Yeni Birlik Gazetesi Genel Ayşe Şasa evli mi, eşi kim, özel hayatı ve fikir dönüşümü nasıl gelişti?

Ayşe Şasa evli mi, eşi kim, özel hayatı ve fikir dönüşümü nasıl gelişti?

Türk sinema tarihinin en özgün kalemlerinden biri olarak kabul edilen Ayşe Şasa, yalnızca yazdığı senaryolarla değil, yaşadığı derin düşünsel kırılmalar ve entelektüel arayışlarıyla da kültür dünyasında özel bir konuma yerleşti. Onun hayatı, Yeşilçam’ın parlak döneminden metafizik sorgulamalara uzanan sıra dışı bir yolculuğun hikâyesi olarak okunuyor. Sinemaya getirdiği eleştirel bakış, bireysel çöküş ve yeniden inşa süreciyle birleşince, Ayşe Şasa adı Türkiye’de sanat ve düşünce tarihinin kalıcı figürlerinden biri haline geldi.

Türk sinema tarihinin en özgün kalemlerinden biri olarak kabul edilen Ayşe Şasa, yalnızca yazdığı senaryolarla değil, yaşadığı derin düşünsel kırılmalar ve entelektüel arayışlarıyla da kültür dünyasında özel bir konuma yerleşti. Onun hayatı, Yeşilçam’ın parlak döneminden metafizik sorgulamalara uzanan sıra dışı bir yolculuğun hikâyesi olarak okunuyor. Sinemaya getirdiği eleştirel bakış, bireysel çöküş ve yeniden inşa süreciyle birleşince, Ayşe Şasa adı Türkiye’de sanat ve düşünce tarihinin kalıcı figürlerinden biri haline geldi.

Ayşe Şasa kimdir, nerelidir

Ayşe Şasa, 1 Ocak 1941’de İstanbul’da doğdu. Ailesinin kökenleri Çerkes ve Kürt kültürlerine uzanıyordu. Çok dilli, çok kültürlü bir ev ortamında büyümesi, ilerleyen yıllarda kuracağı entelektüel dünyanın erken temellerini attı. Çocukluk yıllarından itibaren edebiyata ve düşünceye ilgi duyan Şasa, eğitimini dönemin en prestijli kurumlarından biri olan Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’nde tamamladı. 1960 yılında mezun olduğunda, yalnızca iyi bir eğitim almış genç bir kadın değil, aynı zamanda yazın dünyasına yönelmiş güçlü bir zihin olarak dikkat çekiyordu.

Akademik hayatına idari bilimler alanında devam etse de, asıl tutkusu sinema ve yazıydı. Henüz genç yaşta kültür çevreleriyle temas kurması, onun Yeşilçam’a adım atmasını hızlandırdı.

Ayşe Şasa’nın sinema kariyeri ve yazdığı senaryolar

1960’lı yıllar Ayşe Şasa için üretimin ve keşfin dönemi oldu. Türk sinemasının dönüşüm geçirdiği bir atmosferde senaryo yazmaya başlayan Şasa, kısa sürede dikkat çeken bir isim haline geldi. Yazdığı metinlerde yalnızca hikâye anlatmıyor, aynı zamanda toplumsal gerilimleri ve bireysel çatışmaları işliyordu.

Ah Güzel İstanbul”, “Son Kuşlar”, “Utanç” ve “Gramofon Avrat” gibi yapımlar, onun sinema tarihine bıraktığı önemli izler arasında yer aldı. Bu filmler, Yeşilçam’ın melodram kalıplarını aşan anlatı diliyle dönemine göre cesur sayılıyordu. Şasa’nın metinlerinde karakterler yalnızca olayların taşıyıcısı değil, düşünsel yükü olan figürlerdi.

1993’te yayımladığı “Yeşilçam Günlüğü”, onun yalnızca senarist değil aynı zamanda bir sinema düşünürü olduğunu ortaya koydu. Bu kitap, Türk sinemasına içeriden bakan nadir eleştirel metinlerden biri olarak kabul edildi ve akademik çevrelerde uzun süre tartışıldı.

Ayşe Şasa evli mi, eşi kim, özel hayatı nasıldı

Ayşe Şasa’nın özel hayatı da en az sanat yaşamı kadar dikkat çekiciydi. Hayatı boyunca üç evlilik yaptı. En çok bilinen evliliği, Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden Atıf Yılmaz ile olan birlikteliğiydi. Bu ilişki, sanat çevrelerinde geniş yankı uyandırdı ve yaratıcı üretim açısından da etkili oldu.

Üçüncü evliliğini ise usta senarist Bülent Oran ile yaptı. Şasa’nın sağlık sorunlarıyla mücadele ettiği zor yıllarda Oran’ın yanında olduğu biliniyor. Kamuya açık kaynaklarda ilk evliliğine dair sınırlı bilgi bulunurken, Ayşe Şasa’nın çocuk sahibi olmadığı ifade ediliyor.

Onun özel yaşamı, dışarıdan bakıldığında hareketli görünse de, iç dünyasında derin yalnızlıklar ve sorgulamalar barındırıyordu. Bu durum eserlerine de güçlü biçimde yansıdı.

Ruhsal kırılma ve inziva dönemi

1980’li yıllar Ayşe Şasa’nın hayatında keskin bir dönüm noktası oldu. Şizofreni teşhisi konulmasıyla birlikte uzun sürecek bir inziva dönemine girdi. Yaklaşık on yıl boyunca kamusal hayattan büyük ölçüde çekildi. Bu süreç, yalnızca bir hastalık dönemi değil, aynı zamanda derin bir içsel dönüşüm evresiydi.

Şasa, bu yıllarda Batı düşüncesinden İslam metafiziğine uzanan geniş bir okuma programına yöneldi. Hastalıkla mücadele ederken, düşünsel olarak yeni bir dünya kurdu. Sinemaya, sanata ve varoluşa dair bakışı köklü biçimde değişti.

Tasavvuf yolculuğu ve fikir dönüşümü

İnziva yıllarında Ayşe Şasa’nın ilgisi giderek tasavvufa yöneldi. Özellikle İbn Arabi okumaları ve metafizik metinler, onun düşünce dünyasında belirleyici oldu. Rus yönetmen Andrei Tarkovsky üzerine yaptığı okumalar da sanat anlayışını derinleştirdi.

Bu dönemde herhangi bir cemaat ya da kurumsal yapıya bağlanmadan, bireysel bir arayış sürdürdü. Tasavvufu, estetik ve varoluşsal bir çerçeve içinde yorumladı. Yazılarında sinemayı yalnızca teknik bir alan değil, hakikati arama biçimi olarak ele aldı.

Bu dönüşüm, onun önceki sol eğilimli düşünce dünyasından farklı bir istikamete yöneldiğini gösterse de, temel motivasyonu değişmedi: insanın anlam arayışı.

Ayşe Şasa ne zaman öldü, mezarı nerede

Ayşe Şasa, yaşamının son döneminde sağlık sorunlarıyla mücadele etti. Zatürre tedavisi gördüğü süreçte durumu ağırlaştı ve 16 Haziran 2014’te İstanbul’da hayatını kaybetti. Vefatı, kültür ve sanat çevrelerinde büyük üzüntü yarattı.

Cenazesi Sahrayıcedid Mezarlığı’na defnedildi. Ardında bıraktığı metinler, senaryolar ve düşünce yazıları bugün hâlâ araştırmacılar, sinemacılar ve öğrenciler tarafından inceleniyor.

Ayşe Şasa’nın Türk düşünce hayatındaki yeri

Ayşe Şasa yalnızca bir senarist değil, aynı zamanda bir entelektüel tanık olarak görülüyor. Yeşilçam’ın içinden gelen biri olarak sinemayı eleştirebilmesi, onu benzersiz kıldı. Kendi çöküşünü ve yeniden doğuşunu saklamadan anlatması ise eserlerine ayrı bir samimiyet kattı.

Onun metinlerinde sıkça rastlanan tema, modern insanın parçalanmışlığı ve anlam arayışıdır. Sinema üzerine yazdıkları, Türkiye’de sanat felsefesi tartışmalarının önemli kaynakları arasında gösteriliyor.

Bugün Ayşe Şasa adı anıldığında, yalnızca nostaljik Yeşilçam hatırlanmıyor; aynı zamanda düşünceyle yoğrulmuş bir sanat anlayışı da akla geliyor. Hayatı, üretimi ve dönüşümüyle o, Türk kültür tarihinde iz bırakmış nadir figürlerden biri olarak değerlendiriliyor.