Yeni Birlik Gündem Okullarda şiddet alarmı: Güvenli eğitim ortamı nasıl sağlanacak?

Okullarda şiddet alarmı: Güvenli eğitim ortamı nasıl sağlanacak?

Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan okulda şiddet olayları hem öğrencileri hem de velileri endişeye sürüklüyor. İstanbul Çekmeköy ve Başakşehir, Kahramanmaraş, Osmaniye ve Şanlıurfa'da yaşanan üzücü gelişmeler, okullarda şiddetin önlenmesi için alınması gereken tedbirleri gündeme taşıdı. Uzman görüşleri ise sorunun yalnızca olay sonrasında değil, önleyici çalışmalarla da ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Elif KEPEZKAYA - Berfin FIRAT / ÖZEL HABER

2 Mart 2026 tarihinde İstanbul'un Çekmeköy ilçesinde bulunan Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde meydana gelen bıçaklı saldırı olayı Türkiye'yi derinden sarstı. 11. sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Furkan Samet Bakalım, yanında getirdiği bıçakla 44 yaşındaki biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik ile birlikte bir başka öğretmen ve bir öğrenciyi bıçakla yaralamış, öğretmen Çelik kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Kamuoyunda büyük tepki yaratan olay sonrası, okulda, meslektaşları ve öğrencileri tarafından Çelik için uğurlama töreni düzenlenmişti.

Dünyanın bir çok ülkesinde yaşanan okul saldırıları Türkiye'de nadir örneklerine sahipken Çekmeköy ile başlayan süreç, üzücü diğer vakalar ile 2026 eğitim öğretim yılında devam etti. 

Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda 15 Nisan 2026’da meydana gelen silahlı saldırıda öğrenci İsa Aras Mersinli’nin açtığı ateş sonucu matematik öğretmeni Ayla Kara ve 8 öğrenci hayatını kaybetmiş, olay sonucu eğitim kurumlarında öğrenci ve öğretmenlerin güvenliğine ilişkin endişeler artmıştı.

22 Eylül'de Manisa'nın Turgutlu ilçesindeki İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde meydana gelen silahlı saldırıda 11 öğrenci yaralanmış, failin kendisi ile birlikte anne, baba ve saldırının yapıldığı av tüfeğinin sahibi dedesi de gözaltına alınmıştı.

28 Eylül'de Osmaniye Farabi Anadolu Lisesi'nde şizofreni hastası olduğu iddia edilen şahıs ise kendisini büyüten edebiyat öğretmeni amcası Mehmet Bilgili’yi görev yaptığı okulun bahçesinde çıkan tartışmada tabancayla vurarak öldürmüş, son olarak 6 Ekim'de İstanbul Başakşehir'de  başka bir okulun öğrencisi olan 15 yaşındaki şüpheli, Kayaşehir Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu kapısındaki öğrencilere rastgele bıçakla saldırmıştı. Şüpheli 8 kişiyi yaralamış, 1 öğrenci olay sonucunda vefat etmişti.

Yaşanan acı olaylar, okullarda fiziksel güvenlik önlemlerinin yanı sıra risklerin erken fark edilmesinin ve önleyici çalışmaların güçlendirilmesinin de önemini gösteriyor. Öğrencilerin, öğretmenlerin ve okul çalışanlarının kendilerini güvende hissedebilecekleri bir ortamın oluşturulması için ailelerin, okul yönetimlerinin ve ilgili kurumların iş birliği yapması gerekiyor.

GÜVENLİ OKUL ORTAMI İÇİN HANGİ ADIMLAR ATILMALI?

Okullarda güvenliğin sağlanması, yalnızca olay anı müdahale ile sınırlı kalmıyor. Okul yönetimlerinin güvenlik uygulamalarını değerlendirmesi, öğrenciler arasındaki sorunların takip edilmesi ve yaşanan problemlerin zamanında ilgili birimlere bildirilmesi gerekiyor.

Öğrencilerin karşılaştıkları sorunları rahatça paylaşabilecekleri bir ortamın oluşturulması da önem taşıyor. Rehberlik servislerinin etkin çalışması, öğretmenler ile okul yönetimleri arasındaki iletişimin güçlendirilmesi ve riskli durumların göz ardı edilmemesi, önleyici çalışmaların temel parçaları arasında bulunuyor.

Ayrıca okul güvenliğine ilişkin uygulamaların yalnızca olayların ardından gündeme gelmemesi, eğitim yılı boyunca sürdürülmesi gerekiyor. Güvenlik tedbirleriyle birlikte öğrencilerin ihtiyaçlarını dikkate alan bir okul ortamının oluşturulması da bu sürecin önemli bir parçasını oluşturuyor.

SORUMLULUK YALNIZCA OKUL YÖNETİMLERİNDE DEĞİL

Okullarda şiddetin önlenmesi, tek bir kurumun üstlenebileceği bir sorumluluk değil. Okul yönetimleri, öğretmenler, aileler ve ilgili kamu kurumlarının koordineli hareket etmesi gerekiyor.

Ailelerin okul ile iletişim hâlinde olması, öğretmenlerin öğrenciler arasındaki sorunları takip etmesi ve rehberlik servislerinin ihtiyaç duyulan durumlarda devreye girmesi, sorunların büyümeden ele alınmasına katkı sağlayabiliyor.

Öte yandan okullarda yaşanan olayların sosyal medyada geniş yer bulması, konunun toplumdaki etkisini de artırıyor. Haberlerin doğrulanmış bilgilerle aktarılması ve şiddet görüntülerinin sorumsuzca yayılmaması, olayların kamuoyuna sunulması açısından önem taşıyor.

ŞİDDETİN PSİKOLOJİK BOYUTU DA DEĞERLENDİRİLMELİ

Okul şiddeti tartışmalarında güvenlik önlemlerinin yanı sıra olayların psikolojik boyutunun da ele alınması gerekiyor. Çocukların yaşadıkları sorunların anlaşılması, okul ortamında karşılaştıkları güçlüklerin takip edilmesi ve ihtiyaç duyduklarında uzman desteğine ulaşabilmeleri önem taşıyor.

Konunun psikolojik boyutunu değerlendirmek amacıyla Psikolog Zeynep Ekinci ile yaptığımız röportajda; şiddetin ortaya çıkmasında etkili olabilecek faktörler, akran zorbalığı, aile içi iletişim, sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkileri ve alınabilecek önlemleri ele aldık:

Son dönemde okullarda yaşanan kavga ve silahlı saldırıları psikolojik açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu olayların ortaya çıkmasında hangi faktörler etkili olabilir?

Okullarda yaşanan şiddeti yalnızca bireysel öfke ya da davranış problemi olarak değerlendirmemek gerekir. Şiddet, bireysel özelliklerin, aile ilişkilerinin, akran çevresinin, okul ikliminin ve daha geniş toplumsal koşulların bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilen çok boyutlu bir sorundur. Çocuğun duygularını sağlıklı ifade edecek becerilere sahip olmaması, çoğu zaman sorunun temelinde yatar.

Akran zorbalığı, dışlanma, öfke kontrolü ve aile içi iletişim sorunları çocukların şiddete yönelmesinde nasıl bir rol oynayabilir?

Sürekli zorbalığa uğrayan ya da dışlanan çocuk değersizlik, utanç ve öfke biriktirebilir. Duygularını tanımayı ve sağlıklı biçimde ifade etmeyi öğrenemeyen çocuklar, zaman zaman bu duyguları saldırgan davranışlarla ortaya koyabilir. Aile içinde duyulmayan, sürekli eleştirilen veya şiddete tanık olan çocuklar da çatışmayı çözmek için şiddeti öğrenebilir. Ancak zorbalığa maruz kalmak tek başına şiddete yönelmenin göstergesi değildir.

Bu tür olaylara tanık olan ve haberleri sosyal medyadan takip eden çocuklar da psikolojik olarak etkilenebilir mi?

Olayı yaşayan çocukların yanı sıra olaya tanık olan veya görüntülerini sosyal medyadan izleyen çocuklar da psikolojik olarak etkilenebilir. Bu durum, maruz kalınan olayın niteliğine ve çocuğun deneyimi nasıl anlamlandırdığına bağlı olarak ikincil travma kapsamında değerlendirilebilir. Çocuklarda korku, kaygı, güvensizlik, uyku sorunları ve benzer bir olayın kendi başlarına da gelebileceğine ilişkin düşünceler gelişebilir. Özellikle şiddet görüntülerine tekrar tekrar maruz kalmak bu etkileri artırabilir.

Aileler çocuklarının şiddete yönelmesini önlemek için nasıl bir iletişim kurmalı? Çocukların davranışlarında hangi değişikliklere dikkat etmeliler?

Sağlıklı ebeveyn-çocuk ilişkisi, yalnızca sorunları önlemek için değil, çocuğun ebeveynini güvenle paylaşımda bulunabileceği ilk kişilerden biri olarak görmesi için de önemlidir. Günlük sohbetler, karşılıklı paylaşımlar ve yargılamadan dinlemek bu bağı güçlendirirken ebeveynlere de çocuklarındaki ani davranış değişikliklerini, sosyal geri çekilmeyi, yoğun öfkeyi ve tehditkâr ifadeleri fark etme fırsatı sunar. Bu tür işaretler gözlemlendiğinde çocuğu suçlamadan, davranışlarının altında yatan nedenleri anlamaya çalışmak önemlidir.

Okullar, rehberlik servisleri ve öğretmenler şiddet olaylarını önceden fark etmek ve önlemek için hangi önlemleri almalı?

Okullarda akademik eğitimin yanında, duygusal gelişime odaklanılmalıdır. Öğretmenler, rehberlik servisleri ve aileler arasında düzenli iletişim kurulmalı ve önleyici çalışmalar yalnızca kriz anlarında değil, yıl boyunca sürdürülmelidir. Ayrıca çocukların çekinmeden, etiketlenme korkusu yaşamadan akran zorbalığını bildirebilecekleri güvenli kanallar oluşturulmalı ve okullarda empati odaklı bir iklim hâkim kılınmalıdır.

Aileler, çocuklarının sosyal medyada şiddet içerikli görüntülere ve haberlere maruz kalması konusunda nasıl davranmalı?

Tekrarlanan şiddet görüntüleri kaygıyı artırabilir, duyarsızlaşmaya ve dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılamaya yol açabilir. Aileler içerikleri yasaklamak yerine yaşa uygun dijital sınırlar koymalı, çocukla birlikte konuşmalı, gördüklerini nasıl hissettirdiğini sorarak hem duygularını fark etmesini hem de bu sayede medya okuryazarlığı kazanmalarını sağlayabilir. Yetişkinlerin kendi haber tüketimini de sınırlaması çocuklar için güzel bir örnek olabilir.

Bir çocukta yoğun öfke, tehditkâr davranışlar veya belirgin sosyal değişimler görüldüğünde aileler ve öğretmenler nasıl hareket etmeli? Ne zaman profesyonel destek alınmalı?

Öncelikle sakin kalınmalı, çocuk ile bire bir konuşarak nihai sınırlar hatırlatılmalı. Bununla birlikte okul rehberlik servisi bilgilendirilmeli ve okuldaki davranışları da öğretmenleri tarafından rapor edilmelidir. Davranış değişikliği iki haftadan uzun sürüyorsa, günlük işlevselliği bozuyorsa, kendine veya başkasına zarar verme ifadeleri varsa mutlaka çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından destek alınmalıdır.

Son olarak, okullarda şiddeti önlemek için ailelere, eğitimcilere ve yetkililere en önemli tavsiyeleriniz nelerdir?

Şiddeti önlemek, yalnızca şiddet davranışı ortaya çıktığında müdahale etmekle mümkün değil maalesef. Çocukların duyulduğu, aidiyet hissettiği ve duygularını güvenli biçimde ifade edebildiği ortamları öncelikle evlerde sonrasında okulda oluşturmalıyız. Yetkililer ise okullardaki psikolojik danışman kadrolarını güçlendirmeli, güvenlik tedbirlerini artırırken dijital medyadaki şiddet içeriklerine karşı caydırıcı ve kararlı adımların atılması da elzemdir.