Amerika Birleşik Devletleri’nde artan hayat pahalılığı ve enerji krizine karşı halkın sabrı tükenme noktasına geldi. İran ile yaşanan askeri gerilim ve ardından gelen ekonomik ambargoların faturası vatandaşa kesildi. Sosyal medyada hızla yayılan bir videoda, arabasında gözyaşlarına boğulan Amerikalı bir kadının "Kendimi öldüresiye çalışıyorum ama faturaları bile ödeyemiyorum, hepsi boşuna" sözleri, ülkede yaşanan geçim derdinin sembolü haline geldi. Halk, meydanlara inerek yönetime "savaşı durdurun" çağrısı yapıyor.
Hürmüz Boğazı Krizi Cüzdanları Yaktı
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla birlikte küresel ölçekte tırmanan gaz ve petrol fiyatları, ABD’de günlük hayatı felç etti. Pakistan’da yürütülen diplomatik görüşmelerden somut bir sonuç çıkmaması, ateşkesin her an bozulabileceği endişesini artırırken; Amerikan vatandaşları benzin istasyonlarındaki etiketler karşısında çaresiz kaldı. Birçok eyalette "Geçinemiyoruz" sloganlarıyla protestolar düzenlenirken, halk Washington'dan acil çözüm bekliyor.
Mehmet Öz’den Şok Trump İtirafı: "Çimleri Öldüren Kanserle Savaşır"
Halk sokakta ekonomik krizle boğuşurken, Beyaz Saray’ın içinden gelen bir sızıntı gündemi tamamen değiştirdi. ABD Federal Sağlık Hizmetleri (Medicare ve Medicaid) Direktörü Mehmet Öz, Başkan Donald Trump’ın sıra dışı sağlık inanışlarını ifşa etti. Dr. Öz, Trump’ın favori içeceği olan diyet kolaya olan ilgisini tıbbi bir teoriye (!) dayandırdığını belirterek; "Başkan, asitli içeceklerin çimleri öldürdüğü için vücuttaki kanser hücrelerini de öldürebileceğine inanıyor" dedi. Trump’ın bu yaklaşımı, kriz anında halkın sorunlarından ne kadar uzak olduğu eleştirilerini de beraberinde getirdi.
Beyaz Saray'da Fast Food ve Diyet Kola Mesaisi
Trump’ın diyet kolaya ve fast food ürünlerine olan tutkusu uzun süredir biliniyordu; ancak Dr. Öz’ün bu son açıklamaları, Başkan’ın bu alışkanlıklarını "sağlıklı yaşam" stratejisi olarak gördüğünü ortaya koydu. Ülkede enflasyon ve savaş korkusu hakimken, Trump'ın "kırmızı düğmeye" basarak sık sık diyet kola siparişi vermesi, Amerikan basınında "halktan kopuk lider" tartışmalarını yeniden alevlendirdi.