ABD Başkanı Donald Trump, tarihi bir ziyaret için Çin’e gidiyor. Yarın başlayacak ve üç gün sürecek olan dev zirve, ticaret savaşlarından Orta Doğu’daki sıcak çatışmalara kadar dünyanın kaderini tayin edecek başlıkları barındırıyor. Küresel piyasalar, 2017’den bu yana gerçekleşecek bu ilk "Pekin randevusu"na kilitlendi.
Dostluktan Düelloya: 2017'den 2026'ya Uzanan Rekabet
2017 yılında Florida’da samimi görüntülerle başlayan Trump-Şi diyaloğu, aradan geçen yıllarda milyarlarca dolarlık gümrük vergisi savaşlarına evrildi. 2018 ve 2019 yıllarındaki G20 zirvelerinde imzalanan "birinci aşama" anlaşmalar, pandemi ve karşılıklı taahhütlerin yerine getirilmemesiyle rafa kalkmıştı. 2025 yılında Güney Kore’deki APEC zirvesinde ilan edilen ve %140’lara varan yıkıcı vergileri donduran "bir yıllık geçici ateşkes", bu hafta Pekin’de ya kalıcı bir barışa dönüşecek ya da yerini çok daha sert bir ekonomik savaşa bırakacak.
Masadaki En Sıcak Madde: Orta Doğu ve Enerji Güvenliği
Pekin’deki görüşmenin sadece ticaretle sınırlı kalmayacağı aşikâr. ABD ve İsrail’in İran ile olan savaş süreci, küresel enerji arzı güvenliğini tehdit ederken, Çin’in bu krizdeki arabuluculuk potansiyeli veya takınacağı tavır masadaki en kritik dosya olarak öne çıkıyor. Trump’ın Çin’den İran üzerindeki etkisini kullanmasını isteyip istemeyeceği, Orta Doğu’daki savaşın seyrini doğrudan etkileyebilir.
Teknoloji ve Nadir Elementler Savaşı
Zirvenin bir diğer ayağını ise "stratejik kısıtlamalar" oluşturuyor. ABD’nin yüksek teknoloji ihracatına getirdiği engellemelere, Çin’in çip yapımı için kritik olan nadir toprak elementleri üzerinden misilleme yapması, küresel teknoloji tedarik zincirini kopma noktasına getirdi. İki liderin bu "stratejik kozları" nasıl müzakere edeceği, Apple’dan Huawei’ye kadar tüm devlerin geleceğini belirleyecek.
Tayvan Dosyası: Kırmızı Çizgiler Çatışıyor
Görüşmenin en hassas başlığı ise hiç kuşkusuz Tayvan’ın statüsü olacak. Çin’in "kırmızı çizgisi" olarak tanımladığı Tayvan meselesi, ABD’nin bölgedeki askeri varlığı ve destek politikalarıyla birleşince diplomatik bir kördüğüme dönüşüyor. Trump ve Şi’nin bu konuda bir "orta yol" bulup bulamayacağı, sadece bölgesel bir çatışmayı önlemekle kalmayacak, aynı zamanda küresel güvenlik mimarisini de yeniden şekillendirecek.