Batı Kudüs sınırları içinde yer alan ve 1948 yılından önce Filistinli ailelerin mülkiyetinde olduğu tarihi belgelerle sabit olan stratejik bir arazi, uluslararası hukuk normları hiçe sayılarak ABD’ye devredildi. İki ülke arasında imzalanan sözleşmeye göre, söz konusu mülk kalıcı bir ABD Büyükelçiliği kompleksi inşa edilmesi amacıyla 99 yıllığına ve yıllık sadece 1 dolar gibi sembolik bir bedelle Washington yönetimine tahsis edildi.

Trump’ın Başlattığı Süreçte Yeni Aşama
İsrail Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi bilgilendirmede, anlaşmanın Dışişleri Bakanı Gideon Saar ile ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee arasında imzalandığı duyuruldu. Tesis edilen bu yeni mutabakatın, ABD’nin Kudüs’teki mevcut geçici diplomatik misyon binasından kalıcı ve geniş kapsamlı bir yerleşkeye geçişinin resmi başlangıcı olduğu aktarıldı. Diplomatik kaynaklar, bu hamlenin temellerinin 2017 yılında dönemin ABD Başkanı Donald Trump tarafından atıldığını anımsatıyor. Trump, uluslararası toplumun büyük çoğunluğunun aksine Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımış ve elçiliğin Tel Aviv’den taşınması talimatını vermişti.
İmza töreninde konuşan İsrail Dışişleri Bakanı Saar, bu girişimin sıradan bir arsa kiralama işleminin çok ötesinde anlamlar taşıdığını iddia etti. Saar, projenin Tel Aviv-Washington hattındaki stratejik ittifakın ve kopmaz bağların somut bir abidesi olduğunu öne sürerek, İsrail'in Orta Doğu coğrafyasında ABD için vazgeçilmez bir unsur olduğunu savundu.

"Dini ve İdeolojik" Savunma Dünyayı Karşına Alıyor
ABD Büyükelçisi Mike Huckabee ise imza törenindeki hitabında, işgal ve el koyma iddialarının gölgesindeki bu adımı teolojik ve ideolojik bir zemin üzerinden savunmayı tercih etti. Anlaşmanın ABD’nin bağımsızlığının 250. yılına denk gelmesini manidar bulduğunu belirten Huckabee, Amerika’nın kurucu ilkelerinin kökeninde Kudüs topraklarından yükselen "Yahudi-Hristiyan" ortak mirasının yer aldığını ileri sürdü. Huckabee ayrıca, inşa edilecek devasa kompleksin ABD’nin bölgedeki varlığını ebediyen mühürleyeceğini ve şehrin statüsüne dair iddialarını perçinleyeceğini iddia etti.
Bergusi: "ABD Bu Adımla Açıkça Suça Ortak Olmuştur"
Filistin cephesinden ise bu karara sert ve net bir yanıt gecikmedi. Filistin Ulusal Girişim Hareketi Genel Sekreteri Mustafa el-Bergusi, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, Washington’ın diplomatik misyonunu Kudüs’e taşıma ısrarının küresel hukukun açık bir ihlali olduğunu yineledi.
Bergusi, sahada mevcut statünün zorla değiştirilmesini yasaklayan uluslararası taahhütlerin çiğnendiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
"Bu hamle, İsrail’in yayılmacı taleplerine verilmiş hukuksuz bir tavizdir. Bugün dünyada bu politikayı destekleyen yalnızca birkaç ülke bulunmaktadır; bu da ABD’nin küresel kamuoyunun ezici çoğunluğuyla ters düştüğünü gösteriyor. Söz konusu topraklar tescilli Filistin toprağıdır ve Washington bu mülksüzleştirme operasyonuna dahil olarak Filistin halkının gasp edilen haklarındaki suça doğrudan ortak yazılmıştır."
Geçmişin İşgal Kılıfı: "Gaip Mülkleri Kanunu"
Hukuk otoriteleri ve insan hakları örgütleri de yaşanan sürece tepkili. İsrail’de faaliyet gösteren "Adalah" (Adalet) Hukuk Merkezi, daha önce hazırladığı raporlarda projenin hayata geçirileceği arazinin karanlık geçmişine ışık tutmuştu. Merkezin arşiv çalışmalarına göre, söz konusu topraklar 1948 öncesinde İngiliz Mandası idaresine kiralanmış, gerçek mülkiyeti ise Filistinli ailelere ait olan tapulu arazilerden oluşuyor.
İsrail, bu ve benzeri arazileri 1950 yılında yürürlüğe koyduğu tartışmalı "Gaip Mülkleri Kanunu" kapsamında kendi mülkiyetine geçirmişti. Hukukçular, Lahey Sözleşmesi’nin işgal altındaki topraklarda özel mülke el konulmasını kesin bir dille yasaklayan 46. maddesinin bu tahsisle birlikte doğrudan çiğnendiğinin altını çiziyor.