Acıbadem Kayseri Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Dr. Sema Karaoğlu, halk arasında ‘su siğili’ olarak bilinen molluscum contagiosum hastalığının doğrudan deri temasıyla bulaşan viral bir enfeksiyon olduğunu belirtmektedir. Özellikle çocuklarda ortak kullanılan oyuncaklar, havlu, lif ve sünger gibi eşyalar aracılığıyla da bulaşabileceği uyarısında bulunuyor.
Dr. Karaoğlu, su siğilinin günümüzde oldukça sık görüldüğünü vurgulayarak, "Halk arasında su siğili olarak bilinen molluscum contagiosum, poxvirüs grubuna ait bir virüsün oluşturduğu bulaşıcı bir deri hastalığıdır. En sık 2-10 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Deride 1-5 milimetre çapında, parlak, kubbe şeklinde ve ortası hafif çökük papüller oluşur. Lezyonlar en sık kol, bacak, gövde ve yüzde görünse de vücudun her bölgesinde ortaya çıkabilir," diye açıklamaktadır.
Antibiyotiklerin bu hastalıkta etkili olmadığını yönünde de bilgi veren Karaoğlu, "Su siğili viral bir enfeksiyondur. Bu nedenle antibiyotiklerin tedavide yeri yoktur. Bazı hastalar antibiyotik kullanarak tedavi olmaya çalışıyor, ancak bu yaklaşım yanlıştır," ifadelerini kullanmaktadır.
Karaoğlu, çocuklarda hastalığın daha çok yakın temas ve ortak kullanılan eşyalarla bulaştığını belirtirken, yetişkinlerde durumun farklı değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir. "Çocuklarda hastalık daha çok oyun sırasında oluşan yakın deri temasıyla bulaşır. Aynı havlu, lif, sünger ve oyuncakların ortak kullanılması bulaşmayı kolaylaştırabilir. Yetişkinlerde ise lezyonlar özellikle genital bölgede görülüyorsa cinsel temasla bulaşma ihtimali yüksektir. Bu nedenle erişkin hastalarda su siğili tespit edildiğinde diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar açısından da değerlendirme yapılması gerekir," diyerek önemli bir noktaya parmak basmaktadır.
Su siğilinin çoğu olguda bağışıklık sistemi tarafından 6-18 ay içerisinde kendiliğinden temizlenebildiğini belirten Karaoğlu, özellikle atopik dermatitli çocuklarda dikkatli olunması gerektiğini vurgulamaktadır. "Atopik bünyeli çocuklarda kaşıntı daha belirgindir. Kaşıma sırasında virüs sağlam deriye taşınarak yeni lezyonların oluşmasına neden olabilir. Ayrıca kaşıma sonucu ikincil bakteriyel enfeksiyonlar ve egzamatöz reaksiyonlar da gelişebilir," şeklinde uyarıda bulunmuştur.
Dr. Karaoğlu, tedavi sürecinde lezyon sayısına ve yerine bağlı olarak karar verilmesi gerektiğini belirterek, "Lezyon sayısı azsa ve yayılım göstermiyorsa belirli bir süre izlem yapılabilir. Ancak lezyonlar hızla çoğalıyor, yüz ve göz kapakları gibi hassas bölgelerde bulunuyor ya da bulaştırıcılığı artırıyorsa tedavi edilmesi gerekir. Günümüzde en etkili tedavi yöntemlerinden biri küretaj ile lezyonların uzaklaştırılmasıdır. Küretaj sırasında lezyonun içindeki virüs içeren materyal tamamen temizlenir ve lezyon iyileşir. Bunun yanında hastanın yaşına, lezyonların sayısına ve yerleşimine göre farklı topikal tedavi seçenekleri de uygulanabilir," diye bilgi vermektedir.
Dr. Karaoğlu, su siğilinin korkulacak bir hastalık olmadığını ancak bulaşıcı olduğunu belirtmektedir. Özellikle çocuklarda lezyonların kaşınmadığına, ortak havlu ve kişisel eşyaların kullanılmadığına, yakın deri temasının azaltıldığına ve gerekli durumlarda dermatoloji uzmanına başvurulması gerektiğine dikkat çekmektedir. Bu önlemler, hem hastalığın yayılımını hem de aile içi bulaşmayı azaltacaktır.

Doğrudan temasta ‘su siğili’ riski