Osmanlı İmparatorluğu’nun son padişahı Vahdettin’in 16 Mayıs 1926’da İtalya’nın Sanremo kentinde hayatını kaybetmesinin ardından başlayan cenaze süreci, tarihin en tartışmalı defin krizlerinden biri olarak kayıtlara geçti. “Vahdettin'in cenazesi neden kabul edilmedi?” sorusu, yıllar sonra bile merak edilmeye devam ediyor. Ölümünün ardından naaşının günlerce ortada kalması, diplomatik yazışmalar ve defin yeri konusundaki belirsizlikler, süreci siyasi bir çıkmaza dönüştürdü.
Vahdettin'in cenazesi neden kabul edilmedi? İlk kriz Sanremo’da başladı
Vahdettin’in ölümü Sanremo’da gerçekleşti. Ancak cenazenin nereye defnedileceği konusu kısa sürede ciddi bir sorun haline geldi. Hristiyan toprağı olan İtalya’da kalıcı olarak gömülmesi dini açıdan uygun görülmedi. Bu nedenle cenazenin başka bir İslam ülkesine nakledilmesi gündeme geldi.
Ancak sürgündeki bir Osmanlı padişahının cenazesini kabul etmek, dönemin siyasi şartlarında kolay değildi. Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı hanedanı arasındaki kopuş, süreci daha da hassas hale getiriyordu. Bu nedenle cenazenin Türkiye’ye getirilmesi söz konusu olmadı.
Mekke ve Trablus neden seçenek olamadı?
Vahdettin’in cenazesinin Mekke’ye defnedilmesi ihtimali gündeme geldi. Ancak dönemin siyasi dengeleri ve lojistik koşullar nedeniyle bu seçenek hayata geçirilemedi. Hicaz bölgesindeki idari ve diplomatik şartlar, cenazenin buraya kabul edilmesini zorlaştırdı.
Trablus da alternatifler arasında yer aldı. Fakat güvenlik ve siyasi istikrar konusundaki belirsizlikler, bu ihtimali de zayıflattı. Cenazenin nakli için uygun liman seçimi bile netleşmedi. Bu süreçte naaşın bir süre serada muhafaza edildiği belirtiliyor.
Şam çözümü nasıl gündeme geldi?
Tüm bu çıkmazların ardından en uygun seçenek olarak Şam öne çıktı. Suriye, o dönemde Fransız mandası altındaydı ve diplomatik temaslar sonucunda cenazenin Şam’da defnedilmesi kararlaştırıldı.
Ancak bu kararın alınması haftalar sürdü. Vahdettin’in vefatından yaklaşık üç hafta sonra bile defin işlemlerinin tamamlanmamış olması, “Vahdettin'in cenazesi neden kabul edilmedi?” sorusunu daha da büyüttü.
Fransız Konsolosu Robert Armez’in raporlarında, cenaze sürecinin hem mali hem de diplomatik yük haline geldiği ifade ediliyor. Sanremolu alacaklıların cenaze masraflarını talep etmesi de süreci karmaşıklaştırdı.
Ölümündeki şüpheler süreci etkiledi mi?
Vahdettin’in ölümü de tartışmalıydı. Ani gerçekleşmesi ve otopsi raporlarında kalp hastalığına dair net bulguların yer almaması, çeşitli iddialara yol açtı. Riccardo Mandelli’nin araştırmaları, diplomatik belgelerde bazı çelişkilerin bulunduğunu ortaya koydu.
Aile fertlerinin kalp krizine ihtimal vermemesi ve naaşta hızlı çürüme belirtilerinin görülmemesi, ölümün ardından başlayan tartışmaları derinleştirdi. Bu durum, cenaze sürecinin uzamasına dolaylı olarak etki etmiş olabilir.
Cenaze krizi Osmanlı’nın son dönemini simgeliyor
Vahdettin’in cenazesinin hemen kabul edilmemesi ve defin yerinin uzun süre belirlenememesi, yalnızca dini bir mesele değildi. Bu olay, Osmanlı hanedanının sürgün yıllarındaki siyasi yalnızlığını da gözler önüne serdi.
Sonuçta Vahdettin’in naaşı Şam’da Sultan Selim Camii haziresine defnedildi. Ancak Sanremo’dan Şam’a uzanan bu yolculuk, tarihte bir “defin krizi” olarak yer aldı.
“Vahdettin'in cenazesi neden kabul edilmedi?” sorusunun yanıtı; dönemin siyasi dengeleri, diplomatik hassasiyetler ve hanedanın sürgün statüsüyle doğrudan bağlantılıydı. Bu süreç, bir padişahın ölümünün ötesinde, bir imparatorluğun kapanış dönemindeki kırılganlığı da simgeliyor.