Sözün gücü, sükûtun tılsımı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Söz olmadan olmaz. Bir başlangıç lazımdır hayata, ilişkilere, etkileşime. Mesela “Oku”yla, okumakla başlar söz. Günlük hayatımızı sürdürmede aracı olur, derdimizi anlatır ve kendimizi ifade etmemize hizmet eder. Bazen iç dünyamızın karartılarına, içgüdülerimizin gamsız isteklerine alet olur. Savaşa neden olur ya da barışı imzalatır bir söz. Bir tenhada dua olur gözyaşları eşliğinde dilden dökülen. Nihayet bir söz insanı rezil de eder, vezir de.

Böylece söz olmazsa hayat olmaz, söz olmazsa insan olmaz. Konuşmanın olmadığı bir dünya düşünebilir miyiz? Söz biziz aslında. Sözcükler dışarıya yansımamızdır. Sözümüz neyse biz oyuz aslında. Ya da tersi, biz neysek sözümüz de odur.

Bazen bir makale olur sözlerimiz, bazen şiir dizeleri. Kimi zaman bir ney üfleriz kendimizi ifade için. Ya da bağlamanın telinin tınısı yansıtır yüreğimizin sesini. Bir tuvale yansır sözlerimiz kimi zaman. Ve söz bizi anlatır, biz de sözü.

Ötelerin ötesine haykırışın özünde yine sözler vardır. Hayat sözlerin sahne aldığı bir oyundur. Yönetmeni belli, oyuncuları, dekoru belli bu hayat sahnesinin. Ancak hayat sahnesinde söz kadar, sözün sustuğu anların da bir anlamı vardır.

Bir de sözün kesilmesi, yani sükût var. Bir anlamda sözün akışının durmasıdır, musikideki es gibi. Bizden uzaya akan ifadenin bir süreliğine susmasıdır.

Sükût öyle bir nimet ki, yerine göre sözden daha yüksek bir mertebede görülmüş, söz gümüşse sükût altın kabul edilmiştir.

Düşünün, en çok bağırmamız, haykırmamız, infial etmemiz gereken yer ve zamanda susmak, sözler makineli tüfek mermileri gibi art arda dizilmişken, konuşma tetiğine basmamak ve öylece sessizliğe gömülmek… Hâl diline dönmek… Kendini ifade etmekten sarfınazar etmek, yeri geldiğinde konuşmama hakkını kullanmak. Ne büyük nimet ve ne kadar büyük belaları defeder sükût.

Bazen türlü haksızlıklara, ithamlara karşı sükûtu tercih etmek, söylenecek bütün sözlerden daha güçlüdür. Sükût kimi zaman en önemli sözdür. Sükût kimi zaman en güçlü ifadedir. Sükût bir anlamda bedenin susup ruhun konuşmasıdır adeta. Böylece bedenin dili olan sözden, ruhun dili olan sükûta yol almaktır.

Elbette her susuş bir erdem olmadığı gibi her söz de hakikatin ifadesi değildir. Asıl mesele, nerede konuşacağımızı ve nerede susacağımızı bilmektir.

Söz ne zaman ki sadece dokunabileceğimiz gerçeği anlatıyorsa, söz ne zaman ki içgüdülerin temsilcisi oluyorsa, işte o zaman anlamını, önemini yitirmeye başlar. İşte o zaman sadece taşıyıcısı olduğumuz sözleri çarpıtmış, asıl mecrasından uzaklaştırmış oluruz. Çünkü aslında söz, bizim dilimizden çıkar ama bu manevi bakışla asıl konuşan, konuşturan O’dur. Biz kim oluyoruz ki ruhtan kopup gelen sözlere kendimizden bir şeyler katalım, kendimizi öne çıkaralım.

Söz salt bedeni temsil etmekten, şahsi isteklerini temsil etmekten kurtulursa asıl ve gerçek söz olur. Söz, ruhu yansıtamıyorsa yahut yansıtsa bile muhataba ulaşamayacaksa sükût altın bir tılsım olur. Bu durumda sükût en vurucu söz olur. Bir anlamda söz, çeşitli araçlarla yönelmektir Güzel’e, sükût ise hiçliği kabullenerek doğrudan bir bağ kurmaktır Güzel’le.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...