Liderinle çok yaşa Türkiye’m
2000’li yılların hemen başında, sokaktaki herhangi bir vatandaşa "Bu ülkede neyin değişmesini istiyorsun" sorusu sorulsaydı ne cevap verirdi? Ben bu sorunun cevabını çok düşündüm.
Benim cevabım; "Terör bitsin, evlatlarımız şehit olmasın ve kızlarımız üniversite kapılarından başörtüsü yüzünden geri çevrilmesin."
Bende başka bir talep yok. Otobanlar, şehir hastaneleri, millet bahçeleri, milli gelir hedefi, Avrasya, Marmaray, Havalimanı, Çamlıca Kulesi, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Çamlıca Cami… yok da yok… Benim cevabımda bunlar yok… Yaşı müsait olanlar için ifade etmek isterim; bu soruyu siz kendinize sordunuz mu?
O günün Türkiyesi’nde benim iki talebimin karşılanması, ulaşılabilecek en zirve saadet, hayal edilebilecek en büyük huzurdu. Çünkü vesayetin gölgesindeki ülkede, bilenler bilir; temel haklar ve can güvenliği birer lüks haline getirilmişti.
Ancak, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bir ülkede, bir siyasi hareketin sadece kronik krizleri çözmekle kalmadığın, bir milletin hayali, vizyonunu nasıl baştan aşağı değişebilir gösterdi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, sadece haklarımızı geri almadık; aklımızın ucundan dahi geçmeyen, rüyasını bile kuramadığımız bir Türkiye tablosuna uyandık.
İşte temel taleplerden küresel vizyona uzanan, Türkiye’nin nereden nereye geldiğini özetleyen büyük dönüşümün birkaç maddesi:
SAVUNMADAN TAARRUZA: İHA VE SİHA TEKNOLOJİSİ
Eski Türkiye’de sınır karakollarında savunmasızca bekleyen ve dışa bağımlı istihbaratla terörle mücadele etmeye çalışan bir ordu vardı. Bugün Türkiye, kendi ürettiği İHA, SİHA, KAAN ve TCG Anadolu gibi yerli savunma sanayi ürünleriyle terörü sınırlarının ötesinde, kaynağında kurutan ve dünyaya askeri teknoloji ihraç eden bir bölgesel güce dönüştü. Bu vesile ile de tüm şehitlerimizi rahmetle ve tüm gazilerimizi hürmetle yad ediyorum.
TEMEL HAKLARDAN KÜRESEL SİMGELERE: BAŞÖRTÜSÜ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN TAKSİM VE ÇAMLICA’YA
Dün, devlet dairelerinde ve üniversitelerde başörtüsüyle var olma mücadelesi veren Türkiye, bugün bu yasağı tarihe gömdü. Ancak dönüşüm burada durmadı; muhafazakar hafızanın on yıllardır süren mahzunluğu, Taksim Camii ve İstanbul’a mührünü vuran Büyük Çamlıca Camii gibi anıtsal eserlerle kalıcı bir özgüvene dönüştü. Ayasofya’nın ibadete açılması ise mahzun milletimizin bir irade beyanı oldu.
SAĞLIKTA SINIF ATLAMAK: KOĞUŞ SİSTEMİNDEN ÇAM VE SAKURA ŞEHİR HASTANESİNE
İlaç kuyruklarında beklenen, SSK hastanelerinde rehin kalınan, muayene olmanın bile bir çile olduğu o dönemde, bir gün tek kişilik otel konforunda odaları olan devasa Çam ve Sakura Şehir Hastanesi gibi sağlık üslerine sahip olacağımız söylense kimse inanmazdı. Türkiye, sağlık imkanlarında bugün batı ülkelerine adeta parmak ısırtıyor.
ŞEHİRLEŞME VE SOSYAL DONATILAR: ÇAMLICA KULESİ VE MİLLET BAHÇELERİ
Görüntü kirliliğine de vesile olan verici antenlerinin kaldırılarak yerine inşa edilen estetik harikası Çamlıca Kulesi ve şehirlerin nefes almasını sağlayan yeşil alanlar, AK Parti belediyecilik ve çevre vizyonunun referans alınan hizmetlerinden oldu.
İKİ KITA ARASINDA MEKİK DOKUMAK: MARMARAY VE AVRASYA TÜNELİ
Eski Türkiye’de köprü trafiğinde saatler harcamak İstanbul’un kaçınılmaz haliydi. Denizin altından trenle geçmek (Marmaray) veya arabayla kıta değiştirmek (Avrasya Tüneli) ancak bilimkurgu filmlerinde görebileceğimiz türden işlerdi. Bugün bu projeler, İstanbulluların günlük hayatının sıradan birer parçası haline geldi. Yavuz Sultan Selim Köprüsü ise boğazın bir başka gerdanlığı oldu.
HAVACILIKTA DÜNYA MERKEZİ: İSTANBUL HAVALİMANI
Uçağa binmenin sadece elitlerin lüksü olduğu bir ülkeden, Anadolu’nun dört bir yanına havalimanı inşa eden ve dünyanın en büyük aktarma merkezlerinden biri olan İstanbul Havalimanı’nı hayata geçiren bir Türkiye’de yaşıyoruz.
ZİHNİYETLERİN ÖZGÜRLEŞMESİ: "BİZ YAPAMAYIZ" YERİNE “YAPTIK OLDU”
En büyük dönüşüm ise binalarda veya yollarda değil, zihinlerde yaşandı. Eski Türkiye’nin "Biz küçük bir ülkeyiz, kendi otomobilimizi (TOGG), kendi uçağımızı yapamayız, dışarıya bağımlıyız" acziyetine son veren uygulamalar. Herkes görüyor ki; TEKNOFEST kuşağı çok bilinçli ve çok hızlı geliyor.
Özetle; Dün sadece "yaşayabilmek ve inandığı gibi var olabilmek" isteyen o mütevazı Anadolu insanı, bugün dünyanın en stratejik mega projelerine imza atan, uzaya astronot gönderen, küresel krizlerde arabuluculuk yapan bir devletin onurlu vatandaşı oldu. Tüm bu gelişmeler bir ülke için 25 yıl gibi çok kısa bir sürede oldu. Ve şimdi ise Türkiye Yüzyılı vakti… Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, hayallerimin ötesinde bu Ülkede yaşamama vesile olduğu için çok teşekkür ediyorum. Ve diyorum ki; Liderinle çok yaşa Türkiye’m.