ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve başlamasının ardından gümrük tarifelerini dış politika aracı olarak daha agresif kullanması, Avrupa Birliği ile Washington arasındaki tansiyonu yeniden yükseltti. AB ülkelerine yüksek oranlı tarifeler uygulanması ve Trump’ın Grönland konusundaki ısrarını artırması, transatlantik ilişkilerdeki kırılma noktalarını daha görünür hale getirdi.
Piyasalarda risk algısını artıran bu gelişmeler sürerken Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Çin yatırımlarına dair yaptığı açıklamalar, Avrupa’nın ekonomik tercihlerini yeniden tartışmaya açtı. Macron, “Bazı kilit sektörlerde Çin’in Avrupa’ya daha fazla doğrudan yatırım yapmasına ihtiyacımız var” diyerek dikkat çekici bir mesaj verdi.
Belçika Başbakanı Bart De Wever ise Avrupa’nın teknoloji bağımsızlığına vurgu yaparak, kıtanın kendi platformlarını inşa etmemesi halinde ABD’nin baskısının artacağını savundu. De Wever, aksi takdirde Trump’ın Avrupa’yla “oynamaya devam edeceği” yönündeki değerlendirmesiyle sürecin sertleşebileceğini ima etti.
Grönland Krizi ve Tarifeler Avrupa’yı Yeniden Pozisyonlamaya Zorluyor
Trump yönetimi, gümrük tarifelerini özellikle alüminyum, çelik, otomotiv ve yeşil teknoloji gibi stratejik alanlarda baskı unsuru olarak öne çıkarıyor. AB tarafı, bu yaklaşımın küresel ticaret düzenine zarar verdiğini savunurken, Washington ise “ulusal güvenlik” ve “yerli üretimi koruma” gerekçelerine dayandırıyor.
Gerilimin bir diğer boyutunu ise Grönland başlığı oluşturuyor. Trump, bölgeyi ulusal güvenlik açısından kritik gördüklerini söyleyerek Grönland’la ilgili “acil müzakere” talep ettiklerini duyurdu. ABD Başkanı, kontrolü ele alma sürecinde “güç kullanmayacağını” ifade etse de Avrupa’da bu çıkışların yalnızca güvenlik değil, lojistik ve ticari üstünlük arayışıyla da bağlantılı olduğu görüşü güçleniyor.
Uzmanlar, bu stratejinin Arktik bölgede Rusya ve Çin’le rekabetin sertleştiği bir ortamda Avrupa-ABD ilişkilerinde yeni çıkar çatışmalarını tetikleyebileceği yorumunu yapıyor.
Avrupa, Çin ile Daha Pragmatik Bir Çizgiye Mi Kayıyor?
ABD-AB hattındaki ayrışma, Çin’in Avrupa’daki ekonomik ağırlığının artabileceği tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Özellikle elektrikli araçlar, batarya teknolojileri, yenilenebilir enerji ekipmanları ve altyapı yatırımlarında Çin sermayesinin rolü Avrupa kamuoyunda daha görünür hale gelmiş durumda.
Kulislerde, ABD ile yaşanan ticari sürtüşmelerin bazı Avrupa ülkelerini Pekin’le daha pragmatik ilişkiler kurmaya itebileceği konuşuluyor. Bu eğilim, Avrupa’nın ABD-Çin rekabetinde sıkışmadan bir “denge alanı” oluşturma arayışının yansıması olarak değerlendiriliyor.
Dr. İncekara: AB, Denge Politikasıyla Ticaret Alanını Genişletiyor
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Rahmi İncekara, Çin ile AB arasındaki diplomatik ilişkilerin 50’nci yılını geride bıraktığı bu dönemde iki tarafın ekonomik bağlarının yeni bir ivme kazanabileceğini belirtti.
İncekara, 2024 itibarıyla Çin’in Avrupa’nın mal ithalatında ana kaynak olmayı sürdürdüğünü, ABD ve İngiltere’den sonra Avrupa için üçüncü büyük ihracat pazarı konumunda bulunduğunu hatırlattı. Hollanda’nın AB içinde Çin ürünlerinin en büyük ithalatçısı, Almanya’nın ise Çin’e en fazla ihracat yapan ülke olduğuna dikkat çekti.
Trump’ın yeniden göreve gelmesiyle Washington’un son yılların en sert ticaret hamlelerinden birini başlattığını vurgulayan İncekara, AB’nin aynı anda iki yönlü baskı altında kaldığını ifade etti. Buna göre Avrupa, bir yandan ABD tarifeleriyle, diğer yandan Çin’in kritik minerallerin ihracatına yönelik kısıtlamalarıyla zorlanıyor.
İncekara’nın paylaştığı verilere göre, ABD tarafından engellenen Çin ihracatının Avrupa’ya yönelmesi sonucu Kasım 2024 ile Kasım 2025 arasında AB pazarında Çin mallarının payı yaklaşık yüzde 15 arttı. Bazı ülkelerde bu artışın çok daha yüksek seviyelere çıktığını belirten İncekara, İtalya gibi üye ülkelerde oranların yüzde 25’i aşarak toplam ithalatın dörtte birine yaklaştığını dile getirdi.
AB, Yeni Ortaklıklar ve Serbest Ticaret Hamleleriyle Sahasını Büyütüyor
Dr. İncekara’ya göre Avrupa Birliği, ABD ile Çin arasında sıkıştığı denklemde tek bir tarafa yaslanmak yerine ticaret seçeneklerini çoğaltmaya yöneliyor. “AB, ticari ilişkilerini çeşitlendirme stratejisine hız verdi ve ABD-Çin rekabetinde denge politikası izleyerek kendi ticaret alanını genişletmeye yöneldi” diyen İncekara, bu sürecin somut adımlarına işaret etti.
AB’nin son dönemde Meksika, Endonezya ve Singapur ile anlaşmalar imzaladığını hatırlatan İncekara, Hindistan’la müzakerelerin yeniden canlandırıldığını, son olarak da Güney Amerika Ortak Pazarı MERCOSUR ile yaklaşık 25 yıldır süren serbest ticaret görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlandığını söyledi.
Bu hamlelerin, Avrupa’nın ABD ve Çin etkisinden daha bağımsız, daha rafine ve çok merkezli bir ekonomik yapı kurma hedefiyle örtüştüğü değerlendirmesi yapılıyor.