Zirvede konuşan Yılmaz, mevcut dönemin küresel ve bölgesel krizlerin birbirini tetiklediği bir süreç olduğuna dikkat çekti. Uluslararası sistemin adalet üretme ve istikrar sağlama kapasitesinin zayıfladığını ifade eden Yılmaz, belirsizliklerin küresel ekonomi üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu dile getirdi. Kurallara dayalı sistem anlayışının yerini güç odaklı yaklaşımların aldığını belirten Yılmaz, bu durumun hem uluslararası hukuk hem de demokratik süreçler üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğunu söyledi.
Gazze’de yaşanan gelişmeler, bölgesel gerilimler ve İran merkezli olayların mevcut sistemin krizlere yanıt verme kapasitesini ortaya koyduğunu ifade eden Yılmaz, sağlık, güvenlik, ekonomi, iklim ve göç alanlarında yaşanan krizlerin artık süreklilik kazandığını vurguladı.
Bölgesel Çatışmalar ve Etkileri
Yılmaz, konuşmasında İsrail/ABD ile İran arasında yaşanan savaşın bölgesel ve küresel etkilerine değinerek, çatışmanın insani, ekonomik ve çevresel maliyetler doğurduğunu belirtti. Savaşın ticaret, lojistik, turizm ve tarım gibi alanlarda etkiler yarattığını ifade eden Yılmaz, Türkiye’nin önceliğinin çatışmanın sona ermesi ve diplomatik yollarla kalıcı çözüm sağlanması olduğunu aktardı.
İsrail’in Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye’deki eylemlerine de değinen Yılmaz, bu gelişmelerin bölgesel istikrar üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılmasının uluslararası hukuk ve temel haklar açısından kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Dijitalleşme ve Dezenformasyonun Yükselişi
Konuşmada dijitalleşmenin bilgi üretimi ve dolaşımını hızlandırdığına işaret eden Yılmaz, algoritmaların ve dijital platformların küresel algıyı şekillendirdiğini belirtti. Hakikat ile algı arasındaki sınırın giderek belirsizleştiğini ifade eden Yılmaz, dezenformasyonun hem iç siyasette hem de uluslararası ilişkilerde etkili bir araç haline geldiğini söyledi.
Yapay zekâ ile üretilen sahte içeriklerin artış gösterdiğini vurgulayan Yılmaz, bu durumun iletişim altyapıları ve veri akışının stratejik önemini artırdığını dile getirdi. Veri egemenliği ve dijital bağımsızlık konularının devletlerin güvenlik perspektifinde ön plana çıktığını belirtti.
Stratejik İletişimin Dönüşen Rolü
Yılmaz, stratejik iletişimin artık toplumların dayanıklılığını artıran ve dezenformasyona karşı direnç sağlayan bir iç güvenlik unsuru haline geldiğini ifade etti. Doğru ve güvenilir bilginin önemine dikkat çeken Yılmaz, teyit edilmemiş içeriklerin yayılmaması gerektiğini vurguladı.
Bilgiye erişimin zorlaştığı çatışma bölgelerinde gazetecilerin karşılaştığı engellerin, bilgi boşluklarının oluşmasına neden olduğunu belirten Yılmaz, bu durumun manipülatif içeriklere zemin hazırladığını söyledi.
Türkiye’nin Uluslararası Rolü ve Diplomasi Vurgusu
Türkiye’nin krizler karşısında aktif bir diplomasi yürüttüğünü ifade eden Yılmaz, ülkenin hem Doğu hem Batı ile iletişim kurabilen konumuna dikkat çekti. Türkiye’nin barış ve müzakere odaklı yaklaşımını sürdürdüğünü belirten Yılmaz, uluslararası sistemde daha adil ve kapsayıcı bir düzen arayışının sürdüğünü dile getirdi.
Yılmaz, stratejik iletişimin yönetişimin merkezine yerleştiğini ve kamu diplomasisinin çok aktörlü bir yapıya dönüştüğünü ifade ederek, kamu kurumları, akademi, medya ve sivil toplum arasındaki iş birliğinin önem kazandığını belirtti.