Orta Doğu'da yükselen gerilim ve enerji koridorlarındaki belirsizlik sürerken, İran'dan dünya piyasalarını yakından ilgilendiren stratejik bir çıkış geldi.
İran Meclis Başkan Yardımcısı Ali Nikzad, Hürmüz Boğazı’ndaki mevcut askeri ve siyasi duruma ilişkin yaptığı açıklamada, bölgenin kontrolü ve işleyişi konusunda geri adım atmayacaklarını net bir dille ifade etti. Nikzad, "Hiçbir koşulda Hürmüz Boğazı’nı önceki haline döndürmeyeceğiz. Devrim Rehberi’nin talimatı da bu yönde" diyerek kararlılık mesajı verdi.
Enerji koridorunda yüzde 25'lik kritik eşik
Nikzad, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda Umman’a alternatif bir ortaklık arayışında olduğunu ancak bu talebi doğrudan dile getirmekten çekindiğini iddia etti. İran'ın jeopolitik gücünün sadece Hürmüz ile sınırlı kalmadığını belirten Nikzad, Babülmendep Boğazı ile birlikte bu bölgelerde tam hakimiyet sağlanması durumunda dünya ekonomisinin yüzde 25 oranında etkileneceğini vurguladı.
Bu tespitin "son savaş" olarak nitelendirilen süreçte tescillendiğini ifade eden Meclis Başkan Yardımcısı, ülkesinin zenginleştirilmiş uranyum stoklarını teslim etmeyeceğini ve nükleer kapasite konusunda Donald Trump'ın açıklamalarının çelişkili olduğunu savunur.
Hürmüz Boğazı neden bu kadar önemli?
Hürmüz Boğazı, küresel enerji arz güvenliğinin kalbi olarak kabul ediliyor. Dünya genelinde deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık üçte biri ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) büyük bir kısmı bu dar su yolundan geçiyor. 2026 yılı itibarıyla enerji krizinin derinleştiği bir ortamda, boğazın statüsüne dair yapılan bu "eski haline dönmeyecek" vurgusu, petrol fiyatlarında yukarı yönlü baskıyı tetikleme potansiyeli taşıyor. Uzmanlar, bölgedeki askeri hareketliliğin kalıcı hale gelmesinin, lojistik maliyetlerini artırarak küresel enflasyon üzerinde yeni bir baskı unsuru oluşturabileceğine dikkat çekiyor.
Bölgesel güvenlik ve stratejik dengeler
İran’ın bu hamlesi, sadece enerji nakli değil, aynı zamanda bölgesel askeri üstünlük mücadelesinin bir parçası olarak görülüyor. Nikzad’ın açıklamaları, İran’ın savunma doktrininde Hürmüz’ü bir "pazarlık kozu" olmaktan çıkarıp, kalıcı bir "etki sahası" haline getirdiğini kanıtlar nitelikte. ABD ve müttefiklerinin bölgedeki varlığına karşı geliştirilen bu yeni statüko, uluslararası hukuk ve deniz seyrüsefer güvenliği tartışmalarını da yeni bir boyuta taşıyacak gibi görünüyor.