Bitlis’in Hizan ilçesinde yapılan kapsamlı bir akademik çalışma, bölgenin dut üretimindeki gizli gücünü ortaya koyarken, geleneksel yöntemlerin yarattığı verim kaybını da gözler önüne serdi.
Bitlis’in Hizan ilçesinde dut yetiştiriciliğinin röntgenini çeken bilimsel bir araştırma, bölgenin tarımsal geleceği için kritik veriler sundu. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve ilçe tarım müdürlüklerinden uzmanların ortaklaşa yürüttüğü çalışma, 11 farklı yerleşim yerinde 72 üreticiyle yapılan derinlemesine anketlerle şekillendi. Araştırma sonuçları, Hizan’ın iklimsel olarak dut üretimine son derece elverişli olduğunu kanıtlasa da, teknik altyapıdaki eksikliklerin ekonomik kazancı sınırladığına dikkat çekiyor.
Toprak analizi sıfır, kooperatifleşme yok
Saha verilerine göre, bölgedeki üreticilerin teknik bilgiye erişimi oldukça kısıtlı. Ankete katılan çiftçilerin tamamının toprak analizi yaptırmadığı ve herhangi bir kooperatif çatısı altında örgütlenmediği belirlendi. Hastalıklarla mücadele konusunda da ciddi boşluklar göze çarpıyor; üreticilerin yaklaşık yüzde 89’u külleme ve yaprak biti gibi yaygın sorunlara karşı herhangi bir zirai mücadele uygulamıyor.
Geleneksel yöntemler ticari kazancı engelliyor
Hizan’da dut ağaçlarının büyük çoğunluğu modern bahçecilikten uzak, dağınık ve bakımsız bir şekilde yetişiyor. Budama ve terbiye işlemlerinin geleneksel yöntemlerle yapılması, ağaçların verim potansiyelini düşürüyor. Üretimin yaklaşık yarısının sadece evsel tüketim için ayrılması ve ticari bir markalaşma sürecinin bulunmaması, bölgenin ekonomik kaybını derinleştiriyor.
Genç iş gücü ve modernleşme şart
Araştırmayı yürüten uzmanlar, Hizan’ın dut üretiminde söz sahibi olabilmesi için köklü bir değişim öneriyor. Genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasının yarattığı iş gücü açığına dikkat çeken rapor, modern kapama bahçelerin kurulmasını, aşılı fidan kullanımının teşvik edilmesini ve üreticilere budama, aşılama gibi konularda uygulamalı eğitimler verilmesini zorunlu kılıyor. Uzmanlar, kooperatifleşmenin pazarlama sorununu çözeceğini belirterek, bölge çiftçisinin markalaşma odaklı bir tarım modeline geçiş yapması gerektiğini vurguluyor.