Yeni Birlik Gündem Denizolgun dosyasında flaş gelişme: Başsavcılık Adli Tıp'tan ek rapor istedi

Denizolgun dosyasında flaş gelişme: Başsavcılık Adli Tıp'tan ek rapor istedi

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılındaki şüpheli ölümüne ilişkin hazırlanan Adli Tıp raporu, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nı tatmin etmedi; savcılık çelişkili bulguların aydınlatılması için kuruma kritik sorular yönelterek ek rapor istedi.

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 2016 yılında hayatını kaybetmesiyle başlayan şüpheli ölüm soruşturmasında sıcak bir gelişme yaşandı. Mezarı açılarak (fethi kabir) yapılan incelemeler neticesinde hazırlanan Adli Tıp raporunda ölümün "yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması" sonucu gerçekleştiği ve herhangi bir travma ya da zehirlenme izine rastlanmadığı kaydedilmişti. Ancak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu rapordaki tıbbi gerekçeleri ve çelişkileri yetersiz bularak İstanbul Adli Tıp Kurumu 1'inci İhtisas Kurulu Başkanlığı’ndan kapsamlı bir ek rapor hazırlanmasını istedi.

Göğüsteki Kanama ve Ağır Çürüme Şüphesi

Başsavcılık tarafından Adli Tıp Kurumu’na gönderilen resmi yazıda, raporda yer alan çelişkili noktalara doğrudan dikkat çekildi. Otopside maktulün göğüs bölgesinde tespit edilen kanamanın ne zaman oluştuğu ve bunun fiziksel bir darbe ya da travmaya işaret edip etmediği hususunda net bir değerlendirme istendi.

Bunun yanı sıra, maktulün kalp, akciğer, karaciğer ve böbrek gibi hayati organlarında yüksek düzeyde doku erimesi (ağır otoliz) tespit edilmesine karşın, mikroskobik tetkiklerle bu derece kesin kanaate nasıl varıldığının bilimsel dayanaklarla izah edilmesi talep edildi.

"Ağız ve Burun Kapatılarak mı Öldürüldü?"

Soruşturma makamı, raporda yer alan "boğulma, boyun basısı veya göğse baskı uygulama yoluyla öldürüldüğüne dair tıbbi delil bulunmadığı" yönündeki tespitin de açılmasını istedi. Adli Tıp Kurumuna yöneltilen sorularda, ağız ve burun kapatılarak gerçekleştirilen bir cinayet eyleminde ağız içi dokularda lezyon bulunmasının tıbben mutlak bir zorunluluk olup olmadığı ve göğüste belirlenen kanamaların bu tür bir baskının kanıtı sayılıp sayılamayacağı soruldu.

Saatler Süren Gecikme ve Tıbbi Müdahale İhtimali

Yazıda, olayın gerçekleştiği zaman çizelgesindeki şüpheli gecikmelere de geniş yer verildi. Denizolgun’un 6 Eylül 2016 günü saat 17.00 sularında çiftliğe girdiği, ertesi gün saat 19.00 civarında bir çalışan tarafından ölü bulunduğu ve durumun polis imdat hattına ancak 8 Eylül gecesi saat 00.30'da bildirildiği vurgulandı.

Başsavcılık, rahatsızlandığı ilk anda fark edilmiş olması halinde Denizolgun’un acil tıbbi müdahaleyle kurtulma olasılığının bulunup bulunmadığının saptanmasını istedi. Ayrıca, yetkililere saatler sonra yapılan geç ihbarın, cesetteki biyolojik bozulmayı hızlandırarak cinayet delillerinin yok olmasına sebebiyet verip vermediğinin aydınlatılması talep edildi.

Dayanağı Olmayan Teşhis ve Kandaki Etken Madde

Başsavcılığın dikkat çektiği bir diğer önemli ayrıntı ise tıbbi geçmişe ilişkin evrak eksikliği oldu. Dosyada Denizolgun’a ait geçmişe dönük herhangi bir sağlık kaydı ya da reçete bulunmamasına rağmen, raporda maktulün nasıl olup da doğrudan "yüksek tansiyon ve kalp-damar hastası" olarak nitelendirildiğinin yasal ve tıbbi dayanağı sorgulandı.

Öte yandan, analizlerde kanda tespit edilen ve kardiyovasküler tedavilerde kullanılan "metoprolol" etken maddesinin hangi klinik tablolarda kullanıldığı, maktulün ölüm sürecindeki olası etkisi ve bu maddenin kanda bulunmasının ne anlama geldiği hakkında detaylı tıbbi mütalaa talep edildi. Başsavcılık, tüm bu soruların ışığında kesin ölüm nedenine dair nihai bir ek rapor düzenlenerek ivedilikle savcılığa ulaştırılmasını istedi.