Mesleğinde on yılı geride bırakan Türkçe öğretmeni Gökçen Oruç, sınıfta gözlemlediği gerçek bir hikayeden yola çıkarak kaleme aldığı eseriyle günümüzün en büyük yaralarından biri olan akran zorbalığını mercek altına alıyor.
Bursa’da görev yapan Türkçe öğretmeni Gökçen Oruç, eğitim hayatının içinde her gün karşılaşılan ancak çoğu zaman görmezden gelinen bir soruna dikkat çekmek için kalemi eline aldı. Mesleki tecrübesini edebi bir dille birleştiren Oruç, kendi öğrencisinin yaşadığı zorlu süreçlerden ilham alarak yazdığı kitabıyla okuyucularına derin bir mesaj gönderiyor.
Sınıfın dışına itilenlerin sesi oldu
Eserinde, çevresi tarafından dışlanan, anlaşılma çabası içindeyken kendi kabuğuna çekilen ve toplumun dayattığı normlara uyum sağlamaya çalışırken örselenen bir çocuğun iç dünyasını işleyen Oruç, zorbalığın çocuklar üzerindeki görünmez tahribatını gözler önüne seriyor. Yazar, bu çalışmasıyla sadece bir hikaye anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda eğitimciler ve ebeveynler için de bir farkındalık kapısı aralıyor.
Empati ve hoşgörü çağrısı
Kitabın temelinde yatan ana fikrin empati ve hoşgörü olduğunu belirten Gökçen Oruç, bir çocuğun dünyasına dokunmanın aslında dünyayı değiştirmek anlamına geldiğini savunuyor. Oruç, kaleme aldığı eseri şu sözlerle özetliyor:
Bu çalışma, dışlanmışlığın ve uyum sağlama çabasının yarattığı sessiz bir haykırıştır. Günümüz dünyasında en çok ihtiyaç duyduğumuz değerlerin başında gelen empatiyi, bir çocuğun hayatını iyileştirebilecek en güçlü anahtar olarak görüyorum. Unutulmamalıdır ki, bir çocuğun geleceğini aydınlatmak, sadece onu gerçekten anlamakla başlar.