ABD yönetiminin Orta Doğu stratejisinde attığı son adımlar, İsrail güvenlik ve diplomasi koridorlarında geniş yankı uyandırıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan ile sivil nükleer işbirliğini içeren anlaşmaya onay vermesi, Tel Aviv hattında ciddi bir rahatsızlık kaynağı haline geldi. İsrail medyasında öne çıkan değerlendirmelere göre, Washington'ın bu kararı bölgedeki hassas askeri ve diplomatik dengeleri sarsma potansiyeli taşıyor.
Tel Aviv’de 'Nüfuz Kaybı' Tartışması
İsrail’in önde gelen yayın organlarından Yedioth Ahronot’a konuşan ve ismi açıklanmayan üst düzey yetkililer, Washington’ın attığı bu adımı Türkiye’ye yönelik olası F-35 satışı senaryolarına benzeterek "huzursuzluk verici" olarak nitelendirdi. Yetkililerin en çok dikkat çektiği husus ise diplomatik pazarlıklardaki stratejik eksiklik oldu.
Washington yönetiminin, Riyad ile nükleer işbirliği masasına otururken Tel Aviv ile diplomatik normalleşmeyi ön şart olarak sunmaması, İsrail tarafında stratejik bir kozun kaybedildiği şeklinde yorumlanıyor. İsrailli kaynaklar, bu durumun Tel Aviv’in ABD politikaları üzerindeki tarihsel etkisinin zayıfladığına işaret ettiğini vurguluyor.
Uranyum Zenginleştirme Kapısı ve Güvenlik Riskleri
Anlaşmanın detaylarında Suudi Arabistan’ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirme faaliyetlerine imkan tanınabilecek olması, İsrailli güvenlik uzmanlarını teyakkuza geçirdi. İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi eski Başkanvekili Yaakov Nagel, Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme kapasitesine ulaşmasının stratejik bir hata olduğunu savundu.
Benzer bir uyarı da İsrailli emekli diplomat Jeremy Issacharoff’tan geldi. Söz konusu mutabakatı "son derece tehlikeli" bir gelişme olarak tanımlayan Issacharoff, kararın Tel Aviv’in kendi ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren kritik başlıklar üzerinde Washington’ı ikna etme yeteneğinin azaldığını gösterdiğini ifade etti.
Bölgesel Dengeler Yeniden mi Şekilleniyor?
ABD basınında yer alan detaylar, mutabakatın Riyad’a sivil nükleer program desteği sağlamanın ötesinde, potansiyel olarak uranyum zenginleştirebilecek tesis altyapısının da önünü açabileceğini gösteriyor. İsrail tarafı ise Orta Doğu’da tek taraflı bir nükleer kapasite artışının bölgesel güç dengelerini ve kendi askeri üstünlük doktrinini zedeleyebileceği görüşünde birleşiyor.