Karadeniz’de süren savaşın deniz cephesi, bölgedeki güç dengelerini yeniden tartışmaya açtı. Ukrayna’nın son dönemde artırdığı saldırılarla ağır kayıplar yaşayan Rusya’nın, donanma kapasitesini koruyabilmek için yeni adımlar attığı belirtiliyor. ABD ve Avrupa’da yapılan değerlendirmelerde ise bu sürecin merkezinde Türkiye’nin yer aldığına dikkat çekiliyor.
Ukrayna’nın özellikle insansız sistemler ve Batı destekli silahlarla yürüttüğü operasyonlar, Rusya’nın Karadeniz’deki askeri varlığını ciddi biçimde zayıflattı. Çok sayıda savaş ve destek gemisinin ya batırıldığı ya da operasyon dışı kaldığı belirtilirken, Moskova yönetiminin bu kayıpları telafi etmekte zorlandığı ifade ediliyor.

Rus donanmasına destek amaçlı yeni gemi
Bu tablo karşısında Rusya, Karadeniz Filosu’nu ayakta tutabilmek için destek unsurlarını güçlendirmeye yöneldi. Ukrayna merkezli savunma kaynaklarına göre, Proje 22870 kapsamında inşa edilen “Mikhail Chekov” isimli kurtarma ve çekme gemisi Rus Donanması’na katıldı. Aralık 2025 sonunda göreve başlayan geminin Karadeniz’de konuşlandırıldığı bildirildi.
Askeri çevrelerde bu adım, Rusya’nın bölgedeki varlığını sürdürme çabasının bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Daha önce Snake Adası çevresinde bir kurtarma gemisinin vurulması da dahil olmak üzere yaşanan kayıpların, Moskova’yı bu tür destek platformlarına yönelttiği ifade ediliyor.

Savaş koşullarında hayati görevler
Proje 22870 sınıfındaki gemiler; hasar alan savaş gemilerine müdahale, denizde mahsur kalan personelin tahliyesi, çekme faaliyetleri ve yangın söndürme gibi görevlerde kullanılıyor. Ayrıca orta derinlikte dalış operasyonları yapabilme kapasitesine sahip olan bu gemiler, savaş koşullarında donanmanın operasyonel devamlılığı açısından kritik rol oynuyor.
Yaklaşık 1.600 tonluk deplasmanı bulunan gemi, 57 metre uzunluğa sahip ve 14 knot hıza ulaşabiliyor. Bu özellikleriyle doğrudan muharebe unsuru olmasa da filonun ayakta kalması açısından stratejik önem taşıyor.
Washington’dan dikkat çeken Türkiye vurgusu
ABD’de yayımlanan analizlerde, Karadeniz’deki askeri gelişmelerin yalnızca Rusya ve Ukrayna’yı değil, Türkiye’yi de doğrudan ilgilendirdiği belirtiliyor. Montrö Sözleşmesi kapsamında Boğazlar üzerinde denetim yetkisine sahip olan Türkiye’nin, savaşın deniz boyutunda kilit aktörlerden biri olduğu vurgulanıyor.
Uzmanlara göre Rusya’nın Karadeniz’de yeniden toparlanma girişimleri, Türkiye’nin tutumu ve atacağı adımlar dikkate alınmadan değerlendirilemiyor. Bu nedenle Ankara’nın izleyeceği politikanın, bölgede tansiyonun artması ya da dengelenmesi üzerinde belirleyici olacağı görüşü öne çıkıyor.
Karadeniz’deki askeri hareketliliğin hız kesmeden devam ettiğine işaret eden değerlendirmeler, önümüzdeki dönemde deniz cephesinin daha karmaşık bir hal alabileceğine dikkat çekiyor.