IC Nükleer Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Murad Bayar, "Önümüzdeki dönemde ülkeler nükleer baz yük, yenilenebilir enerji, depolama, şebeke yatırımları ve talep yönetimini birlikte planlamak zorunda kalacak. Nükleer enerji, bu noktada yenilenebilir enerjinin alternatifi değil, düşük karbonlu ve güvenli enerji sisteminin tamamlayıcı unsuru olarak konumlanıyor." dedi.
Şirketten yapılan açıklamaya göre, bu yıl 12'incisi düzenlenen NPPES, İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde gerçekleştirildi.
Açıklamada zirvede yaptığı değerlendirmelere yer verilen Bayar, Türkiye'nin nükleer enerji hedeflerinin yalnızca kurulu güç artışı olarak değil, teknoloji geliştirme, yerli tedarik zinciri, insan kaynağı ve bölgesel uygulama kapasitesi açısından ele alınması gerektiğini belirtti.
Dünyada ve Türkiye'de nükleer enerji gündeminin nasıl şekillendiğini ve küçük modüler reaktörlerin (SMR) dönüşümdeki rolünü değerlendiren Bayar, hedeflerinin Türkiye'de reaktör teknolojisi etrafında mühendislik ve sanayi ekosistemi kurmak olduğuna değinerek, IC Nükleer Teknoloji'nin 4. nesil reaktör alanındaki çalışmalarını paylaştı.
Nükleer enerjinin elektrik üretimi veya kurulu güç hedefleriyle sınırlı bir başlık olmadığını, enerji arz güvenliği, düşük karbonlu baz yük ihtiyacı, sanayinin karbonsuzlaşması, veri merkezi ekonomisi, proses ısısı, yerli tedarik zinciri, ileri mühendislik ve teknoloji geliştirme başlıklarının kesişiminde yer alan stratejik bir alan haline geldiğine dikkati çeken Bayar, dünya genelinde nükleer enerjiye bakışta son birkaç yılda önemli bir değişim yaşandığına dikkati çekti.
Bayar, enerji güvenliği, iklim hedefleri ve artan elektrik talebinin nükleer enerjiyi yeniden küresel gündemin merkezine taşıdığını belirterek, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı'nda (COP28) küresel nükleer kapasitenin 2050'ye kadar üç katına çıkarılmasına yönelik deklarasyonun, bu dönüşümün önemli göstergelerinden biri olduğunu vurguladı.
COP29'da Türkiye'nin de aralarında olduğu yeni ülkelerin söz konusu deklarasyona katılmasının, nükleerin iklim diplomasisindeki ağırlığını artırdığını kaydeden Bayar, yaklaşık 500 GW seviyesindeki küresel nükleer kapasitenin üç katına çıkarılması hedefinin, dünyada yaklaşık 1000 GW'lık ilave nükleer kapasite ve trilyon doların üzerinde bir yatırım ihtiyacı anlamına geldiğini ifade etti.
Bayar, "Doğru enerji mimarisi artık tek bir kaynağa dayalı olmayacak. Önümüzdeki dönemde ülkeler nükleer baz yük, yenilenebilir enerji, depolama, şebeke yatırımları ve talep yönetimini birlikte planlamak zorunda kalacak. Nükleer enerji, bu noktada yenilenebilir enerjinin alternatifi değil, düşük karbonlu ve güvenli enerji sisteminin tamamlayıcı unsuru olarak konumlanıyor." değerlendirmesini yaptı.
- "Türkiye nükleer enerjide teknoloji geliştiren ülkelerden biri olabilir"
Türkiye'nin nükleer enerji vizyonunun yalnızca kapasite artışı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Bayar, Türkiye'de 2050'ye kadar 20 GW nükleer kapasiteye ulaşma hedefinin ortaya konduğunu, büyük konvansiyonel reaktörlere ek olarak 5 bin MW'lık küçük modüler reaktör hedefinden de söz edildiğini aktardı.
Bayar, söz konusu ölçeğin Türkiye açısından yalnızca yeni kapasite anlamına gelmediğine değinerek, şunları kaydetti:
"Bu hedef aynı zamanda tedarik zinciri, mühendislik, regülasyon, insan kaynağı, sanayi entegrasyonu ve teknoloji geliştirme açısından büyük bir dönüşüm anlamına geliyor. Bu alana yalnızca hazır teknoloji satın alma perspektifiyle bakarsak, geleceğin nükleer pazarında sadece müşteri konumunda kalırız. Ancak bugünden doğru teknoloji ortaklıklarını kurar, mühendislik ve tedarik zinciri kapasitemizi geliştirir, regülasyon süreçlerine hazırlıklı ilerler ve akademi-sanayi iş birliğini güçlendirirsek, Türkiye bu alanda teknoloji geliştiren ve bölgesine çözüm sunan ülkelerden biri olabilir."
IC'nin nükleer enerji alanında edindiği saha, mühendislik ve büyük ölçekli proje disiplinini yeni nesil nükleer teknolojiler alanında daha ileri bir aşamaya taşımayı hedeflediğini ve odaklarının, Küçük Modüler Reaktör (SMR) ve 4. nesil gelişmiş reaktör teknolojileri olduğunu aktaran Bayar, "Türkiye'de yalnızca bir SMR yatırımı yapmak değil, SMR teknolojisinin geliştirilmesi, lisanslanması, tedarik zincirinin oluşturulması, yerlileştirilmesi ve ticari uygulama alanlarına taşınması için uzun vadeli bir teknoloji platformu kurmak istiyoruz." ifadesini kullandı.
Bayar, IC'nin bu vizyon doğrultusunda ARC Clean Technology ile sodyum soğutmalı 4. nesil reaktör teknolojileri alanında stratejik bir işbirliği süreci başlattığını, söz konusu işbirliğinin Türkiye ve bölgede gelişmiş SMR'ların devreye alınmasına yönelik teknik, ekonomik ve düzenleyici fizibilite çalışmalarını, uzun vadeli ticarileştirme ve sanayileşme yol haritasını kapsadığını belirtti.
SMR pazarının "al, kur, çalıştır" seviyesinde ticarileşmediğine değinen Bayar, ARC ile işbirliklerinin nükleer teknolojiyi beraber geliştirme süreci olarak görülmesi gerektiğini aktardı.
- "SMR'lar yeni bir sanayi ekosistemi"
Bayar, SMR'ların Türkiye açısından yalnızca yeni elektrik üretim kapasitesi anlamına gelmediğini, bu teknolojilerin arkasında çok katmanlı bir sanayi ve mühendislik ekosistemi bulunduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bir SMR projesini yalnızca reaktör ünitesinden ibaret görmemek gerekir. Her bir SMR uygulamasının arkasında nükleer ada, türbin-jeneratör sistemi, ısı değiştiriciler, pompalar, vanalar, kontrol ve otomasyon sistemleri, elektrik ekipmanları, inşaat ve montaj işleri, test altyapısı, kalite güvence, dokümantasyon ve lisanslama süreçlerini kapsayan çok katmanlı bir tedarik zinciri bulunuyor. Bu nedenle SMR alanında gelişmek, yalnızca bir reaktör teknolojisine erişmek değil, aynı zamanda bu teknolojinin etrafında geniş bir yan sanayi ve mühendislik ekosistemi kurmak anlamına geliyor. SMR teknolojilerinnde modülerleşme vaadi, ancak güçlü ve tekrarlanabilir bir tedarik zinciriyle gerçek bir maliyet ve zaman avantajına dönüşebilir. IC Nükleer Teknoloji'nin bu alandaki önceliklerinden biri, Türkiye'de yerli tedarik zincirini ve sanayi entegrasyonunu geliştirmek. Bizim için kritik konu, SMR'ı tekil bir yatırım olarak değil, Türkiye'de mühendislik, ekipman, kalite güvence, test, montaj ve bakım kabiliyetlerini geliştirecek bir sanayi platformu olarak ele almak."
Veri merkezlerinin yalnızca teknoloji şirketlerinin konusu olmadığına işaret eden Bayar, şu ifadeleri kullandı:
"Bugün dünyada özellikle hiper ölçekli veri merkezleri için kesintisiz, güvenilir, düşük karbonlu ve yerinde enerji çözümleri daha fazla tartışılıyor. SMR'ların bu kadar ilgi görmesinin arkasındaki başlıklardan biri de bu. Türkiye'nin SMR hedefi, yalnızca yeni nükleer kapasite olarak değil, yeni bir teknoloji ve sanayi ekosistemi kurma fırsatı olarak görülmeli. SMR alanında kalıcı olmak için yalnızca teknoloji ortağı seçmek yeterli değil. Bu alanın Türkiye'de bir ekosisteme dönüşmesi gerekiyor. Bunun içinde tedarik zinciri, mühendislik kabiliyeti, yerli ekipman üretimi, kalite güvence, lisanslama, akademik araştırma, insan kaynağı ve finansman modeli birlikte düşünülmeli."
Bayar, uzun vadeli iş planlarında Türkiye'de 10 reaktöre, bölgede ise 20 reaktöre kadar gidebilecek bir uygulama potansiyeli üzerinde çalıştıklarının, sonraki uygulamalarda kilovat başına yaklaşık 3 bin dolar seviyesinde rekabetçi bir maliyet yapısına yaklaşmayı hedeflediklerinin altını çizdi.
Söz konusu ölçeğin 100 MW sınıfı bir reaktör için yaklaşık 300 milyon dolarlık bir büyüklüğü işaret etmesine rağmen rakamların teknoloji olgunluğu, lisanslama, tedarik zinciri, lokasyon ve uygulama modeline göre değişebileceğine değinen Bayar, şunları aktardı:
"SMR teknolojilerinin en önemli avantajlarından biri, farklı ticari uygulama alanlarına uyarlanabilmesi. IC, bu teknolojiyi yalnızca şebekeye elektrik veren bir üretim tesisi olarak görmüyor. Potansiyel uygulama alanları arasında büyük ölçekli veri merkezleri, demir-çelik ve diğer enerji yoğun sanayi tesisleri, proses ısısı ihtiyacı olan üretim tesisleri, organize sanayi bölgeleri, petrokimya tesisleri, maden sahaları, deniz suyunun arıtılması ve şebeke kapasitesi sınırlı bölgelerde yerel enerji çözümleri yer alıyor."