İngiltere Kralı III. Charles ve Kraliçe Camilla, Beyaz Saray’da Donald Trump tarafından karşılanmalarının ardından rotayı ABD Kongresi’ne kırdı. Temsilciler Meclisi ve Senato’nun ortak oturumunda kürsüye çıkan Charles, annesi Kraliçe II. Elizabeth’in 1991’deki ziyaretinden bu yana Kongre’ye hitap eden ilk kraliyet mensubu olarak tarihe geçti. Ancak bu tarihi an, Charles'ın Trump'a yönelik sert göndermeleriyle "tarihi bir restleşmeye" dönüştü. Kral Charles, konuşmasının ilk bölümünde küresel krizlere dikkat çekti. İran savaşı nedeniyle gerilen ikili ilişkilerin onarılması gerektiğini belirten Kral, Ukrayna ve Orta Doğu’daki çatışmalara atıfta bulunarak, "Büyük bir belirsizlik döneminde bir araya geliyoruz" dedi. İki ülkenin "akrabalık ve kimlik bağının paha biçilmez ve kopmaz" olduğunu söyleyen Charles, asıl bombayı konuşmasının sonuna sakladı.
Trump’ın "Almanca" Çıkışına İngiliz Usulü Yanıt
Donald Trump’ın daha önce Davos Zirvesi’nde Avrupa Birliği ülkelerine yönelik sarf ettiği, "Biz olmasak hepiniz Almanca konuşurdunuz. Ne kadar nankörler..." sözleri İngiliz Kralı'nın hedefindeydi. Trump’ın bu üstenci üslubuna en üst perdeden yanıt veren Kral Charles, Kongre üyelerinin gözlerinin içine bakarak tarihe geçecek o cümleyi kurdu.
"Siz De Fransızca Konuşuyor Olacaktınız!"
Kral Charles, Trump'ın sözlerini doğrudan alıntılayarak başladığı cevabında; "Yakın zamanda 'ABD olmasaydı, Avrupa ülkeleri Almanca konuşuyor olacaktı' demiştiniz. Cüretkar bir şekilde söyleyebilirim ki, biz olmasaydık, siz Fransızca konuşuyor olacaktınız" ifadelerini kullandı. ABD’nin bağımsızlık sürecindeki İngiliz-Fransız rekabetine ve İngiltere'nin bölgedeki tarihi etkisine atıfta bulunan bu sözler, salonda derin bir sessizliğe neden oldu.
Diplomatik Nezaket Mi, Stratejik Uyarı Mı?
Kral'ın bu çıkışı, son dönemde İran ve ticari anlaşmalar nedeniyle gerilen Londra-Washington hattında "sessiz bir meydan okuma" olarak yorumlandı. Trump’ın şaşkınlıkla izlenen bu cevaba nasıl bir karşılık vereceği merak konusu olurken, İngiliz basını Kral Charles’ın bu hamlesini "Annesinin diplomatik zarafetinden, babası Prens Philip’in açık sözlülüğüne bir geçiş" olarak niteledi.