Yeni Birlik Gazetesi
Yeni Birlik Gazetesi Kültür Sanat İstanbul’un hafızası toprağın altında saklı: Bathonea İstanbul’un gizli hikâyesini açıyor!

İstanbul’un hafızası toprağın altında saklı: Bathonea İstanbul’un gizli hikâyesini açıyor!

Küçükçekmece ile Avcılar arasında, Firuzköy Yarımadası’nda yer alan Bathonea, bugün kentin yoğun yapısı içinde gözden uzak kalmış olsa da, binlerce yıllık geçmişiyle İstanbul’un saklı hafızasını barındırıyor. Yıllar içinde ortaya çıkarılan buluntular, Bathonea’nın yalnızca kırsal bir yerleşim değil; Marmara kıyısında konumlanmış, ticaretin, inancın ve gündelik yaşamın iç içe geçtiği önemli bir liman kenti olduğunu gösteriyor.

 1

Özel Haber / Edanur Koç Akın

Cumhurbaşkanlığı kararıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kocaeli Üniversitesi adına yürütülen Bathonea kazıları, İstanbul’un yalnızca imparatorluklarla değil, insanlık tarihinin en erken adımlarıyla da şekillendiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

1 / 12
 2

Küçükçekmece ile Avcılar arasında, Firuzköy Yarımadası’nda yer alan Bathonea, bugün kentin yoğun yapısı içinde gözden uzak kalmış olsa da, binlerce yıllık geçmişiyle İstanbul’un saklı hafızasını barındırıyor. Yıllar içinde ortaya çıkarılan buluntular, Bathonea’nın yalnızca kırsal bir yerleşim değil; Marmara kıyısında konumlanmış, ticaretin, inancın ve gündelik yaşamın iç içe geçtiği önemli bir liman kenti olduğunu gösteriyor. 

2 / 12
 3

Kutsal alanlardan ticari izlere, insan kalıntılarından mimari yapılara uzanan bu çok katmanlı tablo, Bathonea’yı farklı dönemlerin ve kültürlerin kesiştiği özgün bir arkeolojik merkez haline getiriyor. Toprağın altından çıkarılan her yeni parça, İstanbul’un bilinen tarih anlatısına yeni bir detay eklerken, kentin geçmişine dair henüz ne kadar çok bilinmeyen olduğunu da çarpıcı biçimde hatırlatıyor. Bu sessiz tanıklığın ardındaki bilimsel süreci ve Bathonea’nın İstanbul arkeolojisindeki yerini daha yakından anlamak için, Bathonea Kazı Başkanı Prof. Dr. Şengül Aydıngün ile bir araya geldik. Aydıngün, kazıların başlangıcından bugüne uzanan süreci, elde edilen buluntuların tarihsel anlamını ve Bathonea’nın neden İstanbul’un en önemli arkeolojik keşiflerinden biri olarak değerlendirildiğini anlattı.

3 / 12
 4

Bathonea’nın İstanbul arkeolojisindeki yeri ve önemi hakkında bize genel bir çerçeve çizebilir misiniz? Buranın tarihsel kimliğini nasıl tanımlarsınız? 

Prof. Dr. Şengül Aydıngün: Bathonea’nın İstanbul arkeolojisindeki yeri ve önemi hakkında konuşabilmek için İstanbul’un batı kırsalında 2007 yılında başlayan yüzey araştırmasına kadar geri gidilmesi gerekmektedir. Yüzey araştırmaları arkeolojik kazılardan farklı olarak, çok daha geniş bir alanda toprağı kazmadan görülebilecek arkeolojik değerlerin tespit edilmesidir. O tarihte, İstanbul’un geçmişi ile ilgili bütün araştırmaların arkeolojinin büyük hocaları tarafından yapılıp bitirildiği ile ilgili yerleşik bir kanı vardı. Bir anlamda da sanki İstanbul’un, iki çok önemli imparatorluğun başkenti olmasının de yeterli olduğu düşünülüyordu. Yüzey araştırmasının ilk günü, ilk saatinde, araştırma başkanı olarak Avcılar’ın Firuzköy bölgesinde, Bathonea kazılarının başlayacağı bölgeye fazla da uzak olmayan bir noktada, yerden eğilip aldığım pişmiş topraktan (seramik) 1500 yıllık bir sembol (haç), takip edecek günlerin habercisi gibiydi.

4 / 12
 5

Bathonea’nın İstanbul arkeoloji açısından en büyük önemi, bu kentin sınırları içinde olmayacak denilen mimari eserler, kültürler, küçük, büyük buluntular, hiç karşılaşamayacağımızı sandığımız toplulukların izleri, kentin tarihinde tamamen boş duran pek çok sayfayı doldurdu ve yaşadığımız bu yerin nasıl da binlerce yıl eskiye gidecek kadar, kesintisiz iskan edilmiş olduğunu gösterdi. 

5 / 12
 6

Bathonea’nın doğası ve atmosferi sizde nasıl bir his uyandırıyor? Burası sizce İstanbul’un “gizli kapsülü” olabilir mi? 

Aydıngün: Bathonea’nın bulunduğu alan, dört bir yanı sonsuza kadar gidiyormuş gibi duran beton denizi içinde gerçek üstü bir hava yaratıyor. Bazı noktalarda mega kentin varlığını hiç göremiyorsunuz ve sanki çok uzaklarda bir yerlere “ışınlanmış” gibi hissediyorsunuz. Kapsül konusuna gelince, burada tam olarak ne denmek istediği pek anlaşılmıyor, eğer bunu “zaman kapsülü” anlamında kullanıyorsanız, bu doğru bir kavrama işaret edecektir, çünkü bütün arkeolojik kazılar aslında bir zaman kapsülünün açılıp içinden bir dolu heyecan verici nesnenin çıkması gibidir. 

Sanki çok eski çağlarda insanlar kendi yaşadıkları nesneleri, binaları, hatta bedenlerini güzelce bizim için kilitleyip saklamışlar ve onları yüzlerce, hatta binlerce sene sonra bulup, yaşamış olduklarını daha iyi anlamamızı istemiş gibidirler. Böyle baktığımızda, evet, Bathonea İstanbul’un kırsalında, pek çok bin seneler boyunca gelip geçen nesillerin kendilerinden anılar bıraktıkları bir “zaman kapsülü” dememiz bilimsel olmasa da duygusal olarak kulağa yanlış gelmemektedir. 

Bathonea kazıların yapıldığı alan yaklaşık 400.bin yıldır insan toplulukları tarafından kesintisiz kullanılmış. Önemli tarihsel kırılma noktalarına ait veriler burada elimize geçti. Örneğin ilk tarımsal faaliyetlere ait taş aletler (Neolitik Dönem) Avrupa’da ilk kez burada ele geçti. 9000 bin önce, henüz çanak çömlek üretimi bile başlamamıştı bölgede. Daha sonra Çanak Çömlekli Neolitik ve ardından Erken Tunç Çağı malzemeleri. Ama en ilginci İstanbul’un MÖ.2.000 li -1000 yılları arası eksikti kronolojide. Kazılarımızda ele geçen az sayıdaki malzeme ve ince bir mimari tabaka bu dönemin de var olduğunu ortaya koydu.

Bu döneme yani 3600 yıl öncesine ait buluntuların deniz seviyesinin altında kaldığı anlaşıldı. Tam da Ege denizindeki Santhorini adasının patladığı tarihe denk geliyor. O tarihte Ege’deki bu güçlü patlamanın etkisiyle kıyılardaki yerleşmelerin de çökme ya da su altında kaldığı bilinirken, Marmara Denizi kıyılarındaki yerleşmeleri de etkilediği anlaşıldı. İşte sizin dediğiniz gibi gizli kalmış bir “kapsül” bilgiyi ortaya çıkardı kazılarımız.

6 / 12
 7

Kazı alanında bulunan yapılar ve eşyalar, burada yaşayan insanların gündelik hayatı hakkında bize neler anlatıyor?

Aydıngün: Bütün bilimsel arkeolojik kazılarda olduğu gibi Bathonea kazısında da ele geçen bütün küçük buluntular, kayda alınıyor ve şimdiden toplam kayıtlı buluntu sayısı 160,000’i geçti. Bunlar aslında eserlerin kırılmış yüzlerce parçaya ayrılmış halleri. Bunları binlerce yıl sonra tekrar bir bütün haline getirmeye çalışıyoruz ki ne olduğunu anlayalım. Bunca parçadan ne sonuçlar çıkarıldığına gelince de hem çok hem de az şey dememiz biraz şaşırtıcı gibi dursa da arkeolojinin temel özelliklerinden birisi olarak, tarihi 1500 öncesine giden bir yer kazıldığında ancak 1500 yıl toprak altında kalınca bozulup yok olmayacak maddi kanıtlara ulaşılabiliyor. Bathonea kazılarında yüzden fazla bireyin mezarı açıldı, çıkan kemikler üzerinde yapılan araştırmalarda beslenmeleri, yaptıkları işlerin ağırlığı, cinsiyetleri, kaç yaşında ölmüş oldukları ve bazı kronik hastalıkları ile ilgili çok önemli bilgilere ulaşılmış olunmasına karşı, hiçbirinin saç rengini, göz rengini, hayattayken nasıl bir duruşu olduğunu, günlük yaşamında ne tür elbiseler giydiğini bilemiyoruz. Gerçi dönemin mutfak ve beslenme adetleri, genel giyim tarzı yazılı kaynaklardan biliniyor ama birey bazına inildiğinde hayal edilebilecek ayrıntılara girmek mümkün olmuyor.

7 / 12
 8

Burada yaşayan insanların gündelik yaşamları ile ilgili bir başka Bathonea gerçeği de, henüz arkeolojik kazıların toprak altındaki zenginliğin belki % 2’sini, belki de sadece %1’ini çıkarılabilmiş olduğu gerçeği. Ne yazık ki bu da arkeolojik çalışmaların bir başka özelliği; örneğin Efes de, Troya'da 150 yıldır kazılıyor ve hala çalışmalar bitmedi. Bir başka nokta da, Bathonea kazılarında şimdiye kadar daha çok önemli dini ve imparatorluk yapıları, liman ve gümrük tesisleri gün yüzüne çıkarıldı. 

8 / 12
 9

Bunun yanında yollar, büyük Pazar alanları bulundu. Ama sıradan halkın yaşadığı yerlere henüz erişilemedi. Gelecek yıllar çok daha farklı yapılarla karşılaştıracak bizi. Arkeolojin dinamikliği burada sürekli yeni bilgiler üretiyoruz toprak altından ya da su altından. Bazen öyle bir şeylerle karşılaşıyoruz ki daha önce bildiğimizi sandığımız her şey altüst olabiliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının başlattığı Taş tepeler projesinde ortaya çıkan sonuçlar bunun en iyi göstergesi.

9 / 12
 10

Kazı sırasında ekibinizle birlikte yaşadığınız en beklenmedik ve heyecanlı an neydi? 

Aydıngün: Bathonea kazılarında bilim insanlarını çok heyecanlandıran pek çok keşif yapıldı. Açık söylemek gerekirse hepsinin de heyecanı farklıydı. Ancak hiçbir şeye benzemeyen, şekilsiz paslı bir çivi gibi bir nesnenin ve beraberinde gelen kırık dökük seramik parçalarının heyecanı son 19 çalışma sezonunun tamamına damgasını vuracak kadar önemliydi. Çünkü paslı çivi gibi nesne, gerçekten de paslıydı ve % 100 demirden yapılmıştı. Demiri, en sıradan maden olarak gördüğümüz günümüzde fazla bir anlam ifade etmese de söz konusu buluntu insanların henüz cevherden demir elde etmeyi beceremedikleri, günümüzde 3500 sene öncesine ait dönemde yapılmış bir tanrıça heykeliydi. 

Demirin altından bile çok daha değerli olduğu o dönemdeki bütün saf demirlerin ancak uzaydan gelmesi gerekiyordu, kısacası bir meteor olarak yere düşmesi ve sonra aranıp bulunması ve işlenmesi gerekiyordu. Yanında ve yakınında ortaya çıkan kırık seramik parçaları da parlak, metalik kırmızı rengi ile Hititlerin erken dönemine işaret ediyordu. Bu Hitit kaplarının içinde de kalay madeni vardı, büyük olasılıkla 3600 yıl önce İngiltere’den getirilmişti. Hititlerin İstanbul’a kadar geldiklerini ispat etmek ve Avrupa kıtasına erişmiş olduklarını göstermek belki de tüm çalışmamızın onlarca heyecanlı buluntuları içinde en akılda kalanı oldu.

10 / 12
 11

Bathonea’da yapılan her çalışma, İstanbul’un tarihini yalnızca bildiklerimizle değil, henüz duymadıklarımızla da tamamladığını hatırlatıyor. Kentin kalabalığına çok yakın bir noktada, toprağın altındaki sessizlik yıllar sonra dile geliyor; küçük bir parça, bir iz, bir kırık… Hepsi bir araya geldiğinde İstanbul’un geçmişi yeniden okunur hale geliyor. 

11 / 12
 12

Kazı Başkanı Prof. Dr. Şengül Aydıngün’ün anlattıkları, Bathonea’nın değerinin yalnızca ortaya çıkarılan yapılarda değil; sabırla kayda geçen ayrıntılarda, zamanın koruyup sakladığı katmanlarda ve her sezon biraz daha belirginleşen o büyük hikâyede gizli olduğunu gösteriyor. Bathonea, bugün hâlâ sürmekte olan bu keşfin içinde, İstanbul’un hafızasına usulca dokunan bir “zaman eşiği” gibi… Okuyanı da, bakanı da durup düşünmeye çağırıyor.

12 / 12