Türkiye’nin Suriye’deki askerî varlığına ilişkin tartışmalar yeniden alevlenirken, güvenlik kaynaklarından gelen son değerlendirmeler Ankara’nın yaklaşımını net biçimde ortaya koydu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’den çekilmesi için üç temel şartın sağlanması gerektiği vurgulanırken, bu şartların henüz oluşmadığı ifade ediliyor.
Güvenlik çevrelerine göre Türkiye’nin Suriye’deki varlığı geçici bir askeri pozisyon değil, doğrudan sınır güvenliği ve terörle mücadele eksenli bir stratejinin parçası. Bu nedenle çekilme takvimi takvim üzerinden değil, sahadaki gerçeklik üzerinden değerlendiriliyor.
Türkiye Suriye’den hangi şartlarda çekilecek?
Güvenlik kaynaklarının aktardığı çerçeve oldukça net. Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi için:
Suriye’de devlet otoritesinin ülke genelinde tam olarak tesis edilmesi,
Türkiye sınırlarının kalıcı biçimde güvence altına alınması,
Terör tehdidinin tamamen ortadan kalkması
gerekiyor.
Kaynaklara göre bu üç başlık birbirinden bağımsız değil. Devlet otoritesi sağlanmadan sınır güvenliği mümkün değil; sınır güvenliği olmadan da terör tehdidinin bitmesi gerçekçi görülmüyor. Ankara’nın yaklaşımı bu üç unsurun birlikte gerçekleşmesi üzerine kurulu.
Suriye’de devlet otoritesi ne durumda?
Son askeri ve siyasi gelişmeler, Suriye yönetiminin sahadaki kontrol alanını genişlettiğini gösteriyor. Güvenlik kaynakları, özellikle bazı bölgelerde idari sorumluluğun kademeli olarak devredilmeye başlandığını belirtiyor.
Ancak devlet otoritesinin ülke genelinde tam anlamıyla kurulduğunu söylemek için henüz erken olduğu vurgulanıyor. Bazı bölgelerde silahlı grupların varlığı, yerel güç dengeleri ve ekonomik kontrol alanları süreci karmaşık hale getiriyor.
Bu nedenle Ankara, “devlet otoritesi tesis edildi” açıklamasını yapabilmek için sadece askeri kontrolü değil, kurumsal yönetim ve güvenlik sürekliliğini de kriter olarak görüyor.
SDG, YPG ve entegrasyon tartışması
Güvenlik kaynaklarının en dikkat çektiği başlıklardan biri SDG yapısının çözülmesi meselesi. Aktarılan bilgilere göre Arap aşiretlerden gelen unsurların ayrılmasıyla yapı içinde ağırlıklı olarak YPG kaldı.
Kaynaklar, SDG’nin kendini feshetmesi gerektiğini savunurken, entegrasyonun ancak bireysel katılım üzerinden mümkün olabileceğini belirtiyor. “Tek devlet, tek ordu” yaklaşımının bu sürecin temel çerçevesi olduğu ifade ediliyor.
Terör olaylarına karışmamış kişilerin sisteme dahil edilebileceği, ancak örgütsel yapının korunmasının kabul edilmeyeceği vurgulanıyor.
ABD’nin rolü ve değişen dengeler
Güvenlik kaynaklarına göre ABD’nin SDG’ye verdiği desteğin niteliği zaman içinde değişti. Washington’un bu yapıyı DEAŞ’la mücadele çerçevesinde kullandığı, ancak artık sahadaki önceliklerin farklılaştığı ifade ediliyor.
Türkiye’nin başından beri savunduğu “bir terör örgütüyle başka bir terör örgütüyle mücadele edilemez” yaklaşımının sahadaki gelişmelerle daha görünür hale geldiği değerlendiriliyor.
Bu değişim, Suriye denkleminde yeni bir denge arayışını beraberinde getiriyor.
10 Mart Mutabakatı neden işlemedi?
Kaynaklar, 10 Mart Mutabakatı’nın temel hedefinin entegrasyon olduğunu ancak süreçte ilerleme sağlanamadığını belirtiyor. Sürenin dolmasının ardından Suriye yönetiminin kamu düzenini sağlamak amacıyla operasyon düzenlediği aktarılıyor.
18 Ocak’ta yapılan yeni anlaşmanın daha ağır şartlar içerdiği, bunun da sahadaki askeri ve siyasi baskıyı artırdığı ifade ediliyor. Operasyonlar sonrası Suriye yönetiminin etkinliğinin arttığı, YPG’nin belirli hatlara sıkıştığı belirtiliyor.
Petrol gelirleri ve ekonomik denklem
YPG’nin kontrol ettiği bölgelerdeki petrol gelirleri ve sınır geçişlerinden elde edilen ekonomik kaynakların, sürecin en kritik başlıklarından biri olduğu ifade ediliyor.
Güvenlik kaynaklarına göre bu ekonomik yapıdan vazgeçilmek istenmemesi, entegrasyon sürecini zorlaştırıyor. Çünkü ekonomik güç, sahadaki askeri ve siyasi etkilerin devamını sağlayan temel unsurlardan biri olarak görülüyor.
TSK’nın sahadaki rolü ne?
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sahadaki varlığı yalnızca askeri bir konuşlanma değil; aynı zamanda istikrar ve caydırıcılık unsuru olarak değerlendiriliyor.
Harekât bölgelerinde devlet otoritesi güçlendikçe Türkiye’den görevlendirilen bazı personelin kademeli olarak geri döndüğü belirtiliyor. Afrin örneği bu açıdan dikkat çekici.
Afrin’de ne değişti?
Güvenlik kaynaklarına göre Afrin’de yerel güvenliğe destek amacıyla görev yapan polis ve jandarma personeli Türkiye’ye döndü. Yerel güvenlik sorumluluğu Suriye yönetimine devredildi.
Türk askerinin ise üs bölgelerinde görevine devam ettiği ifade ediliyor. Bu durum, Ankara’nın çekilme sürecini kademeli ve şartlara bağlı biçimde yürüttüğünü gösteriyor.
Barzani mesajı
KDP lideri Mesud Barzani’nin sürece ilişkin açıklamalarının Ankara tarafından yakından takip edildiği belirtiliyor. Kaynaklar, bu açıklamaların bölgesel dengeleri etkileyebileceğini ve gerekli diplomatik kanallar üzerinden uyarıların yapıldığını aktarıyor.
Bu başlık, Suriye meselesinin yalnızca iki ülke arasında değil, bölgesel güç dengeleri içinde ele alındığını gösteriyor.