Türkiye'nin biyolojik zenginliğini kayıt altına almak için yola çıkan bilim insanları, kör tarla fareleri üzerinde yürüttükleri uzun soluklu çalışma ile dünya literatüründe eşine az rastlanır bir başarıya imza attı.
Bilim dünyası, Anadolu topraklarının derinliklerinde saklı kalan evrimsel bir hazineyi keşfetti. Dört farklı üniversitenin güçlerini birleştirdiği kapsamlı projede, kör tarla fareleri (Nannospalax) üzerinde yapılan incelemeler sonucunda 17 yeni memeli türü tanımlandı. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi'nden Prof. Dr. Şakir Önder Özkurt liderliğinde yürütülen ve 14 yıl süren bu devasa araştırma, Türkiye'nin biyolojik çeşitliliğine dair bugüne kadar yapılmış en önemli katkılardan biri olarak kayıtlara geçti.
Bilimsel literatürde bir ilk
Araştırmanın en dikkat çekici yönlerinden biri, tanımlanan tüm türlerin yalnızca Anadolu coğrafyasına özgü, yani endemik olması. Prof. Dr. Özkurt, bu keşfin dünya literatüründe ilk kez karşılaşılan bir örnek teşkil ettiğini belirterek, Anadolu'nun dar alanlarında gerçekleşen karmaşık evrimsel ayrışmayı bilimsel olarak kanıtladıklarını ifade etti. Proje, aynı zamanda kromozomal farklılıkların tür ayrımında temel kriter olarak kabul edildiği 'cytotype = species' yaklaşımını da güçlü verilerle destekledi.
Akademik iş birliğiyle gelen başarı
Bu büyük bilimsel başarı, Türkiye'nin önde gelen dört üniversitesinin ortak vizyonuyla hayata geçirildi. Araştırma sürecinde Prof. Dr. Ferhat Matur, Prof. Dr. Mustafa Sözen, Prof. Dr. Ercüment Çolak ve Prof. Dr. İrfan Kandemir gibi alanında uzman isimler aktif görev aldı. Çalışmaya ev sahipliği yapan kurumlar arasında Dokuz Eylül, Zonguldak Bülent Ecevit, Ankara ve Ahi Evran üniversitelerinin fen fakülteleri yer aldı.
Keşfedilen yeni türler
Uzun süren saha ve laboratuvar çalışmaları neticesinde literatüre kazandırılan 17 yeni tür şu şekilde isimlendirildi: Nannospalax gazii, N. karatasi, N. abiissent, N. occidentalis, N. tenebrosus, N. mursalogluae, N. flavus, N. eflani, N. kemali, N. medialis, N. inspirata, N. guleki, N. victoriosus, N. kastamonuensis, N. montanus, N. artus ve N. irenaeus. Uzmanlar, bu keşiflerin bölgenin ekolojik geçmişini anlamak adına kritik birer anahtar görevi göreceğini belirtiyor.