'OPERA BENİM EN BÜYÜK AŞKIM'

Röportaj Cumartesi 19 Ocak 2019 03:00

Kullandığı vokal tekniğiyle efsane kadın rock şarkıcısı Doro Pesch'i andıran, ancak kendi tekniğiyle kadın vokaller arasında öne çıkan operacı, arp sanatçısı ve rock solisti İdil Çağatay, YeniBirlik'e sanat yaşamını anlattı

'Opera Benim En Büyük Aşkım'

Sema SEZEN

Türkiye’de önemli müzisyenler ve birçok rock grubuyla çalıştıktan sonra solo olarak sanat yaşamına devam eden İdil Çağatay, yeni albümü “Ateşler İçinde”yi yayınladı. Aynı zamanda opera sanatçısı da olan Çağatay, albümünü ve hakkında merak edilenleri anlattı.

Albümün prodüksiyon süreci nasıl geçti?

Albümün prodüksiyon süreci zaman zaman sancılı ama bir o kadar da keyifli ve heyecanlı geçti. Çok uyumlu olduğum, ortak dil geliştirebildiğim insanlarla çalıştım. Hepsi arkadaşım zaten. Müziğin ortaya çıkış aşamasında biraz gergin oluyorum. Hani bir şey söylemek istersiniz ama bir türlü zamanı gelmez, ağzınızda büyür de büyür. Biraz da öyle bir duygu. İnsan çok sabırsız olabiliyor. Birçok şeyde çok sabırlıyım ama bu aşamalarda çok sabırsızlanabiliyorum. Detaylı ve titiz bir çalışma gerektiriyor bir prodüksiyon yapmak. Nihayetinde çok titiz bir çalışmanın ürünü oldu bu albüm. Çok güzel bir ekip olduk. Bundan sonra beraber yapacağımız prodüksiyonlar için heyecanlıyım.

Albüme adını veren klip “Ateşler İçinde” geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Klip süreciyle ilgili neler söylemek istersiniz? 

Klip süreci bir hayli ilginçti. Aslında önceden oyuncu bir arkadaşımın oynayıp yönetmenliğini üstelendiği başka bir klip çekmiştik. Ne yazık ki üst üste gelen bazı aksilikler ve çekimler esnasında oluşan teknik bazı sıkıntılar yüzünden yayınlamaktan vazgeçtik. O yüzden klip albümden daha sonra çıkmak durumunda kaldı. Bazen emekler ekipten bir kişinin hatası yüzünden yanabiliyor bizim işlerde. İlk klipten vazgeçince Kırmızı’da sürekli birlikte çalıştığım yönetmen arkadaşım Özkan Aksular devreye girdi. Onunla müthiş bir uyumumuz var. Hatta ikimiz bir arada bir şeyler üretmeye başlayınca fazla uçuyoruz. O noktada Aslı (Polat) devreye girip ayaklarımızı yere bastırıyor. Oldukça eğlenceli bir aileyiz. Klip çekimine gelirsek bayağı soğuk bir havada bir demir-çelik fabrikasında neredeyse 12 saat sürdü. Bol alevli bir klip olduğu için kimse hasta olmadan bitirdik.

İlk klibe dinleyicilerin tepkisi nasıl oldu? 

Benim dinleyicim çok beğendi. Çıkış şarkısında özellikle rap ve rock bir arada olması ilginç geldi ve çok sevdiler. Beni daha sert soundlarda dinlemeye alışmış bazı dinleyicilerimden mesajlar geldi. Onlar da sevdiler.

‘ALBÜMDE ELEKTROARP ÇALDIM’

Bu albümde arp da çalıyorsunuz. Bu enstrümanı bundan sonraki albümlerinizde daha sık kullanmayı düşünüyor musunuz?

Evet, uzun yıllar eğitimini aldığım bir enstrüman, arp. Çoğu kimse neden daha fazla kullanmadığımı soruyor. Ben de artık daha fazla müziğime dahil etmem gerektiğini hissediyorum. Sanırım benim için caydırıcı olan kısım sahne. Çok tanınan bir enstrüman olmadığı için tonlanması filan zor oluyor. Genelde tonmeisterlar hiç görmemiş oluyorlar. Daha önce konserlerde sahneye çıkardım ama istediğim sonucu alamadım. Yıllardır aynı elektroarp ile çalışıyorum. Gitardan aldığınız bütün efektleri alabiliyorsunuz. Bu albümde de onunla kayıt yaptım. Şu anda da arp altyapılı bir şarkı yazıyorum. Arp ile yapmak istediğim bir proje de var sırasını bekliyor.

‘İçimde sürekli dizginlemeye çalıştığım bir vokal canavarı var’

Yıllarca brutal-scream gibi alternatif vokal teknikleri ile sizi sahnede görmeye alışmış seyirciyi bu sefer neler bekliyor?

Şu anki albümün soundu neyse o şekilde ilerleyeceğiz. Ama konser atmosferi nasıl olur dinleyicinin enerjisi beni nereye çeker ona bir şey diyemem. İçimde sürekli dizginlemeye çalıştığım bir vokal canavarı var sonuçta.

Daha önce grubunuz ‘Kırmızı’ ile yurtdışında başarılara imza attınız. Solo olarak yurtdışına yönelik hedefleriniz var mı?

Evet var. Şu anda taslak aşamasında. Kafamda bu konuyla ilgili bir şeyler dönüp duruyor. Konsatrasyonumu sağlayıp başına oturabilmem lazım tabii. Şu anda ikinci albümü hazırlamaya başladım. Onu da şekillendendirdikten sonra odaklanabilirim sanırım.

Aslında konservatuvarda opera eğitimi aldınız. Tekrar opera söylemek ister misiniz?

Opera benim büyük aşkım. İlk çıktığım sahne opera sahnesidir. Hayatımda ve kalbimde yeri çok büyük ama 2005 yılı itibariyle opera ile olan profesyonel bağımı kestim. Tabii ki insan aynı anda tüm sevdiği şeyleri yapmak istiyor ama her şeyi aynı anda yapamıyorsunuz. Seçim yapmak zorundayız. Ben de yaptım. Şu anda amatör olarak uğraşmaya devam ediyorum ama. Operadan bir arkadaşımla bu aralar sırf sevdiğimiz için iki ses üzerine yazılmış barok bir eser çalışıyoruz. Her an gaza gelip konser yapabiliriz.

Türkiye’de müzik yapmak veya rock söylemek sizce nasıl bir deneyim?

Özelde değerlendirirsek; Türkiye’nin müzikal kodları daha farklı olduğu için rock biraz yabancı kalıyor ama azımsanmayacak bir kitlesi de var. Bizim müziğin en büyük sorunu sound. Ne yazık ki dizginlenmesi zor soundlar olduğu için iyi ses sistemlerinde çalmanız gerek. O da her yerde mümkün olmuyor. Performans müziği nihayetinde. Enerjisi yüksek, volümü yüksek. Yaptığınız müziğin hakkını vermek gerek ama sizin dışınızda bir sürü etmen var işinizi engelleyen. O yüzden en çok zorlanan türlerden olduğunu söyleyebilirim.