Orta Doğu’da 28 Şubat’tan bu yana devam eden ve bölgeyi ateş çemberine çeviren savaşta beklenmedik bir dönemece girildi. Tahran’ın nükleer programı ve balistik füze kapasitesine yönelik operasyonların ardından, Washington ve Tahran yönetimleri Pakistan’da yürütülen gizli görüşmeler neticesinde 15 günlük bir ateşkes üzerinde mutabakata vardı. İsrail hükümetinin resmi olarak desteklediği bu karar, siyaset arenasındaki ateşi ise körükledi.
"Milli Güvenliğimiz Karar Altına Alınırken Masada Yoktuk"
Ateşkesin duyurulmasıyla birlikte İsrail ana muhalefeti, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu hedef tahtasına koydu. Eski Başbakan ve Gelecek Var (Yesh Atid) Partisi lideri Yair Lapid, İsrail’in kendi geleceğini ilgilendiren müzakerelerde saf dışı bırakılmasına ateş püskürdü. Lapid, "Tarihimizde böylesine bir diplomatik felaket yaşanmadı. Ulusal güvenliğimizin temelleri sarsılırken, kararlar alınırken masada bile yer bulamadık," ifadelerini kullandı.
Netanyahu’ya "Stratejik Başarısızlık" Suçlaması
Açıklamalarında orduya ve halka övgüler dizen Lapid, faturayı siyasi iradeye kesti. İsrail ordusunun kendisine verilen tüm görevleri başarıyla yerine getirdiğini ve halkın devasa bir direnç sergilediğini belirten muhalefet lideri, Netanyahu’nun hedeflerinin hiçbirine ulaşamadığını savundu. Lapid’e göre, gelinen nokta siyasi ve stratejik açıdan tam bir hüsran niteliği taşıyor.
Trump’ın 10 Maddelik Planı Tahran’ı Masaya Çekti
Ateşkesin perde arkasında ise Donald Trump’ın sunduğu 10 maddelik bir müzakere taslağı olduğu öğrenildi. Başlangıçta Trump’ın "tam imha" tehditleriyle karşı karşıya kalan Tahran yönetimi, bu sert söylemin yumuşaması ve sunulan planın müzakere zemini olarak kabul edilmesiyle geri adım attı. İki aşamalı olarak planlanan mutabakatın, bölgedeki gerilimi 15 günlüğüne dondurması bekleniyor.
Uranyum ve Hürmüz Boğazı Tartışması
Anlaşmanın detayları sızmaya başladıkça eleştiri okları da çeşitlendi. Mutabakatın, İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini korumasına izin verdiği ve Hürmüz Boğazı’ndaki nüfuzunu pekiştirdiği iddiaları uluslararası kamuoyunda tartışılmaya başlandı. İsrail kanadında ise bu durumun, "geçici bir huzur karşılığında stratejik bir taviz" olup olmadığı sorgulanıyor.