Toplumun yaklaşık yüzde 20-252 haftadan uzun süren yaralarda altta yatan nedenlerin araştırılması büyük önem taşır" dedi.
Ağız içi yaralar, yani aftlar, toplumda sık görülen ve kişinin günlük yaşam konforunu ciddi şekilde etkileyen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Özellikle tekrarlayan ağız yaralarının kadınlarda erkeklere göre daha yaygın olduğu belirtiliyor. Doç. Dr. Barıt, aftların genetik yatkınlık, stres, beslenme yetersizlikleri ve bağışıklık sistemi ile bağlantılı birçok faktörle ilişkili olabileceğine dikkat çekti.
Barıt, ağız içi yaraların genellikle kendiliğinden iyileştiğini ancak tekrarlayan vakaların dikkat gerektirdiğini belirtti. "Bu ağrılı lezyonlar günlük yaşamı olumsuz etkileyebilir. Aftlar çoğu zaman kendiliğinden iyileşir, ancak sık tekrarlayan vakalarda altta yatan nedenlerin araştırılması önemlidir," diye ekledi.
Ağız içi yaraların bulaşıcı olmadığını ve uçukla karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Barıt, aftların kesin nedeninin tam olarak bilinmediğini ifade etti. Bu yaraların yanak veya dudak içini ısırma, sert yiyecekler, diş fırçalama sırasında oluşan tahrişler veya protez kaynaklı yaralanmalarla tetiklenebileceğini aktardı. Stres ve psikolojik faktörlerin de ağız içi yaralarda önemli bir rol oynadığını belirtti.
B12 vitamini, demir, çinko ve folik asit eksikliklerinin aft oluşumunda etkili olabileceğine dikkat çeken Barıt, "Bağışıklık sisteminin zayıfladığı grip, yorgunluk ve uykusuzluk dönemlerinde de ağız içi yaralar daha sık görülmektedir." dedi. Ayrıca asitli, baharatlı ve sert yiyeceklerin ağız içi yaraları artırabileceğini belirtti.
"Portakal, domates gibi asitli yiyecekler, baharatlı ve sert gıdalar ağız içini tahriş ederek mevcut yaraların ağrısını artırabilir. Öte yandan Behçet hastalığı, çölyak hastalığı, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi otoimmün veya inflamatuar hastalıklar da tekrarlayan ağız yaralarıyla ilişkilidir," şeklinde konuştu.
Ağız içi yaraların, asitli veya sıcak yiyeceklerle temas ettiğinde şiddetli ağrı ve hassasiyet yaratabileceğini belirten Barıt, bu lezyonların genellikle beyaz veya sarı renkli yaralar şekline göründüğü, çevresinde ise kırmızı bir halka oluştuğunu ifade etti. Yaraların en fazla 10 gün içinde geçmesi beklenirken, yaralar 10 günden fazla sürüyorsa mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğinin altını çizdi.
Barıt, "Yüksek ateş, lenf bezi şişliği ve kilo kaybı gibi ek belirtiler bu durumda önemli uyarı işaretleridir. Yaralar 2 haftadan uzun sürüyorsa veya tedaviye rağmen iyileşmiyorsa, mutlaka uzman bir sağlık profesyoneline başvurulmalıdır" dedi.
Ağız içi yaraların önlenmesinde stres yönetiminin önemli bir yer tuttuğunu belirten Dr. Barıt, düzenli yaşam alışkanlıklarının atakları azaltabileceğini söyledi. Ayrıca, dengeli beslenmenin, vitamin ve mineral eksikliklerinin kontrol edilmesinin önemine de dikkat çekti.
Evde uygulanabilecek bazı yöntemler hakkında bilgi veren Barıt, tuzlu su veya karbonatlı su ile gargaranın faydalı olabileceğini vurguladı. "Günde 3-4 kez bu yöntemleri uygulamak yaraların ağrısını hafifletebilir. Ayrıca doğal bal, Hindistan cevizi yağı veya dut pekmezi gibi destekleyici uygulamalar da yararlı olabilir," dedi.
Uzman kontrolünde tedavi gerekebileceğini de ifade eden Barıt, "Düşük seviyeli lazer tedavisi ya da sistemik kortikosteroid veya immünsüpresif ilaçlar, uzman kontrolünde kullanılabilir," şeklinde konuştu. Ağız içi yaraların modern yaklaşımlar ve basit önlemlerle daha rahat yönetilebileceği günümüzde, uzman kontrolünde tedavi seçeneklerinin devreye girmesi gerektiği unutulmamalıdır.

DOÇ. DR. NESLİHAN YAPRAK BARIT