Yeni Birlik Gazetesi Gündem İsrail İran’a önleyici saldırı mı başlattı, nedir, ne anlama gelir?

İsrail İran’a önleyici saldırı mı başlattı, nedir, ne anlama gelir?

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, İran’a karşı “önleyici saldırı” başlatıldığını açıkladı. Açıklamanın hemen ardından İsrail ordusu, İran’dan gelebilecek füze saldırısı ihtimaline karşı halka sığınaklara yönelme çağrısı yaptı. Bölgedeki tansiyon yükselirken, “önleyici saldırı nedir” ve “meşru müdafaa sayılır mı” soruları yeniden gündeme geldi. Uluslararası hukuk çerçevesinde bu tür askeri hamlelerin hangi şartlarda kabul edilebilir olduğu tartışılıyor.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, İran’a karşı “önleyici saldırı” başlatıldığını açıkladı. Açıklamanın hemen ardından İsrail ordusu, İran’dan gelebilecek füze saldırısı ihtimaline karşı halka sığınaklara yönelme çağrısı yaptı. Bölgedeki tansiyon yükselirken, “önleyici saldırı nedir” ve “meşru müdafaa sayılır mı” soruları yeniden gündeme geldi. Uluslararası hukuk çerçevesinde bu tür askeri hamlelerin hangi şartlarda kabul edilebilir olduğu tartışılıyor.

İsrail İran’a önleyici saldırı mı başlattı?

Yisrael Katz yaptığı açıklamada, İsrail’in kendisine yönelik tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla İran’a karşı önleyici bir askeri operasyon başlattığını duyurdu. İsrail ordusu ise olası füze saldırılarına karşı savunma sistemlerinin devreye alındığını ve sivil halkın tedbirli olması gerektiğini bildirdi.

Açıklama, İsrail-İran hattındaki gerilimin yeni bir aşamaya geçtiğine işaret ediyor. Özellikle İran kaynaklı olası bir saldırının önüne geçilmesi hedefiyle yapılan bu hamle, askeri literatürde “önleyici saldırı” olarak tanımlanıyor.

Önleyici saldırı nedir?

Önleyici saldırı, bir devletin yakın ve ciddi bir tehdit algıladığı durumda, karşı tarafın saldırısını beklemeden askeri güç kullanması anlamına geliyor. Amaç, tehdidin gerçekleşmesini engellemek ve olası zararı başlamadan durdurmak.

Bu kavram, savunma ile saldırı arasındaki çizginin bulanıklaştığı alanlardan biri olarak kabul ediliyor. Çünkü ortada henüz fiilen gerçekleşmiş bir saldırı bulunmayabiliyor. Karar, çoğunlukla istihbarat verilerine ve tehdit değerlendirmelerine dayanıyor.

Uluslararası hukukta bu tür eylemlerin meşruiyeti ise belirli şartlara bağlı.

Önleyici saldırı meşru müdafaa sayılır mı?

Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi, devletlere meşru müdafaa hakkı tanıyor. Ancak klasik yorum, bu hakkın kullanılabilmesi için silahlı bir saldırının fiilen gerçekleşmiş olmasını şart koşuyor.

Buna karşılık uluslararası hukukta “Caroline Testi” olarak bilinen kriter, önleyici müdahaleye belirli koşullarda kapı aralıyor. Bu teste göre meşru müdafaa hakkının kullanılabilmesi için tehdidin:

Anlık ve kaçınılmaz olması

Ezici bir nitelik taşıması

Başka hiçbir çözüm yolunun kalmamış olması

Zaman kaybına tahammül bulunmaması

gerekiyor.

Bu şartların oluştuğu durumlarda, henüz saldırı gerçekleşmemiş olsa bile önleyici askeri müdahalenin meşru müdafaa kapsamında değerlendirilebileceği savunuluyor. Ancak bu yorum, uluslararası toplumda tam bir fikir birliği yaratmış değil.

BM Şartı 51. madde ne diyor?

BM Şartı’nın 51. maddesi, bir üye devlet silahlı saldırıya uğradığında, Güvenlik Konseyi gerekli önlemleri alana kadar bireysel ya da kolektif meşru müdafaa hakkını kullanabileceğini belirtiyor.

Metinde “silahlı saldırıya uğrama” ifadesinin yer alması, önleyici saldırı tartışmalarının merkezini oluşturuyor. Çünkü henüz gerçekleşmemiş bir tehdide karşı güç kullanımı, bazı hukukçulara göre madde metninin dar yorumuyla bağdaşmıyor.

Diğer bir görüş ise modern tehditlerin hızına dikkat çekerek, devletlerin beklemeden harekete geçmesinin kaçınılmaz olabileceğini savunuyor.

1967 Altı Gün Savaşı örneği neden önemli?

1967’de yaşanan Altı Gün Savaşı, önleyici saldırı doktrininin en bilinen örneklerinden biri olarak gösteriliyor. İsrail, komşu Arap ülkelerinin saldırı hazırlığında olduğunu ileri sürerek ani bir hava harekâtı başlatmıştı.

Bu hamle, askeri açıdan stratejik başarı getirmiş olsa da hukuki ve etik boyutu uzun yıllar tartışıldı. O dönemden bu yana önleyici saldırı kavramı, hem güvenlik politikalarının hem de uluslararası hukuk literatürünün merkezinde yer aldı.

Etik tartışmalar neden büyüyor?

Önleyici saldırı kararlarında en büyük risk, “niyet okuma” problemidir. Bir devletin saldırı hazırlığında olduğu iddiası çoğunlukla istihbarat değerlendirmelerine dayanır. Ancak istihbaratın hatalı çıkması durumunda, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğabilir.

Bir diğer tartışma başlığı ise “güvenlik dilemması” olarak bilinen durumdur. Devletlerin kendilerini güvende hissetmek için attığı adımlar, karşı tarafça tehdit olarak algılanabilir. Bu durum silahlanma yarışını hızlandırabilir ve krizleri derinleştirebilir.

Egemenlik meselesi de tartışmanın önemli boyutlarından biridir. Bir devletin kendi sınırları içindeki askeri hareketliliği, uluslararası hukukta egemenlik hakkı kapsamında değerlendirilir. Bu hareketliliğin saldırı hazırlığı olarak yorumlanması ve buna dayanarak askeri müdahale yapılması, uluslararası sistemin temel ilkelerini zedeleyebileceği gerekçesiyle eleştiriliyor.

İsrail’in İran’a yönelik önleyici saldırı açıklaması, yalnızca iki ülke arasındaki gerilimi değil, uluslararası hukuk ve meşru müdafaa kavramlarını da yeniden küresel gündemin merkezine taşıdı. Önümüzdeki süreçte yaşanacak gelişmeler, hem bölgesel dengeleri hem de “önleyici saldırı” doktrininin geleceğini doğrudan etkileyecek.