Meme kanseri tedavisinde hastalığın kontrol altına alınmasının yanı sıra hastaların yaşam kalitesini korumak da kritik önem taşıyor. Ameliyat sonrasında kolu rahatça hareket ettirebilmek, giyinirken ya da bir rafa uzanırken zorlanmamak günlük hayatı doğrudan etkiliyor. Koltuk altındaki lenf bezlerinin geniş kapsamlı bir operasyonla çıkarılmasının bazı hastalarda kol şişliğine, ağrıya ve omuz hareketlerinde kısıtlılığa yol açabildiğini belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, yeni araştırmaların uygun hastalarda daha sınırlı cerrahiyle de başarılı sonuçlar elde edilebildiğini gösterdiğini ifade etti.
Geleneksel yöntemlerde meme kanserinin koltuk altındaki lenf bezlerine sıçradığı tespit edildiğinde, bölgedeki diğer tüm lenf bezleri de sıklıkla çıkarılıyordu. Ancak beş Avrupa ülkesinde yaklaşık üç bin hastanın katılımıyla yürütülen SENOMAC çalışması, her hastanın bu kadar geniş bir ameliyata ihtiyaç duymadığını ortaya koydu. Çalışmanın 2026 ASCO Yıllık Toplantısı’nda sunulan güncel verileri de sınırlı cerrahinin hastalığın kontrolünde yeterli olduğunu destekliyor.
Bekçi lenf bezleri tanı ve tedavide belirleyici oluyor
Meme kanserinin yayılımını değerlendirmek için öncelikle kanser hücrelerinin memeden ayrıldığında ilk ulaşabileceği nokta olan 'bekçi lenf bezleri' inceleniyor. Ameliyat sırasında bu bezler çıkarılarak tümör hücresi bulunup bulunmadığı araştırılıyor. Geçmişte bu bezlerde kanser saptandığında koltuk altındaki tüm lenf dokusu temizlenirken, güncel veriler bir veya iki bekçi lenf bezinde yayılım olsa dahi ek cerrahiye ihtiyaç duyulmayabileceğini kanıtlıyor.
Lenfödem tedavisi ve cerrahi sonrası yaşam kalitesi
Koltuk altındaki lenf bezlerinin geniş hatlarıyla çıkarılması, cerrahi sonrasında kolda lenf sıvısının birikmesiyle oluşan ve kronik bir tabloya dönüşebilen lenfödem (kol şişmesi) riskini önemli ölçüde artırıyor. Tıp literatüründe aksiller lenf nodu diseksiyonu uygulanan hastaların yaklaşık %20 ila %30'unda gelişen lenfödem, kolda fiziksel kısıtlılık, enfeksiyon riski ve ağrıya sebep oluyor. Gereksiz cerrahi müdahalelerden kaçınılması ise lenfödem oluşma riskini minimize ederek hastaların tedavi sonrası günlük aktivitelerine kalıcı bir hasar olmadan dönmesini sağlıyor.
Tedavi sürecinin hastaya özel planlanması gerektiğini vurgulayan uzmanlar; tümörün büyüklüğü, lenf bezlerindeki yayılım derecesi ve uygulanacak ek tedaviler ışığında karar verilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Bu doğrultuda nihai ameliyat kararı meme cerrahisi, tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi uzmanlarının ortak değerlendirmesiyle şekilleniyor.