Türkiye, diğer ülkeler ile karşılaştırıldığın iş kazaları konusunda pek olumlu bir sicili yok. Son
zamanlarda yasal düzenlemelerle bu azaltılsa da hala istenilen durumda değiliz. Bu anlamda İş
yerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı (İSG) uzmanına yer verilmesi firmalar açısından
oldukça maliyetli görünüyor. Bu kapsamda değerlendirirseniz firmalara olan maliyetini de
düşünürsek maliyet artışları firma üretimine nasıl yansıyor?
İşletmeler, yasal yükümlülükleri ve sosyal sorumlulukları gereği iş sağlığı ve güvenliğini sağlayıcı
birtakım tedbirler için harcamalar yapmaktadırlar. Yapılan bu harcamalar aynı zamanda işletme
menfaatleri ile de aynı doğrultudadır. Yapılan araştırmalara göre ISG'nin doğru anlaşılıp
uygulanması halinde iş kazalarının yüzde 98’i, meslek hastalıklarının yüzde 100'u önlenebilir
iken, gerekli önlemler alınmadığı için ne yazık ki her yıl iş kazaları ve meslek hastalarından
dolayı birçok insan hayatını kaybetmektedir. Böylece iş kazaları ve meslek hastalıklarını
önlenerek, üretim kesintilerinin önlenmesi, iş verimliliğinin artması dolayısı ile yapılan bu
harcamaların sonucunda finansal bir getirinin olacağı açıkça görülmektedir.
İş kazalarının ve sonuçlarının şirketler açısından yıllık maliyetinin ne olduğu, bu maliyetin nasıl
azaltılabilir?
İş kazası maliyetleri, direkt ve endirekt diğer bir ifadeyle dolaylı ve dolaysız maliyet olarak da iki
ana gruba ayrılmaktadır. Hem görünür hem de görünmez iş kazası maliyetleri aşağıda
yazılmıştır:
GÖRÜNMEZ MALİYETLER:
Çalışanlardaki moral bozuklukları
Fiziksel yorgunluk
Stres
Zaman kayıpları
GÖRÜNÜR MALİYETLER:
İş gücü kayıpları
Fazla mesai/ işin durması maliyeti 3- Kaza soruşturma maliyeti
Sağlık giderleri
Sigorta maliyetleri
Tazminatlar
Mahkeme masrafları
Bu kapsamda sayısal verilerle konuşmak gerekirse; 2019 yılında ülkemizdeki GSYİH’nin
4.280.381.000.000 TL olduğu düşünüldüğünde (TÜİK), WHO’ya göre iş kazası ve meslek
hastalıklarının yıllık maliyetleri toplamının 111 ila 162 milyar TL arasında, ILO’ya göre ise
yaklaşık 171 milyar TL olarak gerçekleştiği söylenebilir.
Nasıl azalır?
Çalışanların eğitimi konusunda 6331 sayılı Kanun, iş sağlığı ve güvenliği eğitim faaliyetlerinin
göstermelik olmaktan çıkarılıp, amaca uygun, gerçekten yararlı olmasını sağlamak üzere
ayrıntılı düzenlemeler getirmiştir. Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği konusunda görüşleri de
alınarak uygulamalı eğitime tabi tutulmaları, teorik bilginin pratik hayata geçerek, güvenlik
kültürünün oluşmasına katkı sunacağından; kanunun iş kazaları ile meslek hastalıklarının
önlenmesi konusundaki insani, sosyal ve ekonomik amacı da böylelikle ortaya çıkacaktır. İş
kazası maliyetlerinin azaltılması amacıyla hareket edildiğinde yapılması gerekenin eğitim ve
güvenlik kültürünün sağlanmasıdır.
ILO verilerine göre “gelişmiş ülkelerde iş kazası ve meslek hastalıklarının toplam maliyeti,
ülkelerin Gayri Safi Yurt İçi Hasılalarının (GSYİH) yaklaşık %1’i ila % 3’ü oranında değişmektedir.
Gelişmekte olan ülkelerde ise bu oran % 4 civarında olmaktadır. Türkiye’de gelişmekte olan ülke
bölümünde değerlendirildiğini düşünürsek bu oranı aşağı çekebilmek için sadece yasal
düzenlemeler yeterli olabilir mi, firmalar bu konuda neler yapmalı?
Günümüzde teknolojideki baş döndürücü gelişmeler, üretimin ve rekabetin büyük ölçüde
artması, çalışanların sağlığına ve iş güvenliğine yönelik tehlikeleri daha da artırmaktadır. Bu
itibarla; İşyerlerinde işin yürütülmesi sırasında doğan olumsuz şartlardan çalışanları korumak,
üretimin devamını sağlamak ve verimliliği artırmak için yapılan çalışmaları ifade eden “iş sağlığı
ve güvenliği” (İSG) kavramı, sanayinin ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak önem
kazanmıştır. Ancak, bilimsel ve teknolojik gelişmeler, aynı zamanda bu tehlikelerin önlenmesi
konusunda yeni imkânlarda sunmaktadır. Bu bakımdan, iş kazaları ve meslek hastalıkları olarak
ifade ettiğimiz bu tehlikeler, çalışanlar ve işyerleri için bir kader değildir; olmamalıdır. İş sağlığı
ve güvenliği ekonomik boyutları bir yana sosyal boyutları itibariyle de ülke kalkınması açısından
hayati öneme haiz toplumsal bir gerçektir.
Gelişmekte olan ülkelerde iş kazası ve meslek hastalıklarının toplam maliyeti Gayri Safi Yurt İçi
Hasılalarının (GSYİH) yaklaşık oranının % 4 civarında olmasının sebeplerinin başında işverenler
tarafından verilmesi gereken iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin kağıt üzerinde verilmesi
sebebiyle yeterli olmaması gelmektedir. İşverenlerin eğitim verme yükümlülüğünün yanında
vermesi gereken iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini takip etmesi ve günümüz teknolojisine
uyarlaması gerekmektedir. Teknoloji ve sanayinin, iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerine ve
alınması gereken güvenlik önlemlerine entegre edilmesi gerekmektedir. İşin ve üretimin
kaynağının insan olduğu düşünüldüğünde yasal düzenlemelerin yanında insan sağlığına ve
yaşamına saygı duyulması gerekmekte olup tüm çalışan ve işverenlere ahlaki ve kültürel
değerler eğitimi verilmelidir.
İşçilere verilen eğitimler teknoloji ve sanayideki meydana gelen gelişmeler ışığında revize
edilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinde kullanılan koruyu ekipmanlar da günümüz
teknolojisinden yararlanılarak güncellenmeli iyileştirilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği şirketleri,
verilen eğitimlerin teknoloji ve sanayideki gelişmeler dikkate alınarak nasıl iyileştirilebileceği
hususunda arge çalışmaları düzenlemeli gerekli görülürse bu işlemler için özel bir birim
oluşturulmalıdır.
SGK tarafından yayımlanan 2015-2019 yılları arası beş yıllık istatistik verilerinden elde edilen
sonuçlara göre inşaat sektöründe gerçekleşen iş kazalarının oranı, toplam sektörün
%15’i civarında olmasına rağmen ölüm oranı yaklaşık % 36’sıdır. Gerçekleşen ölümlü kazaların
yaklaşık 1/3’ü inşaat sektöründe gerçekleşmiştir. İSG ile ilgili bu kadar çalışma varken bu oranın
yüksekliğini neye bağlamak gerekir, gelişmiş ülkelerde bu istatistik nasıl?
1986 yılındaki Çernobil faciası sonrası yapılan araştırmalar ve incelemeler sonucu hazırlanan
raporlarda ilk kez güvenlik kültüründen bahsedilerek, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının
önlenerek güvenli bir çalışma ortamının oluşturulmasında: devlet, sivil toplum kuruluşları,
işverenlerin ve çalışanların yüksek bilinçle sürece katılımıyla gelişen, kilit bir kavram olarak yer
bulmuştur.
Güvenlik kültürü: kurumun sağlık ve güvenlik programlarının uygulanmasındaki usul ve esaslara
karar veren bireylerin ve grupların değer, algı, inanç, yatkınlık, düşünme alışkanlıkları, yetkinlik
ve davranış şekillerinin bir arada değerlendirilmesiyle: çalışanların işyerinde tehlikelerle
karşılaşma ihtimalini en aza indirgeme ile ilgili normlar, inançlar ve uygulama kabullerinin
tamamı olarak ifade edilebilir.
İş sahiplerinin öncelikle insan hayatı, güvenlik ve sağlık kavramları ardından da verimlilik ve
kârlılık açısından, iş sağlığı ve güvenliği konularına önem vermesi yasalardan öte temel insanı
değerler kapsamında sorumluluk gereğidir.
Uluslararası Çalışma Örgütünün 2002 yılında hazırladığı "Güvenlik Kültürü Raporu'na göre,
meslek hastalıklarının tümü ve iş kazalarının %98'i önlenebilir niteliktedir. İş sağlığı ve güvenliği
ile ilgili sorunların çözümünde istisnasız kabul gören yaklaşım, taraflarda güvenlik bilincinin ve
önleme kültürünün oluşturulmasına önem verilmesidir.
Bu noktada, önleyici etkinin telafi etmekten daha ucuz ve kolay olduğu gerçeği hatırda
tutularak, iş güvenliği kültürünü oluşturmak, tüm taraflara bu kültüre sahip çıkılması gerektiği
bilincini kazandırmak ve geliştirilerek sürdürülmesini temin etmek: zaman ve faaliyet kaybı
olarak görmemek, ancak bu konuda verilecek eğitimlerle sağlanabilir.
İş sağlığı ve güvenliği eğitiminin olmadığı durumlarda, iş ve çalışma koşullarının oluşturacağı
risklerden ve önleyici tedbirlerden habersiz bir çalışan grubunun iş kazalarına ve meslek
hastalıklarına maruz kalma oranı, bu konuda eğitim alarak güvenlik kültürü konusunda bilinç
kazanmış çalışanlara oranla, daha yüksek olacaktır. Bilinçli bir çalışan, riskler karşısında alınması
gereken önlemlerin farkındalığıyla, iş sağlığı ve güvenliği konusunda daha özenli bir tutumla
hareket ederek, kendisi açısından tehlikenin doğma olasılığını en aza indirecektir.
Gelişmiş ülkeler bakımından değerlendirmek gerekirse; AB ülkelerine kıyasla ülkemizde iş
kazalarının oldukça fazla olması sosyal ve ekonomik boyutuyla çözüme kavuşturulması gereken
önemli sorun alanlarından biridir. İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü tarafından 2020
yılında hazırlanan "İstatistiklerle Türkiye'nin ISG Görünümü" adlı çalışmada 100.000 işçide
ölümlü kaza oranının Türkiye'de 8,5 iken; AB ortalamasının 1,7 olduğu belirtilerek, Türkiye'de
100.000 işçide ölümlü kaza oranının AB ortalamasının yaklaşık 5 katı olduğu ifade edilmektedir.
Yine aynı çalışmada dünya ülkeleri arasında 100.000’de iş kazası oran ortalamasının 1.408,4
olduğu ve Türkiye'de bu oranın Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre ortalamanın
üzerinde 2283,0 olduğu belirtilmektedir. İstatistiksel verilerden de anlaşılacağı üzere
Türkiye'de iş kazaları oldukça yüksek orandadır ve bu oranın azaltılması için iş kazalarının
nedenleri konusunda etkin çalışmalar yürütülmelidir. İşverenlerin daha fazla kar elde etmek için
İSG ilkelerine gerekli yatırımları yapmamaları ve denetimlerin yetersizliği; aynı zamanda da iş
kazası ve meslek hastalığına maruz kalan mağdurların bu hususlardaki haklarını bilmemeleri
oranın yüksek olmasının başlıca sebeplerindendir.
Ülkemizde yapılan maliyet çalışmalarında İSG maliyetleri iş kalemlerinin içerisinde yer
almamakta ve genel giderler başlığı altında değerlendirilmektedir. Bu konuda yapılacak
çalışmalarla hem İSG maliyetleri hem de risk maliyetlerinin hesaplanmasında rekabetçi ortam
yaratabilmek mümkün olabilir mi?
İş kazaları ve meslek hastalıklarını önlemenin işletmeler açısından büyük ölçüde mali bir boyutu
vardır. İşletmelerin bu konuda yaptıkları yatırım ve harcamalar, gerek değer gerekse kar olarak
birtakım faydalara dönüşür. İSG’ye yapılan harcama ve yatırımların işletmeler açısından kayda
değer bir geri dönüşünün olduğu yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Yasal yükümlülükleri ve
sosyal sorumlulukları gereği işletmeler iş sağlığı ve güvenliğini sağlayıcı bir takım tedbirler için
harcamalar yapmaktadırlar. Bu harcamalar aynı zamanda işletme menfaatleri ile de
örtüşmektedir. İş kazaları ve meslek hastalıklarını önleyerek, örneğin üretim kesintilerinin
önlenmesi veya iş verimliliğinin artması dolayısı ile yapılan bu harcamaların sonucunda finansal
bir getirinin olduğunu bilmek işverenleri doğru şekilde yönlendirecektir. Ancak İSG’ye yönelik
olarak önleme tedbirlerinin maliyetlerini oluşturan harcamalar ve bedeller, gelire direkt olarak
yansımadığından işverenler bu noktada yanılgıya düşmektedir. İşyerinde iş kazalarının ve
meslek hastalıklarının önlenmesi, işe bağlı sağlık risklerinin önüne geçilmesi gibi direk etkiler
veya üretim kesintilerinin ve hurda/fire miktarının azaltılması, artan işçi motivasyonu ve bunun
ürün kalitesine ve üretime dolaylı etkileri göz önüne alındığında hem niceliksel hem de
niteliksel getirilerinin söz konusu olduğu görülmektedir. İşletmelerin yapacağı küçük
maliyetlerin ilerde daha büyük maliyetlere yol açabileceği konusunda işletmelere farkındalık
eğitimi verilmelidir.
İşyerinde iş kazalarının, meslek hastalıklarının veya sağlık ve güvenlik risklerinin önlenmesi gibi
somut getiriler ile şirket imajının artması, işçi motivasyonunun artması ve nihayetinde bunların
şirket faaliyetlerinde verimliliğe yansıması gibi faydalar sonucunda elde edilebilecek net kara
ulaşılabilir.
İş kazası ve meslek hastalıklarının az olduğu işletmeler, nitelikli çalışanların tercih ettiği bir
istihdam merkezi olabilir. İş kazası ve meslek hastalığı oranı az olan işletmeler devlet tarafından
desteklenirse bu noktada bir rekabet ortamı oluşturulabilir.
Her ne kadar son dönemlerde iş kazaları ciddi oranda azalma gösterse de Türkiye bu alanda
Avrupa’ya kıyasla yüksek orana sahip. Bu alanda yapılan düzenlemelere göre diğer ülkelere
oranla yüksek rakamların olması yapılan düzenlemenin yetersizliğini de ortaya çıkarıyor.
Kuraldan ziyade bir kültür oluşmaması sizde bu oranın yüksekliğinde beşeri bir etmen olarak
kabul edilebilir mi?
İş sağlığı ve güvenliği alanında ne kadar fazla düzenleme olursa olsun, konunun öneminin
kavranabilmesi için öncelikle iş sağlığı ve güvenliği bilincinin oluşması gerekmektedir. İş
güvenliğinin en önemli ayağını iş güvenliği eğitimleri oluşturmaktadır İş güvenliği eğitimi sadece
çalışanların eğitim almaları olarak değerlendirilmemelidir. Öncelikli olarak iş güvenliği kültürü
benimsemeli ve yaşam biçimi haline getirmelidir. Çok boyutlu bir iş güvenliği eğitim algısı ölçeği
oluşturulmalıdır. İş güvenliği eğitimine okullardan başlanarak öğrencilerin farkındalıklarının
arttırılması gelecekte, işyerlerinde iş güvenliği kültürünün gelişmesini sağlanmalıdır.
İş sağlığı ve güvenliği kültürü iş güvenliğinin ön planda olduğu kişilerin kendi sağlıklarını koruma
ve geliştirme, güvenliklerini önem verme bilincine erişerek toplumsal düzeyde sağlık ve
güvenliğin yaşam boyu sürekliliğin sağlanmasıdır. Ancak bu bilinçle hareket edildiği taktirde iş
güvenliğinin sağlanabileceği açıktır. Dolayısıyla insanlara sağlık ve yaşamın değeri noktasında
eğitimler verilmelidir.
Türkiye'de iş güvenliği uzmanlarına verilen eğitimler ve sertifikasyon sürecini yeterli buluyor
musunuz, ideal eğitim süreci ne kadar olmalı? Diğer ülkeler de bu süre ortalama ne kadar?
İş güvenliği uzmanı iş yerini; güvenlik, sağlık ve çevre ile ilgili düzenlemelere uygunluğu
açısından denetler. Ayrıca çalışanlara hastalık ve yaralanmaları önlemek veya çevreye zarar
verilmemesini sağlamak için eğitim verir. İş güvenliği uzmanı, işçileri korumaya ek olarak,
kimyasal, fiziksel, radyolojik ve biyolojik tehlikelere karşı iş yerlerini denetleyerek, mülklerin,
çevrenin ve kamuoyunun zarar görmesini önler.
İş güvenliği uzmanı olmak isteyen kişilerin, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından
verilen iş güvenliği uzmanı belgesine sahip olmaları gerekmektedir. Söz konusu belgeyi
alabilmek için Mimarlık, Mühendislik, Fen-Edebiyat Fakültelerine bağlı Fizik veya Kimya bölümü,
Teknik Öğretmenlik, Meslek Yüksekokullarının İş Sağlığı ve Güvenliği bölümlerinin birinden
mezun olmak gerekmektedir. İş güvenliği uzmanı belgesi beş yıl süre ile geçerlidir. Bu sürenin
bitiminde eğitim kurumlarınca düzenlenen yenileme eğitim programlarına katılım göstermek
mecburiyeti bulunmaktadır. İş güvenliği belgesi almak için üniversite sürecinin ardından zorunlu
tutulan 220 saatlik eğitime katılım zorunludur. İş güvenliği uzmanlığı kursu Çalışma Bakanlığı
tarafından yetkilendirilen kurumlarda verilir. Ancak iş güvenliği uzmanı belgesinin yenilenmesi
için düzenlenen 5 yıllık sürenin azaltılması eğitimlerin daha sık yenilenmesi gerekmektedir.
Avrupa’ da, iş güvenliği hususunda, iş sağlığı hizmetleri ve danışmanlık hizmetleri önleyici bir
amaç taşır. Bütün işverenler yasal olarak iş güvenliği ile ilgili bir uzman ve bir işyeri he kiminden
hizmet almak zorundadır. Onların uzmanlıklarının kapsamı işletmenin tipine ve riskine göre
değişir.
Son dönemde İSG ile ilgili eğitim veren kurumların sayısı artmasına rağmen mezun sayısı ihtiyacı
karşılayamıyor. Bu noktada da kişi sayısı çok olmasına rağmen talebin karşılanamamasını neye
bağlıyorsunuz?
İş güvenliği eğitimi birçok bilim dalının alanına giren multidispliner bir çalışma alanıdır. Öncelikli
olarak iş güvenliği kültürü benimsemeli ve yaşam biçimi haline getirmelidir. Çok boyutlu bir iş
güvenliği eğitim algısı ölçeği oluşturulmalıdır. İş güvenliği eğitimine okullardan başlanarak
öğrencilerin farkındalıklarının arttırılması gelecekte, işyerlerinde iş güvenliği kültürünün
gelişmesini sağlanmalıdır. Eğitimlerin ihtiyaç halinde de düzenli aralıklarla tekrarlanması
gerekmektedir
İş güvenliği profesyonellerine duyulan ihtiyacı sayıca kapatmak isterken kalite faktörü de ihmal
edildiği de bir gerçek. Bunu azaltmak için neler yapılabilir?
Eğitimlerin niceliğini artırmaktan ziyade niteliği önemsenmeli ve kaliteli, amacına ulaşan
eğitimler olması hedeflenmelidir. Eğitmenlere verilen eğitimler düzenli aralıklarla
tekrarlanmalıdır. Eğitmenler kendi içlerinde de sınıfsal olarak kademelendirilmeli ve rekabet
ortamı oluşturulmalıdır. Eğitmenlerin bilgilerini güncel tutmaları adına daha sık aralıklarla belirli
sınavlara tabi tutulmaları gerekmektedir. Gerekirse eğitmenleri de denetleyen bir birim
oluşturulmalı bu eğitmenler denetimden geçirilmedir.
İşyerlerinde kaynak tahsis etmek suretiyle İSG’yi iyi yöneten kuruluşlar, piyasada ne gibi rekabet
avantajı sağlıyor?
İSG’yi iyi yöneten firmalar, iş kazası ve meslek hastalıklarının maliyetlerini azaltarak karlılıklarını
arttırmaktadırlar. Yapılan araştırmalar da İSG uygulamalarının kaza oranları üzerinde olumlu
etkileri olduğunu ortaya koymuşlardır. Bütçesine İSG harcamaları için kaynak tahsis eden imalat
firmalarının, Türkiye’deki İSG mevzuat şartlarını sağlamak amacıyla daha fazla kaynak tahsis
ettikleri ortaya koyulmuştur. Bunun doğal bir sonucu olarak, işletme bütçelerine kaynak tahsis
eden imalat firmalarının iş kazası maliyetlerinde istatistiki manada daha fazla azalma
sağladıkları görülmüştür. İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin planlı ve programlı çalışmalar
yapılmasının ve işletme bütçelerine kaynak tahsis edilmesinin kaza sıklık ve ağırlık oranları ile iş
kazası maliyetlerinin iyileştirilmesini sağladığı sabittir.
İş güvenliği için yatırım yapılması, süreç ve üretim teknolojisinin doğasında pozitif değişikliklere
yol açacaktır. Öyle ki, bu tür yatırımlar malzeme veya enerji tasarrufu yapılarak reel