Mikrofonda söz hakkı kimin?
Beşiktaş-Kocaelispor karşılaşmasının ardından yaşananlar, sahadaki 90 dakikanın önüne geçti. Beşiktaş A Takım İletişim Sorumlusu Cihangir Gökdoğan’ın soru hakkı vermemesi üzerine ortamı geren gazetecilerin hangi tutumu desteklediğini konuşmak zorundayız. Çünkü yaşananları yalnızca “gazetecilere söz hakkı verilmedi” şeklinde değerlendirmek, olayın tamamını görmezden gelmek olur.
Biz gazeteciler elbette takım tutabiliriz, takımlarımızı çok da sevebiliriz. Bir kulübü yakından takip edebilir, şehrimizin takımına bağlılık duyabiliriz. Ancak basın toplantısına girildiği anda gazetecilik sorumluluğu, taraftar refleksinin önüne geçmelidir.
O gün yaşananlarda ise bu çizginin aşıldığını düşünüyorum. Yaşanan gerilimin ardından sosyal medyada yapılan paylaşımlarla konu daha da büyütüldü. Beşiktaş’ın gazetecileri ayırdığı, yalnızca kendisine yakın isimlere söz hakkı verdiği ve diğerlerini dışladığı yönünde iddialar ortaya atıldı. Hem de ağır sözler kullanılarak…
Ben de o gün Selçuk İnan’a soru yöneltmek isteyen gazeteciler arasındaydım. Bana da söz hakkı verilmedi, ama kimseyi hedefe koymadım. Benim de soru soramamış olmam elbette hoşuma gitmedi. Fakat bu, iletişim sorumlusunun görevini kötü yaptığı anlamına gelmez. Aksine, o gün yaşananların büyümemesi için belirli bir düzeni korumaya çalıştıklarını düşünüyorum. O akşamın en üzücü tarafı ise bu tartışmanın Vincenzo Italiano’nun yanında başlamış olmasıydı. Bir teknik direktör, maçın ardından karşılaşmayı değerlendirmek ve soruları yanıtlamak için basın toplantısına geliyor. Soru sorulup sorulmaması üzerinden tartışma çıkıyor, iletişim görevlileri hedef alınıyor ve ortam bir anda futbolun dışına taşınıyor.
Bu görüntü ne Beşiktaş’a ne Kocaelispor’a ne de Türk futboluna yakışmıyor.
Bugün Beşiktaş üzerinden konuştuğumuz bu uygulama, aslında Avrupa’da, Amerika’da ve Türk futbolunda uzun süredir var olan bir gerçekliğin parçasıdır.
Büyük kulüpler, kendilerini düzenli takip eden gazetecileri tanır. Hangi gazetecinin hangi kurum adına çalıştığını bilir. Basın toplantılarında da çoğu zaman bu gazetecilere öncelik verir. Bu durumun doğru ya da yanlış olduğu ayrıca tartışılabilir. Ancak bunu yalnızca Beşiktaş yapıyormuş gibi sunmak gerçeği yansıtmaz. Hiçbir büyük kulüp, tanımadığı bir gazeteciye otomatik olarak söz hakkı vermez. Bu, kulüplerin iletişim politikalarının bir parçasıdır. Beşiktaş A Takım İletişim Sorumlusu Cihangir Bey’in yaptığı da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Bir kulübün iletişim sorumlusu, basın toplantısının düzenini sağlamakla yükümlüdür. Her talebi karşılamak, her gazeteciyi memnun etmek ya da salondaki herkesin istediği anda konuşmasına izin vermek zorunda değildir. Elbette gazeteciler eleştiri yapabilir. Kasti söz hakkı verilmediğini düşünen bir gazeteci, bunu dile getirebilir. Kulübün iletişim politikasını sorgulayabilir. Ancak eleştiri ile ortamı germek arasında önemli bir fark vardır.
Gazetecilik, her zaman mikrofonu eline almak değildir. Bazen mikrofonun neden başkasına verildiğini anlamaya çalışmaktır. Bazen de kendi söz hakkınız verilmediğinde bile olayın tamamını görüp adil değerlendirme yapabilmektir. Kocaeli basını, o gün gazeteci gibi değil, taraftar gibi davrandı.
Evet mikrofon herkesin hakkı olabilir; ancak mikrofonu kimin, ne zaman ve hangi şartlarda vereceğine karar vermek de basın toplantısını düzenleyen kulübün sorumluluğudur. Tabi ki Beşiktaş’ta zaman zaman ben de mikrofon alamasam da Cihangir beyi sabrı ve emeklerinden ötürü de tebrik ederim.