TRT’nin dijital platformu tabii’de yayınlanan “Ayşe: Bir Ruh Macerası” dizisi, Türk sinemasının önemli isimlerinden Ayşe Şasa’nın hayatını yeniden gündeme taşıdı. Deniz Baysal’ın başrolünde yer aldığı yapım, kısa sürede büyük ilgi görürken izleyiciler “Ayşe Şasa kimdir, nasıl Müslüman oldu, ne zaman ve neden öldü?” sorularına yanıt aramaya başladı. Senaryoları, düşünce dünyası ve hakikat arayışıyla dikkat çeken Ayşe Şasa’nın yaşam öyküsü, bugün hâlâ kültür ve sanat dünyasında konuşulmaya devam ediyor.
Ayşe Şasa kimdir? Hayatı ve kökeni
Tam adı Ayşe Mihriban Şasa olan usta yazar ve senarist, 1 Şubat 1941 tarihinde İstanbul’da dünyaya geldi. Annesi Çerkez, babası ise bir tarafı Çerkez, diğer tarafı Güneydoğu aşiretine mensup köklü bir aileden geliyordu. Çocukluk yıllarını büyük ölçüde dadıların ve mürebbiyelerin gözetiminde geçiren Ayşe Şasa, bu dönemi ilerleyen yıllarda yalnızlık ve içe kapanıklıkla hatırladı.
Kendi ifadeleriyle çocukluk, onun için sıcak bir aile ortamından ziyade mesafeli ve disiplinli bir dünyaydı. Bu durum, ilerleyen yıllarda hem ruhsal sorgulamalarının hem de derinlikli düşünce yapısının temelini oluşturdu. Hayatında en fazla iz bırakan kişilerden biri olarak dedesini anan Şasa, dedesinin anlattığı hikâyelerin ve sakin duruşunun kendi karakterinin şekillenmesinde etkili olduğunu vurguladı.
Ayşe Şasa’nın kariyeri ve yazdığı senaryolar
Ayşe Şasa, Türk sinemasında özellikle Yeşilçam döneminin önemli senaristleri arasında yer aldı. Döneminin toplumsal yapısını, insan psikolojisini ve iç çatışmaları derinlemesine ele alan senaryoları, onu benzerlerinden ayırdı. Sinemaya kazandırdığı metinlerde sadece hikâye anlatmakla yetinmedi; insanın varoluşsal sorunlarını da merkeze aldı.
Şasa’nın yazdığı senaryolar, dönemin sinema anlayışına farklı bir soluk getirdi. Psikolojik derinliği olan karakterleri ve felsefi arka planı güçlü diyaloglarıyla tanındı. Yeşilçam’da üretken olduğu yılların ardından bir süre sinemadan uzak kalsa da düşünsel etkisi varlığını korudu.
Ayşe Şasa’nın İslam’a yönelişi nasıl gerçekleşti?
Ayşe Şasa’nın hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri İslam’a yönelişi oldu. Uzun yıllar süren ruhsal rahatsızlıklar ve içsel bunalımlar yaşayan Şasa, bu süreci bir “hakikat arayışı” olarak tanımladı. Londra’da gördüğü psikolojik tedavi sırasında, sosyolog Şerif Mardin’in hediye ettiği bir katalogda İbnü’l Arabi’nin “Fusüsu’l-Hikem” eserine rastlaması, düşünce dünyasında yeni bir kapı araladı.
1981 yılında eserin çevirisini okuyan Ayşe Şasa, bu metnin kendisi üzerinde derin bir etki bıraktığını dile getirdi. Tasavvuf düşüncesiyle tanışması, İslam’a bakışını kökten değiştirdi. Şasa, bu dönemi sadece bir inanç değişimi değil, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal bir iyileşme süreci olarak gördüğünü ifade etti.
Ayşe Şasa’nın eserleri ve düşünce dünyası
Ayşe Şasa, sinemanın yanı sıra edebiyat alanında da önemli eserler kaleme aldı. 1993 yılında yayımlanan “Yeşilçam Günlüğü”, hem sinema anıları hem de dönemin kültürel atmosferine dair önemli bir kaynak olarak öne çıktı. 2003’te yayımlanan “Delilik Ülkesinden Notlar” ise onun iç dünyasını ve düşünsel yolculuğunu en açık şekilde yansıtan eserlerden biri oldu.
2008 yılında çekilen “Dinle Neyden” filmiyle sinemaya geri dönen Şasa, tasavvufi düşünceyi sanatla buluşturdu. Bu dönemden itibaren evi, gençler ve entelektüeller için adeta bir düşünce mekânına dönüştü.
Ayşe Şasa ne zaman ve neden öldü?
Bir süredir sağlık sorunları yaşayan Ayşe Şasa, zatürre tedavisi gördüğü dönemin ardından 16 Haziran 2014 tarihinde hayatını kaybetti. Usta senarist ve yazar, İstanbul’daki Sahrayıcedid Mezarlığı’na defnedildi. Ardında senaryoları, kitapları ve derin izler bırakan bir düşünce mirası bırakan Ayşe Şasa, Türk sineması ve kültür dünyasında özgün duruşuyla anılmaya devam ediyor.