Yeni Birlik Gazetesi Gündem MHP lideri Bahçeli Grup Toplantısı'nda açıklamalarda bulunuyor

MHP lideri Bahçeli Grup Toplantısı'nda açıklamalarda bulunuyor

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunuyor.

Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"Grup toplantımızı yurt dışında televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla bizleri takip eden aziz vatandaşlarımıza şükranlarımı iletiyorum. Gönül ve kültür coğrafyalarımızda nice müşkülata rağmen şahsiyetini muhafaza ederek haysiyetli bir hayat mücadelesi veren tüm kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu mümtaz çatısı altında sizlerle bir kez daha bir araya gelmekten bahtiyarlık duyuyor, her birinizi en derin kardeşlik duygularımla ve muhabbetle kucaklıyorum.

Değerli dava arkadaşlarım. Tarihin bazı perdeleri vardır. Sadece geçmişte olup biteni göstermekle kalmaz. İçinde yaşadığımız zamana da çarpıcı bir şekilde ayna olur. Henüz görünmeyenin işaretlerini, bilinmeyenlerin haberini ve geleceğin muhtemel istikametlerini de aynı anda sezdirir. Bazı meclisler vardır ki yüzeyde yalnızca devlet başkanlarının teşekküllerinden ibaret görünse de derinlerdeki niyetleri, milletlerin karakterlerini, saklı kalmış güç merkezlerini ve zamanın henüz duyulmayan ayak seslerini tek bir mekânda düğümler.

"Ankara küresel siyasetin pusulasını çizdi. Türkiye, yeni dönemin stratejik tartışmalarının merkezi. 

Türkiye, NATO'da tarihi birikimi, siyasi iradesi ve milli kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir. 

Ankara'da toplanan NATO Zirvesi'ni alelade bir diplomasi faaliyeti gibi okumak eksik, sığ ve sakat bir değerlendirme olacaktır.

Ankara'da 70 yılı aşan ittifak hukukunun muhasebesi yapılmış Soğuk Savaş yıllarının hayalet cephe hatlarından bugünün çok katmanlı güvenlik bunalımlarına uzanan uzun yolun hesabı görülmüştür.

Ankara'dan, 5. maddenin müşterek savunma ruhundan Ukrayna'ya verilen askerî desteğin geleceğine, 50 milyar doları aşan yeni tedarik hamlelerinden savunma sanayiinde ortak üretim arayışlarına, Avrupa'nın yıllarca ertelediği caydırıcılık açıklarından müttefikler arasındaki ambargo ve kısıtlama çelişkilerine, İran'ın nükleer programından Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer emniyetine, Suriye'de açılmak istenen yeni sayfadan Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan hassasiyetlerine kadar geniş bir güvenlik kuşağının bütün açmazları aynı anda ele alınmıştır.

Ankara'da müttefikliğin yalnızca kameraların parlak ışıkları altında verilen pozlardan, kriz günlerinde yayımlanan yalın kınama mesajlarından, kürsülerde cilalanmış cümleleri birbiri ardına sıralamaktan ibaret olmadığı, hakiki müttefikliğin hakkaniyet, samimiyet, üretim, paylaşım ve dayanışma üzerine bina edileceği açıkça anlaşılmıştır. Zira devletler de ittifaklar da kürsülerden haykırılan süslü beyanların geçici cazibesiyle değil, badire anlarında sınanan sadakatlerle, yük omuzlara çöktüğünde gözlerin çevrildiği adaletle, gecesini gündüzüne katarak çalışan iradenin gösterdiği sebatla ayakta durur.

Kadim Türk devlet mirası bu hakikati, zamanın aşındıramadığı mutlak bir esas olarak akıllarımıza nakşetmiştir. Bilge Tonyukuk'un bin yılı aşkın zaman önce, "Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım." derken anlattığı şey ne kadar yorulduğu değil, devleti kurmanın, devleti yaşatmanın ve milleti felaketten sakınmanın bedelinin ne denli ağır olduğudur. Bugün de karşımızdaki resim aynı duruma işaret etmektedir. Şimdi size soruyorum. Zamanın akışını kim okuyacaktır? Görünürdeki sükûnetin altında kaynayan kazanların ateşini kim teşhis edecektir? Müttefiklik sözlerinin arkasındaki samimiyet derecesini kim ölçecektir? Dostluk beyanlarının satır aralarında saklanan menfaat hesaplarını kim fark edecektir? Krizlerin gölgesinde kurulan yeni denklemleri, diplomatik tebessümlerin gerisindeki soğuk hesapları kim görecektir? Kim sabretmeyi bildiği kadar sert çekmeyi, müzakere etmeyi bildiği kadar hakkını müdafaa etmeyi gösterecektir? Cevap bellidir. O da Türkiye'dir.

Türkiye, makroda yalnızca stratejik konumuyla değil, tarihî birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve millî kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin eriştiği siyasi ve stratejik seviye, Ankara Zirvesi'nde bir kez daha tebarüz etmiştir. Bugün NATO yeni bir devrin şafağındadır. Bu devir yalnızca savunma bütçelerinin sağına sıfırların eklenip rakamların büyütüldüğü bir devir değildir. Bu devir, kâğıttaki taahhüdün fabrikada üretime, üretimin sahada kabiliyete, kabiliyetin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir merhaledir. Böylesi bir çağda güvenlik yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim sürekliliğiyle ölçülecektir. Bugün NATO'nun önündeki mevzu aslında budur. İttifak bu yeni güvenlik çağının idrakine varmış mıdır? Külfet ve yük paylaşımını gerçek bir adalet zeminine oturtacak mıdır? Savunma sanayiini birkaç ülkenin imtiyazlı alanı gibi görmekten vazgeçecek midir? Müttefikler arasında örtülü ambargo, lisans kısıtlaması, siyasi blokaj ve tedarik engeli gibi ittifak hukukunu yaralayan çelişkileri ortadan kaldırabilecek midir? Ankara Zirvesi işte bu soruları NATO'nun önüne koymuştur.

“Sayın Cumhurbaşkanımızın savunma sanayi kısıtlamalarının sona erdirilmesine dair çağrısı, Ankara Zirvesi'nin başlıca ikazlarından biridir. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 sürecinin yeniden ele alınması yönünde beliren irade önemlidir. Ancak üzerinde durmamız gereken husus, Türkiye'nin yıllardır karşı karşıya bırakıldığı haksız muamelenin ittifak düzeninde meydana getirdiği itimat aşınmasını gidermektir. Zira Türkiye'nin sahadaki fedakârlığını kabul edip savunma kabiliyetini siyasi hesapların konusu yapmak akıl kârı değildir.”

“Şayet bugün şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerinin harp envanterinde yerli ve millî üretim oranımız yüzde 80'leri aşıp muazzam bir şahlanışa dönüşmüşse, bu görkemli tablo milletimize dayatılan esaret cenderesinin nasıl parçalandığının resmidir. Bu sebeple Türkiye namına bu saatten sonra atılacak her olumlu adım bir lütuf değil, geç de olsa güç de olsa hakkaniyet ve hakikat ibresinin yerini bulmasıdır.”

Yeni güvenlik çağının en dikkat çekici taraflarından biri de uzay, siber veri ve istihbarat boyutunun artık savunmanın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesidir. Bu bakımdan İMECE başlığı son derece anlamlıdır. İMECE'nin NATO'nun uzay ufkunda yeni bir kabiliyet olarak gündeme gelmesi, Türkiye'nin savunmayı yalnızca karada, denizde ve havada değil, uzayda da düşünen bir devlet aklına ulaştığını göstermektedir. İMECE, Türk mühendisinin mavi gökleri aşan kabiliyeti, semaların ötesini görüp feza karanlığını al bayrağımızla aydınlatmayı düşünen Millî Teknoloji Hamlesi'nin eseridir. Uzayın zifiri karanlığını delip geçen İMECE, Gök Kubbe'yi yaran KAAN'ın çelik kanatlarında vücut bulan irade. Yerli ve millî savunma davamızın insansız muharebe sahasındaki öncüsü KIZILELMA. Göklerdeki yeni nizamın habercileri AKINCI ve AKSUNGUR.

"Mavi Vatan'ın engin sularında tüm heybetiyle süzülen TCG Anadolu ve MİLGEM şaheserleri. Karada düşmanın yüreğine korku salan Altay tankımız. Tehditleri berhava eden Tayfun ve Bora füzelerimiz. Vatan sathını uçtan uca saran Çelik Kubbe'nin kilit taşları olan Siper ve Hisar sistemlerimiz. Karada, denizde, havada ve uzayda hükümranlık haklarımızın tavizsiz muhafızlarıdır. Böylesine devasa bir envantere elbette kolay ulaşmadık. Can Azerbaycan'ın merhum şairi Hüseyin Cavid'in dizelerinde ifade ettiği gibi. "Her karanlıkta çırpınır bir nur. Her hakikatte bir hayal uyur." Karşımızdaki bu muzaffer tablo, karanlıkta çırpınan nurun seher vaktiyle kavuşmasının, sabırla büyüyen hayallerin çelikten hakikatlere dönüşmesinin adıdır."

"Ülke imkânsız denileni başardıktan sonra "Otur, izle." dediğimiz noktada yedi düvele seyrettirdiğimiz nihai utkudur. Yıllarca ilmek ilmek dokunan o vakur sabrın, ambargoların paslı prangalarını söküp atan Türk mühendislerimizin keskin zekâlarının, savunma sanayiinde ter döken işçilerimizin emeklerinin bereketli mahsulüdür. Atalarımızın dediği gibi, kimi kötü komşular insanı mal sahibi yapar. Savunma sanayiindeki bu emsalsiz şahlanışın kökleri doğrudan doğruya maruz kaldığımız tarihî dayatmaların o çetin tecrübelerinde aranmalıdır. Kıbrıs Barış Harekâtı'nın hemen ardından boynumuza dolanmak istenen ambargo kemerleri, terörle mücadelede sahnelenen o iki yüzlü diplomasi, F-35 dehlizlerinde kurulan sinsi tuzaklar ve CAATSA yaptırımlarıyla örülen suni duvarlar asil milletimize kendi göbeğini kesmekten başka hiçbir yol bırakmamıştır. Maruz kalmayı elinin tersiyle iten Türk Devleti, asil fıtratının gereğini layıkıyla yerine getirmiş, kendi öz cevherine rücu ederek etrafındaki muhasara çemberini paramparça etmiştir.  Asırlar evvel otağını bizzat kuran, kılıcını kendi ocağında döven, sancağını en ön safta göğüsleyen o kudretli ruh, çağımızda yerli ve millî savunma sanayiimizle yeniden hayat bulmuştur. Şunu çok iyi biliyoruz ki, semaları titreten füzelerimizin, ufukları Türk milletinin hasımlarına dar eden savaş uçaklarımızın ve deryaları yaran gemilerimizin asıl kudreti, o çeliğe can veren Türk ordusunun şanından neşet etmektedir."

AYRINTILAR GELİYOR..