Yeni Birlik Gazetesi
Yeni Birlik Kültür Sanat Altın Portakal'da iki kritik oturum: beyaz perdenin engelleri ve setlerin gizli dünyası

Altın Portakal'da iki kritik oturum: beyaz perdenin engelleri ve setlerin gizli dünyası

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin son gününde gerçekleşen iki özel söyleşi, beyaz perdede erişilebilirlik gereksinimlerini ve setlerdeki görsel tasarımın inceliklerini odağına aldı.

MUHABİR: Sema Sezen

Sinema dünyasının köklü buluşmalarından 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, kapanış gününde sektörün iki hayati alanını tartışmaya açan özel panellere ev sahipliği yaptı. Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’nda düzenlenen etkinliklerde; sinema salonlarının dezavantajlı bireyler için erişilebilir hale getirilmesi ve set ortamında görsel dilin inşasında kritik rol üstlenen sanat yönetiminin dinamikleri detaylarıyla ele alındı.

Sinemada 'bir arada olma' vizyonu ve mekan bariyeri

Festival programı kapsamında Berk Şenöz’ün moderatörlüğünde ve eş zamanlı işaret dili çevirisiyle gerçekleşen "Bir Arada Film İzlemek Mümkün! Erişilebilir Sinema" oturumunda, Engelsiz Filmler Festivali direktörleri Emrah Kalan ve Kıvanç Yalçıner deneyimlerini aktardı. Türkiye'deki festival geçmişlerinden süzülen birikimle yola çıktıklarını belirten ikili, sinemayı tüm izleyiciler için ortak bir deneyim alanına dönüştürmeyi amaçladıklarını vurguladı.

Farklı engel gruplarının ihtiyaçlarına yönelik çözümlerin gösterimlere mutlaka dahil edilmesi gerektiğine değinen Kalan ve Yalçıner; görme engelliler için sesli betimlemenin, işitme engelliler için işaret dili ve ayrıntılı altyazı desteğinin, ortopedik engelliler içinse fiziksel salon uyarlamalarının bir zorunluluk olduğunu ifade etti. Yalçıner, sektörün önündeki en belirgin engelin mekânsal erişim olduğuna işaret ederek, son yıllarda rampa ve asansör kullanımında artış yaşansa da hem modern teknik altyapıya sahip hem de ortopedik engelli bireylerin rahatça ulaşabileceği salon sayısının halen yetersiz kaldığını söyledi.

Sesli betimlemenin yalnızca teknik bir aktarım değil, adeta bir edebi çeviri hassasiyeti gerektirdiğinin altını çizen Yalçıner, yönetmen ve yapımcıların bu aşamaya doğrudan katılım göstermesinin sanatsal bütünlük açısından kritik önem taşıdığını belirtti. Yalçıner ayrıca, uluslararası alanda Atina, Barselona ve Hamburg gibi kentlerdeki örneklerle kurdukları temaslar neticesinde temelleri atılan BE IN Erişilebilir Film Festivalleri Ağı sayesinde global bir iş birliği havuzu oluşturduklarını kaydetti.

Beyaz perdenin mimarları: 'Mış gibi yapma' sanatı

Günün bir diğer buluşmasında ise deneyimli sanat yönetmenleri Natali Yeres ile Osman Özcan, "Biz bu işe nasıl başladık - İki tasarımcının set hikâyeleri" başlıklı panelde sektörün mutfak tarafını aydınlattı.

Yönetmen ve görüntü yönetmeniyle birlikte setin görsel çatısını kuran üçüncü temel figürün sanat yönetmeni olduğunu hatırlatan Natali Yeres; renk paletinden karaktere uygun kostüme, saç ve makyaj tercihlerinden mekanın ruhuna kadar geniş bir yelpazede görsel kimliği şekillendirdiklerini anlattı. Sanat yönetiminin özünde bir "mış gibi yapma" kabiliyeti barındırdığını söyleyen Yeres, mermer hissi veren bir mezar taşının strafordan üretilmesi örneğinde olduğu gibi, malzemenin potansiyelini ışık ve kamera teknikleriyle birleştirmenin mesleğin temel kuralı olduğunu dile getirdi.

Tasarım sürecinin henüz senaryo aşamasında başladığını belirten Osman Özcan ise yönetmenin zihnindeki soyut fikirleri somut bir dünya kurgusuna dönüştürmek için ekip olarak yoğun bir mesai harcadıklarını kaydetti. Mekânın sıfırdan inşa edilmesinden doğru aksesuarların seçilmesine kadar her adımın filmin görsel dil birliğini koruma hedefiyle atıldığını vurgulayan Özcan, yönetmen ve görüntü yönetmeniyle kurulan kesintisiz diyaloğun başarıdaki belirleyici unsur olduğunu ifade etti.