Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, tv100 ekranlarında yayınlanan Hakan Ural’ın sunduğu programa konuk olarak beslenme ve günlük yaşam alışkanlıklarına dair önemli uyarılarda bulundu. Karatay, zeytinyağını "altının suyu" ve en sağlıklı meyve suyu olarak tanımlayarak günlük tüketim metodunu paylaştı.
Zeytinyağının sıvı bir yağdan ziyade şifalı bir meyve suyu gibi değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Karatay, sabah ve akşam aç karnına bir Türk kahvesi fincanı kadar zeytinyağı içilmesini tavsiye etti. İsteğe göre içerisine limon da sıkılabileceğini belirten Karatay; zeytinyağının doğal bir pıhtı önleyici olduğunu, karaciğer yağlanmasını erittiğini, kilo vermeye yardımcı olduğunu ve Alzheimer riskini azaltarak beyni açtığını ifade etti.
Türk kahvesi tüketimine de değinen uzman isim, kahvenin şekerle olan etkileşimine dikkat çekerek şekersiz içilmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca yaz aylarında deniz suyunda yüzmenin iyot ve mineral zenginliği sayesinde adeta bir kaplıca etkisi yarattığını belirtti.
Şeker Yüklemesi ve Kolesterol Açıklamaları
Programda hamilelik dönemindeki tetkiklere ve kolesterol ilaçlarına ilişkin görüşlerini de sıralayan Canan Karatay, gebelikte yapılan şeker yüklemesinin anne karnındaki bebeğin organ gelişimine olumsuz etkileri bulunduğunu savundu.
Hamileliği tıbbi bir hastalık değil, doğal bir fizyolojik süreç olarak gördüğünü belirten Karatay, yüklenen şekerin bebeğe geçerek akciğer, bağırsak ve kalp gelişimine zarar verebileceğini öne sürdü. Vücuttaki kronik iltihaplanma durumunda kolesterolün yükseldiğini ifade eden Karatay, kolesterol ilaçlarının çeşitli kronik rahatsızlıklara yol açabileceğini iddia ederek tıp dünyasında tartışma yaratan görüşlerini yineledi.
Akdeniz diyetinin temel taşı olan sızma zeytinyağı, içerdiği yüksek oranlı oleik asit (omega-9) ve güçlü polifenol antioksidanlar sayesinde damar esnekliğini koruyarak kardiyovasküler sistem sağlığını desteklemektedir. Tıbbi literatürde de fenolik bileşiklerin anti-inflamatuar etkileri ve beyin hücrelerini nörodejeneratif süreçlere karşı koruyucu niteliği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.