Geçmişte reel faizlerle altın fiyatları arasında belirgin bir ters ilişki bulunduğunu hatırlatan Steel, bu korelasyonun 2022 sonrasında zayıfladığını kaydetti. Jeopolitik risklerdeki artış, bireysel yatırımcı ilgisi ve merkez bankalarının yoğun altın alımlarının fiyat dinamiklerini farklılaştırdığını ifade etti.
Steel’e göre, bu unsurlar altının geleneksel faiz hassasiyetinin ötesinde bir fiyatlama davranışı sergilemesine yol açtı.
Fed ve Politik Gelişmeler Yakından İzleniyor
Steel, Fed’in bağımsızlığına yönelik oluşabilecek herhangi bir baskının altın fiyatlarını yukarı yönlü etkileyebileceğini vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Fed bilançosunun küçültülmesini savunan Kevin Warsh’ı aday göstermesinin piyasalar tarafından yakından takip edildiğini belirtti.
Para politikasına ilişkin belirsizliklerin, değerli metallerde dalgalanmayı artırabileceği ifade edildi.
Merkez Bankalarından Yoğun Altın Alımı
Doların küresel rezerv para statüsünü koruyacağı görüşünde olduklarını dile getiren Steel, buna rağmen merkez bankalarının rezerv çeşitlendirme stratejisi kapsamında dolar varlıklarını azaltarak altına yöneldiğini söyledi.
2022’den bu yana merkez bankalarının altın alımlarının, önceki on yılın ortalamasının iki ila üç katına ulaştığını belirten Steel, bu eğilimin fiyatlar üzerinde etkili olduğunu kaydetti.
“Güvenli Liman Sakinlik Anlamına Gelmez”
Altının enflasyondan arındırılmış bazda tarihi zirvelerini geride bıraktığını hatırlatan Steel, ocak ayında görülen “parabolik” yükselişin ardından dalgalanmanın artmasının şaşırtıcı olmadığını ifade etti.
“Güvenli liman niteliği, fiyatların sakin seyredeceği anlamına gelmez” diyen Steel, yatırımcıların sert fiyat hareketlerine karşı temkinli olması gerektiğini belirtti.