Yeni Birlik Gazetesi Genel Osmanlı’nın çöküşündeki gizli sebep: Dev topraklar ama boş kalan şehirler

Osmanlı’nın çöküşündeki gizli sebep: Dev topraklar ama boş kalan şehirler

Öğretim Üyesi Hayati Ünlü, imparatorluğun son dönemindeki demografik yapının, askeri yenilgilerden daha büyük bir beka sorunu yarattığını belirterek, nüfus azlığının devletin modernleşme çabalarını nasıl felç ettiğini gözler önüne serdi.

Milli Savunma Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Hayati Ünlü, imparatorluğun son dönemindeki demografik yapının, askeri yenilgilerden daha büyük bir beka sorunu yarattığını belirterek, nüfus azlığının devletin modernleşme çabalarını nasıl felç ettiğini gözler önüne serdi.

Tarihsel süreçte devletlerin kaderini belirleyen en temel unsurlardan biri olan nüfus, Osmanlı İmparatorluğu için uzun süre çözülemeyen bir düğüm haline gelmişti. Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsü Dr. Öğretim Üyesi Hayati Ünlü, imparatorluğun çöküş sürecini tetikleyen faktörleri analiz ederken, demografik yapının stratejik önemine dikkat çekti. Ünlü’ye göre, nüfus sadece bir sayı değil, doğru yönetildiğinde bir güç, yönetilemediğinde ise ağır bir yük haline gelen stratejik bir araçtır.

Batı ile açılan makasın demografik boyutu

19. yüzyılda Batı dünyası sanayi devriminin de etkisiyle nüfus patlaması yaşarken, Osmanlı İmparatorluğu benzer bir ivmeyi yakalayamadı. Ünlü, o döneme ait çarpıcı kıyaslamalarla aradaki uçurumu ortaya koydu. 1900’lerin başında Londra 6,5 milyon, Paris 3 milyon ve Berlin 2 milyon nüfusa ulaşmışken, Osmanlı’nın en büyük şehri olan İstanbul’un nüfusu ancak 1 milyon seviyesinde kalabiliyordu.

Ülke genelindeki tablo ise daha vahimdi. İngiltere ve Almanya gibi Avrupa güçleri on milyonlarca vatandaşa sahipken, Osmanlı devasa coğrafyasında sadece 18-19 milyonluk bir nüfusu barındırabiliyordu. Batı Avrupa’da kilometrekareye 100 kişi düşerken, Anadolu topraklarında bu sayı 15-20 kişi civarında seyrediyordu.

Altyapı ve savunmada kronik handikap

Nüfusun bu denli seyrek olması, imparatorluğun modernleşme hamlelerini doğrudan baltalıyordu. Dr. Ünlü, bu durumu şöyle özetledi: "Düşük nüfus yoğunluğu, lojistik, savunma, vergi toplama ve altyapı yatırımları açısından ciddi bir handikaptı. Demir yolu inşa etmek bile nüfus azlığı nedeniyle ekonomik olarak karsız kalıyordu."

İnsan kaynağının yetersizliği, vergi gelirlerinin sınırlı kalmasına, sanayileşme için gereken iş gücünün sağlanamamasına ve iç pazarın gelişememesine neden oldu. "Büyük alan, az nüfus" paradoksu, Osmanlı’yı devlet kapasitesinin alt sınırında yaşamaya mahkum etti.

Modern devletler için demografi uyarısı

Osmanlı örneğinden yola çıkarak günümüze de ışık tutan Ünlü, demografik yapının niteliğinin nicelik kadar önemli olduğunu vurguladı. Sadece yüksek doğum oranlarının çözüm olmadığını belirten Ünlü, "Eğitim, sağlık ve şehirleşme kalitesi olmadan yüksek doğum oranları sadece yoksulluğu artırır. Bugün gelişmekte olan birçok ülke, eğitim ve sanayi dönüşümünü tamamlayamadan nüfus tuzağına düşme riskiyle karşı karşıya" uyarısında bulundu.

Ünlü’ye göre, günümüz dünyasında nitelikli iş gücü göçü (beyin göçü), geçmişteki toprak kayıplarından çok daha sinsi ve tehlikeli bir demografik tehdit olarak devletlerin geleceğini tehdit ediyor.