Washington’un Ukrayna sahasında fiilen geri çekilmesi, savaşın finansmanı ve silah tedariki yükünü Avrupa’nın omuzlarına bıraktı. 2025 verileri, ABD’nin Kiev’e sağladığı yardımların neredeyse tamamen durduğunu, buna karşılık Avrupa Birliği ülkelerinin askerî desteğinin hızla arttığını ortaya koyuyor. Bu dönüşüm yalnızca ekonomik bir mesele değil; Avrupa’yı doğrudan askerî ve siyasal bir hesaplaşmanın eşiğine taşıyan stratejik bir kırılmaya işaret ediyor. Peki ABD 2025’te Ukrayna yardımlarını neden sıfırladı ve bu tablo Avrupa için uzun vadeli bir krize mi dönüşüyor?
ABD 2025’te Ukrayna yardımlarını sıfırladı mı?
Ukrayna’ya Destek Takip Raporu’na (Ukraine Support Tracker) göre, 2025 yılında ABD’nin Kiev’e sağladığı askerî yardım bir önceki döneme kıyasla yüzde 99 oranında geriledi. Bu sert düşüş, fiiliyatta ABD’nin Ukrayna’ya askerî destek kanalını kapattığını gösteriyor. Aynı eğilim yalnızca askerî alanda değil; finansal ve insani yardımlarda da gözlemleniyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde izlenen politika, Kiev’e doğrudan yardımları azaltma yönünde şekillendi. Washington, Ukrayna’ya destek vermek isteyen NATO ülkelerine silah satışını sürdürse de, doğrudan yardım mekanizmalarını askıya aldı. Böylece ABD, sahadaki yükü müttefiklerinin üzerine bırakan bir konuma geçti.
Avrupa’nın Ukrayna’ya askerî desteği neden arttı?
ABD’nin geri çekilmesiyle oluşan boşluk, kısa sürede Avrupa Birliği ülkeleri tarafından dolduruldu. Rapora göre 2025’te Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya sağladığı askerî destek yüzde 67 oranında arttı. Bu artış, uluslararası destek mimarisinin ağırlık merkezinin ABD’den Avrupa’ya kaydığını net biçimde ortaya koyuyor.
Avrupa başkentleri, Ukrayna’nın savunma kapasitesinin korunmasının kendi güvenlikleri açısından kritik olduğu görüşünde birleşiyor. Ancak bu yaklaşım, artan savunma harcamaları ve bütçe baskıları nedeniyle iç politikada tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Ukrayna’ya en büyük askerî destek hangi ülkeden geldi?
2025 verilerine göre Ukrayna’ya en fazla askerî yardım sağlayan ülke Almanya oldu. Berlin’in sağladığı destek 9 milyar avroya ulaştı. Almanya’yı şu ülkeler izledi:
İngiltere: 5,4 milyar avro
İsveç: 3,7 milyar avro
Norveç: 3,6 milyar avro
Danimarka: 2,6 milyar avro
Bu tablo, Ukrayna’ya verilen askerî desteğin artık büyük ölçüde Avrupa merkezli yürütüldüğünü gösteriyor. Özellikle Almanya’nın lider rol üstlenmesi, AB içindeki güç dengeleri açısından da dikkat çekici.
Avrupa için uzun vadeli kriz riski ne anlama geliyor?
ABD’nin katkısındaki sert düşüşe karşın Avrupa’nın yükü artarken, uzun vadeli sürdürülebilirlik ciddi bir soru işareti olarak öne çıkıyor. Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde, Ukrayna’ya askerî, finansal ve insani destek sağlama sorumluluğunun neredeyse tamamen Avrupa’nın omuzlarına binmesi bekleniyor.
Bu durum, Avrupa ekonomileri üzerinde ek baskı yaratıyor. Savunma harcamalarının artması, sosyal politikalar ve kamu yatırımları üzerinde kısıtlayıcı bir etki doğurabilir. Aynı zamanda, AB içinde Ukrayna’ya destek konusunda görüş ayrılıklarının derinleşmesi ihtimali de masada.
ABD’nin politikası Moskova’nın yaklaşımıyla örtüşüyor mu?
Washington’un yardım politikasındaki değişim, Moskova’nın “Ukrayna’ya askerî yardım savaşı uzatır, sonucu değiştirmez” yönündeki söylemiyle kısmen örtüşüyor. Ancak ABD, bu yaklaşımı doğrudan Rusya lehine bir pozisyon olarak tanımlamaktan kaçınıyor.
Buna karşın, NATO ülkelerine silah satışlarının sürmesi, ABD’nin tamamen sahadan çekilmediğini; ancak doğrudan mali sorumluluğu üstlenmek istemediğini gösteriyor. Bu ikili tutum, Avrupa açısından stratejik belirsizlikleri artırıyor.
Avrupa’nın önündeki çıkmaz ne?
Avrupa Birliği, Ukrayna’ya desteği sürdürmek ile kendi ekonomik ve siyasal dengelerini korumak arasında zor bir tercihle karşı karşıya. Uzmanlara göre, ortak bir uzun vadeli strateji oluşturulmadığı takdirde bu yük, AB içinde ciddi çatlaklara yol açabilir.
Kıtanın önündeki temel soru net: ABD’nin geri adım attığı bir denklemde Avrupa, Ukrayna’ya desteği ne kadar süre ve hangi maliyetle sürdürebilir? Bu sorunun yanıtı, yalnızca Ukrayna savaşının değil, Avrupa’nın güvenlik mimarisinin de geleceğini belirleyecek.