Avrupa Birliği (AB), Çin’in devlet destekli sanayi modeli, stratejik sektörlerde tırmanan bağımlılık riskleri ve rekor seviyeye ulaşan dış ticaret açığı nedeniyle ticaret politikasında radikal bir eksen değişimine gidiyor. Brüksel, Pekin yönetiminin küresel pazardaki ezici ağırlığına karşı yeni gümrük vergileri, ithalat kotaları ve tedarik zincirlerinde zorunlu çeşitlendirme hamlelerini içeren kapsamlı bir savunma paketi hazırladı. Kritik strateji, 18-19 Haziran’da Brüksel’de gerçekleştirilecek AB Liderler Zirvesi’nde nihai karara bağlanacak.
2025 Yılı Kırılma Noktası: 359 Milyar Avroluk Tarihi Açık
Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre, AB ile Çin arasındaki ticari dengesizlik sürdürülemez bir boyuta ulaştı. Geride bıraktığımız 2025 yılında ilk kez tüm AB üyesi ülkeler Çin’e karşı dış ticaret açığı verdi.
AB’nin Çin’den gerçekleştirdiği ithalat 559,4 milyar avro gibi devasa bir seviyeye ulaşırken, ihracat ise 199,6 milyar avroda çakılı kaldı. Bu tablonun sonucunda ortaya çıkan 359,8 milyar avroluk tarihi rekor ticaret açığı, Brüksel’de ekonomik güvenlik alarmı verilmesine yol açtı.
Alman Sanayisi İçin "Sessiz Tehlike": Sanayisizleşme Riski
Pekin’in ihracat baskısı artık tekstil gibi düşük katma değerli alanlardan, Avrupa ekonomisinin omurgasını oluşturan otomotiv, elektrikli araçlar, bataryalar, güneş panelleri, kimya ve makine ekipmanları gibi ileri teknoloji sektörlerine kaydı.
Londra merkezli Avrupa Reform Merkezi (CER) tarafından hazırlanan güncel raporda, özellikle kıta sanayisinin motoru konumundaki Almanya’nın ciddi bir "sanayisizleşme" tehdidi altında olduğu vurgulanıyor. Çinli üreticilerin sadece kendi iç pazarlarında değil, üçüncü ülkelerde ve doğrudan Avrupa pazarında Alman devlerinin payını hızla erittiği belirtiliyor. Yapılan projeksiyonlar, mevcut trendin sürmesi halinde Çin'in 2030 yılına kadar küresel sanayi üretiminin tek başına yüzde 40'ını kontrol edebileceğini, bunun da Avrupa’nın Ar-Ge ve inovasyon gücünü tamamen gölgeleyeceğini gösteriyor.

Şirketlere Çin Ayarı: "Üç Tedarikçi" Zorunluluğu Kapıda
AB Komisyonunun yeni stratejisinde en radikal adımlardan biri, yarı iletkenler (çipler), nadir toprak elementleri ve kritik sanayi girdilerinde uygulanması planlanan "çeşitlendirme enstrümanı" oldu. AB Komisyonunun Ticaretten Sorumlu Üyesi Maros Sefcovic tarafından olgunlaştırılan plana göre, Avrupalı şirketlerin stratejik ham maddelerde tek bir ülkeye bağımlı kalması yasaklanacak.
Yeni kurallar kapsamında şirketlerin kritik ürünlerde en az üç farklı kaynakla çalışması ve tek bir tedarikçinin toplam arz içindeki payına üst sınır getirilmesi planlanıyor. Uzmanlar bu adımın şirket maliyetlerini artıracağını kabul etse de, olası bir tedarik kesintisinin yaratacağı milyarlarca avroluk zarara karşı bunun bir "sigorta primi" olarak görülmesi gerektiğinin altını çiziyor.
DTÖ Silahı Masada: "Dayanıklılık Aracı" Geliyor
Brüksel’in Çin’e karşı geliştirdiği en güçlü hukuki kalkan ise "Dayanıklılık Aracı" adı verilen yeni mekanizma olacak. Taslak metinlerde ticari misilleme risklerini en aza indirmek adına Çin'in adı doğrudan telaffuz edilmese de, bu araç sayesinde piyasa bozucu uygulamalara karşı anında ek gümrük vergileri ve ithalat kotaları devreye sokulabilecek. Mekanizmanın hukuki meşruiyeti ise Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) mevzuatındaki "ulusal güvenlik istisnaları" maddesine dayandırılacak.
Brüksel'in Stratejisi: "Kopuş Değil, Risk Azaltma"
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, G7 Zirvesi'nde yaptığı stratejik açıklamada Avrupa’nın yeni rotasını net bir şekilde çizdi. Mevcut ticari ilişkilerin bu haliyle sürdürülemez olduğunu belirten von der Leyen, hedeflerinin Çin ile bağları tamamen koparmak (de-coupling) olmadığını, bunun yerine riskleri minimize etmeyi (de-risking) amaçladıklarını söyledi.
Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında enerji hatlarında yaşadığı tek kaynaklı bağımlılık krizinin bir benzerini sanayide ve kritik madenlerde yaşamamak konusunda kararlı.
Birlik İçinde "Pekin" Çatlağı: Fransa Sert, Almanya Temkinli
Çin’e karşı alınacak önlemlerin sertliği konusunda AB başkentleri arasında tam bir mutabakat ise henüz sağlanabilmiş değil. Fransa, İspanya, İtalya, Hollanda ve Litvanya gibi ülkeler, uzun süren anti-damping soruşturmalarıyla vakit kaybetmek yerine belirli sektörlere doğrudan toplu gümrük vergileri getirilmesini savunuyor.
Buna karşılık, Çin pazarı ile derin ticari bağları bulunan Almanya ve İspanya, Pekin'in olası misillemelerinden çekindiği için daha temkinli ve diyalog odaklı bir yaklaşımı tercih ediyor. Ancak bu görüş ayrılığına rağmen Brüksel’deki genel konsensüs, Avrupa sanayisinin geleceği için korumacı duvarların kaçınılmaz olduğu yönünde birleşiyor.