bana ne? diyor içinden. Çünkü yasa piyasa emsallerini dikkate alıyor ve herkese aynı giysiyi biçiyor. Hal böyle olunca, yani yasa mazlumu koruyamayınca ev sahibinin vicdanına kalıyor. Tam tersinde de geçerli. Kiracı da mazlum bir ev sahibini bu anlamda ezebiliyor. Evini hor kullanabiliyor, kirayı zamanında ödemiyor. Tek geçim kaynağı o ev olan bir ev sahibi de o kiracının vicdanına bırakılıyor. Çünkü yasalar kimseyi koruyamıyor. Mahalleli böyle birini dışlayabiliyor mu? İşini hileli yapan esnafı o mahalleli dışlayabiliyor mu? Ya da yardıma ihtiyacı olanları mahalleli biliyor mu? Kalbi yaralı olanları mahalleli biliyor mu? Ya günümüzün idare sisteminin mahalle yöneticisi muhtar sen biliyor musun? Bu soruların muhatabı olarak soruyorum herkese! Maalesef kocaman bir hayır çıkıyor kalbimin derininden. Kimsenin kimseyi tanımadığı, umursamadığı, boş verdiği sadece market ve mutfak ve sofra sonra da tuvalet ve yatak arasında gidip gelen bir süfli hayatın içinde mahalle kim sen kim ben kim?
DENGEYİ SAĞLAYAN O KADİM DEĞER
İşte eskiden tekkeler vardı. Hem de her mahallede. O mahallenin dengesiydi o tekkeler ve o tekkenin şeyhi. Bugünün tabiriyle bilge kişisi. Daha evine yeni tuz almış olan bir hanım, unutup da çocuğunu tekrar Attar dükkânına gönderdiğinde dükkânın sahibi çocuğu uyarırdı. Annen daha iki gün önce tuz aldı, unuttu galiba diye çocuğu geri gönderirdi. Oysa işine gelirdi tuzu satmak. Toplumsal değerler üzerine kurulu hayatta bilirdi ki insanca yaşamanın anlamı değerini korumaktır. İnancı gereği ahlakını sağlam tutmaktır mahallede toplumu gözetmek, korumak. Bu sadece küçük bir örnekti ve gerçekti. Gençleri koruyup kollayan, nefsi dizginleyen bir yerdi tekkeler. Şimdiki gibi parmak sallayan, holding kuran ihale peşinde koşan insanlar değildi şeyhler, bilgeler. Bugün de var elbette o bilgeler ama kendi köşelerindeler. Zira iyilik saklandı kötülükten. Çünkü iyiler de yeterince iyi değiller vesselam.
DERTLEŞME
Gençlerin umudunu çalmak
Bir topluma yapılabilecek en büyük kötülük umutları çalmaktır. En önemlisi de gençlerin umudunu çalmaktır. Bundan daha büyük günah bilmiyorum ben. Daha hayatlarının baharında ülkelerine olan inancını darmadağın etmek söyleyin bana bundan daha acı bir şey ne olabilir? Bir genç okulunu bitirince neye kime hizmet edeceğini sorguluyorsa bunda suç kimin? Birileri kişisel emellerini siyasete alet ediyorsa ve hatta yedi sülalesini de dahil ediyorsa bundan daha aşağılık ne olabilir? Soruyorum çocuklarınıza dürüstlük, din, iman, namaz tüm bu değerleri hangi kılıfla öğrettiniz? Bizim saf, tertemiz gençlerimizin hakkına girerken hiç mi utanmadınız? Onlar okullarını bitirmeye çalışırken sizler geldiğiniz yerleri unutarak zenginliği milletin sırtından devşirirken çocuklarınızın suratına nasıl bakabildiniz? Nasıl sırıtabildiniz? Biliyor musunuz ki bu veballe ölmenizi istemiyoruz. Burada gıdım gıdım sizden çalınanların adalet ile geri alınmasını istiyoruz. Eğer bu olmazsa bizim de çocuklarımızın da hiçbir şeye inancı kalmayacaktır. İyi ki ölüm var diyorum çünkü tek dost Allah.
DIŞ DÜNYADAN
Batı Avrupa’da gençler eyleme hazırlanıyor

20 Kasım Salı günü başta Fransa’da olmak üzere Avrupa Çapında Öğrenci Eylemi Günü olarak planlandı. İlk olarak Fransız lise öğrenci sendikaları (lycée student unions) tarafından planlanan bu eylem gününde halihazırda devam eden Fransa’daki eylemlere batı Avrupa’daki bütün öğrenciler ve gençlerin katılması için organize olunuyor. Hatta şu anda Avrupa Birliği öğrenci toplulukları tarafından da eylemler duyuruluyor. Sosyal medyaya yansıyan haberlerde Almanya’dan bile kalkıp Fransa’daki eylemleri destekleyen öğrenci grupları olduğunu görüyoruz. Bütün batı Avrupa’da büyük çapta eylemler için hazırlık halinde olan bu hareket, Türkiye’ye de sıçrar mı konusu gündeme ara sıra geliyor. İki gün önce Boğaziçi Üniversitesinde öğrencilerin 85 liralık tabldota itiraz için yemekhane turnikesinden atlayarak içeri girmeleri dikkat çekti. Dört gün önce de İstanbul Üniversitesi bahçesinde küçük bir öğrenci grubu yemekhane ücretleri ve ücretsiz yemek hakkında bildiri sundu.
Avrupalı öğrencilere birlik çağrısı sadece yerel eğitim sorunlarına karşı değil; Avrupa genelinde yükselen militarizme, bütçe kesintilerine ve öğrenci haklarına yönelik baskılara karşı ortak bir Avrupa cephesi kurmayı hedeflemektedir. Tüm bunlara Türkiye de dahil olur mu?
Fransa'daki olay tam olarak nedir?
Fransız Öğrenci Sendikaları (Öncü Grup): Fransa'da aşırı kalabalık sınıflar, öğretmen eksikliği ve kötü okul koşullarına karşı binden fazla okulu bloke ederek son 20 yılın en büyük gençlik hareketini başlattılar. An itibariyle neredeyse Fransa’da okulların yarısında öğrenim durmuş vaziyette.
L'Union Étudiante (Fransa Öğrenci Birliği): Fransa'daki hareketin sözcülüğünü yapan ve üniversite düzeyinde de örgütlü olan , Avrupa'daki diğer gençlik yapılanmalarına resmi çağrıyı yaparak eylemi uluslararası bir greve dönüştürmüştür.
İtalyan Öğrenci ve Gençlik Örgütleri: Fransa'dan yükselen bu çağrıya ilk ve en büyük yanıt İtalya’daki lise ve üniversite öğrencilerinden gelmiştir. Cenova'dan Napoli'ye kadar örgütlü olan İtalyan gençlik grupları, militarizme, bütçe kesintilerine ve baskılara karşı Fransız akranlarıyla ortak hareket edeceklerini açıkladılar.
Alman Gençliği ise, Başbakan Friedrich Merz hükümetinin, 1 Ocak'ta yürürlüğe giren yeni yasa kapsamında 18 yaşına basan genç erkeklere askerlik yoklaması/muayenesi zorunluluğu getirmesi nedeniyle öğrencileri ayağa kaldırmıştır.
Tüm bunların yanında Ukrayna’ya dört senedir ayrılan savunma bütçeleri gençleri isyanın noktasına getiren ana unsurlardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Filistin’e uygulanan soykırım da bu gençliğin gündemindedir.