İsrail’in en çok okunan gazetelerinden Haaretz, Suriye’de değişen güç dengelerini ve Türkiye’nin artan etkisini mercek altına alan bir analiz yayımladı.
Zvi Bar imzalı yazıda, ABD’nin “birleşik Suriye” yaklaşımı kapsamında terör örgütü PKK/YPG unsurlarının Şam yönetiminin şartlarını kabul etmek zorunda kalmasının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açısından “stratejik bir kazanım” olarak değerlendirildiği aktarıldı.
ABD doktrini PKK/YPG’yi Şam’a yaklaştırdı
Haaretz’in analizinde, Washington’un son dönemde öne çıkardığı “birleşik ve egemen Suriye” çizgisinin sahadaki dengeleri yeniden şekillendirdiği ifade edildi. Bu yaklaşımın, bölgede hareket alanı daralan PKK/YPG unsurlarını Şam yönetiminin koşullarını kabule zorladığı belirtildi. Yazıda, ortaya çıkan tablonun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun süredir dile getirdiği hedeflerle uyumlu olduğu ve Ankara’nın sahadaki tezlerini güçlendirdiği değerlendirmesine yer verildi.
Türkiye’nin caydırıcılığı sahayı şekillendirdi
Analizde, Türkiye’nin sahadaki askeri gücünü fiilen devreye sokmadan fakat kararlı mesajlarla dengeyi etkilediği belirtildi. Ankara’nın “gerekirse müdahale ederiz” iradesinin SDG üzerindeki baskıyı büyüttüğü, ABD’nin de bu atmosferin oluşmasına katkı verdiği ifade edildi. Washington’un, mutabakata uyulmaması halinde destek ve yardımların durdurulabileceği yönündeki uyarısının süreci hızlandıran kritik eşik olduğu aktarıldı.
“Anlaşma Erdoğan’a stratejik alan açıyor” yorumu
Yazıda, varılan mutabakatın Ankara açısından önemli bir siyasi sonuç ürettiği savunuldu. Analize göre bu tablo, Erdoğan’ın ABD tarafına “Suriye’nin egemen bir yapı altında yeniden toparlanabileceği” mesajını daha güçlü biçimde taşımasına imkân veriyor. Aynı çerçevede Şara yönetiminin, Washington nezdinde koşulsuz destek görebilecek bir ortak olarak sunulmasının da önünün açıldığı ifade edildi. Metinde ayrıca, sürecin Türkiye’ye Suriye’de ve daha geniş bölgesel denklemde İsrail’e karşı pazarlık gücü ve etki alanı açısından yeni bir avantaj sağlayabileceği değerlendirmesi yapıldı.
Saar’ın “şeref borcu” çıkışı: Asıl hedef Türkiye mi?
Haaretz’te yer alan değerlendirmede, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın Halep’teki çatışmalar sonrası yaptığı sıra dışı açıklamalar hatırlatıldı. Saar, Suriye yönetimine bağlı güçlerin Halep’te PKK/PYD unsurlarını hedef almasını “ciddi ve tehlikeli” olarak nitelemiş, uluslararası topluma—özellikle Batı’ya—DEAŞ’a karşı mücadele gerekçesiyle bu yapılara karşı “bir sorumluluk” bulunduğunu söylemişti.
Gazetenin yazarı Zvi Bar’el ise Saar’ın bu sözleriyle doğrudan Suriye’yi değil, sahada Türkiye’nin yükselen etkisini işaret ettiğini yazdı. Bar’el’e göre Türkiye’nin Suudi Arabistan’la birlikte ABD politikaları üzerinde kurduğu etki, İsrail’in Suriye’deki hareket alanını daraltma ihtimalini güçlendiriyor. Analizde, ortaya çıkan tablonun Netanyahu hükümeti açısından olumsuz bir sonuç ürettiği; buna karşılık Erdoğan’ın bölgesel denklemde “oyun kurucu” konumunu pekiştirdiği vurgulandı.
Dürzi başlığı: İsrail’in yeni tedirginliği
Analizin dikkat çeken bölümlerinden birinde, PKK/YPG çizgisindeki ayrılıkçı etkinin zayıflamasıyla birlikte Dürzilerin, Suriye’de merkezi yönetime karşı kalan başlıca potansiyel direnç odağı haline geldiği değerlendirmesi yapıldı. Bu süreçte İsrail–Dürzi yakınlığının da yeniden tartışma konusu olabileceği kaydedilirken, Washington’un Dürzi toplumunu Şam yönetimine entegre etmeye yönelik daha yoğun bir baskı hattı kurabileceği uyarısına yer verildi.