Rusya Müslümanlarının Müslüman ülkelere elçi olarak gönderilmesi, sanılanın aksine modern döneme ait geçici bir uygulama değil. Bu gelenek, Çarlık Rusyası’ndan Sovyetler Birliği’ne, oradan da günümüz Rusya’sına uzanan uzun bir diplomatik çizgiye dayanıyor. Dinin kamusal hayattan tamamen dışlandığı Sovyet döneminde bile bu uygulamanın sürmesi dikkat çekiyor. Bu geleneğin en çarpıcı ve etkili temsilcilerinden biri ise Kazak asıllı Sovyet diplomatı Nazir Torekulov oldu. Torekulov, Sovyetler Birliği ile Suudi Arabistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasında kilit rol oynayan isim olarak tarihe geçti.
Rusya Müslümanlarının Müslüman ülkelere elçi olarak gönderilmesi geleneği
Rusya’nın Müslüman coğrafyalarla ilişkilerinde Müslüman elçileri tercih etmesi, özellikle Orta Asya ve Ortadoğu diplomasisinde köklü bir uygulama olarak öne çıkıyor. Çarlık Rusyası döneminde bu geleneğin önemli temsilcileri arasında 1840’ta Buhara’ya gönderilen Orenburglu Tatar Müslüman Mendiyar Bekçurin, 18. yüzyılda Orta Asya ve Kafkasya’da görev yapıp sonrasında Rusya’nın ilk müftüsü olan Muhammetcan Hüseyinov ve Orta Asya’da elçilik yapan Aldar İsengildin bulunuyor.
Bu yaklaşım, Sovyetler Birliği döneminde de ideolojik çelişkilere rağmen devam etti. Müslüman elçiler, hem dini hassasiyetlere aşina olmaları hem de bölge halklarıyla daha kolay ilişki kurabilmeleri nedeniyle tercih edildi.
Günümüzde bu geleneğin yansıması: Ramzan Kadırov örneği
Bu tarihsel çizginin günümüzdeki en dikkat çekici örneklerinden biri Çeçen lider Ramzan Kadırov olarak görülüyor. Kadırov’un Rus devleti adına Müslüman ülkelere sık sık temsilci olarak gönderilmesi, birçok gözlemci tarafından bu eski geleneğin modern bir devamı şeklinde yorumlanıyor.
2015 yılında Suudi Arabistan’a giden Kadırov’un, kraliyet ailesi üyesi gibi karşılanması ve yalnızca özel konuklara açık olan Hz. Muhammed’in yaşamış olduğu eve alınması bu duruma örnek gösteriliyor. Kadırov’un Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ve Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed gibi isimlerle yakın ilişkiler kurması, onu Kremlin lehine etkili bir aracı konumuna taşıyor.
Nazir Torekulov kimdir?
Bu geleneğin Sovyet dönemindeki en güçlü temsilcisi ise Nazir Torekulov oldu. Özbekistan’ın Kokand şehrinde doğan, Kazak asıllı Torekulov, cedid medresesinde eğitim aldıktan sonra ticaret eğitimi gördü. Moskova’da üniversite öğrenimi sürerken Birinci Dünya Savaşı ve ardından 1917 Bolşevik Devrimi, hayatının yönünü değiştirdi.
Devrim sonrası Kızıl Ordu’ya katılan Torekulov, kısa sürede Komünist Parti içinde yükseldi. Gazetecilik, editörlük, eğitimcilik ve dilbilim alanlarında aktif rol aldı. Türkistan Komünist Partisi yayınlarında görev aldı, birçok derginin yayımlanmasına öncülük etti ve Türk dünyasında geniş bir entelektüel etki alanı oluşturdu.
Sovyet-Suudi ilişkilerinin mimarlarından biri
1920’li yıllarda Sovyetler Birliği ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler, bugün pek bilinmeyen bir sıcaklık döneminden geçti. Sovyetler Birliği, Şubat 1926’da Abdülaziz El Suud’u Hicaz Kralı ve Necid Sultanı olarak tanıyan ilk devlet oldu. Bu hamle, İngiltere’nin bölgedeki etkisini dengelemeye yönelik stratejik bir adımdı.
Bu süreçte önemli bir rol oynayan isimlerden biri Kerim Hakimov oldu. Hakimov’un ardından 1927 yılında Sovyetler Birliği, Suudi Arabistan’a tam yetkili temsilci olarak Nazir Torekulov’u atadı. Torekulov’un görevi, Ortadoğu’daki Müslüman liderlerle Sovyetler arasında güven tesis etmekti.
Torekulov’un Suudi Arabistan’daki diplomatik faaliyetleri
Kısa sürede Arapça öğrenen Torekulov, Kral Abdülaziz ve kraliyet ailesiyle yakın ilişkiler kurdu. Eşi Nina Levaşova’nın kraliyet ailesinin kadın ve çocuklarını tedavi etmesi de bu ilişkileri güçlendirdi. Torekulov’un çabalarıyla iki kritik gelişme yaşandı: Hicaz’a yakıt sevkiyatını kapsayan “benzin anlaşması” ve Veliaht Prens Faysal’ın 1932’de Sovyetler Birliği’ni ziyareti.
Bu ziyaret, Sovyet-Suudi ilişkilerinin zirve noktası olarak kabul ediliyor. Moskova, bu temasla sadece diplomatik değil, ekonomik iş birliklerini de geliştirmeyi hedefledi.
Trajik son ve ilişkilerin kopuşu
Ancak Sovyet iç siyaseti, Torekulov’un kaderini de belirledi. 1936’da görevinden geri çağrılan Torekulov, 1937’de tutuklandı ve “anti-Sovyet pan-Türkist faaliyetler” suçlamasıyla idam edildi. Kısa süre sonra selefi Kerim Hakimov da aynı akıbeti yaşadı.
Bu infazlar, Kral Abdülaziz’i derinden öfkelendirdi. Sovyetler Birliği ile diplomatik ilişkiler 1938’de tamamen koptu ve Cidde’deki Sovyet misyonu kapatıldı. Ardından Suudi petrol sahalarının geliştirilmesinde İngiltere ve ABD ön plana çıktı.
Rusya ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler ancak 1992’de, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yeniden kuruldu. Ancak bu ilişkiler hiçbir zaman Torekulov dönemindeki derinliğe ulaşamadı. Nazir Torekulov, Moskova ile Riyad arasında kalıcı ve güçlü bağlar kurmaya çalışan, Sovyet diplomasisinin en sıra dışı figürlerinden biri olarak tarihteki yerini koruyor.