Gazze Şeridi’nde devam eden saldırılar ve kısıtlamalar, bölgeyi dünyanın en büyük açık hava hapishanesinden, en büyük "açlık kampına" dönüştürmüş durumda. Han Yunus sokaklarında yükselen feryatlar, sadece bombalara değil, bitmek bilmeyen açlığa ve yoksulluğa karşı veriliyor.
"Aşevi Son Sığınağımız"
Evi yıkıldıktan sonra bir çadırda yaşamaya çalışan 33 yaşındaki Ümmü Bilal el-Mısri, bölgedeki binlerce anneden sadece biri. Gıda fiyatlarının astronomik seviyelere ulaştığını ve işsizlik nedeniyle cebinde bir kuruş bile olmadığını anlatan acılı anne, "Yemek satın alamıyoruz, hiçbir şeye gücümüz yetmiyor. Bu aşevi bizim hayatta kalmamız için tek şansımız" sözleriyle yaşadıkları sefaleti özetledi.
Trajedi İçinde Trajedi: Çadır Üzerine Yıkıldı
Ümmü Bilal’in hikayesini duyanların boğazını düğümleyen detay ise küçük kızının durumu. Anne, bir gün yine yardım kuyruğuna yetişmek için aceleyle çadırdan çıkmaya çalışırken, derme çatma barınakları küçük kızının üzerine devrildi. Olay sonucunda kızının kolu kırıldı. Ancak Gazze’nin sert gerçekliği, tedavi sonrası dinlenmeye bile izin vermiyor; aile karınlarını doyurabilmek için ertesi gün yine o kuyruğa, kırık kolla girmek zorunda kaldı.
Sadece Çocuklar Değil, Hasta Yaşlılar da Aç
Ümmü Bilal, sadece çocuklarının değil, hasta anne ve babasının da sorumluluğunu omuzlarında taşıyor. "Babam ve annem hasta. Onlara da bakmaya çalışıyorum. Çocuklarıma tek başıma yetişemiyorum. Gerçekten çok büyük bir yardıma ihtiyacımız var" diyen genç kadın, yardım kuruluşlarının dağıttığı bir kap sıcak yemeği ailesi arasında paylaştırıyor.
İşsizlik ve Kıtlık Kıskacında Gazze
Bölgedeki insani kriz, yardımların engellenmesiyle her geçen gün kronikleşiyor. İşsizlik oranının %100'e yaklaştığı, pazarlarda taze gıdanın "lüks" haline geldiği Gazze'de, Ümmü Bilal ve çocukları gibi on binlerce insan, bir lokma ekmek için insanlık onurunun sınandığı kuyruklarda yaşam mücadelesi veriyor.
Han Yunus'tan yükselen bu sessiz çığlık, uluslararası toplumun vicdanında yankı bulmayı bekliyor.