Haldun Taner, 16 Mart 1915’te İstanbul’da dünyaya geldi. Henüz 5 yaşındayken babasını kaybeden Taner’in çocukluğu, dönemin siyasi ve kültürel çalkantıları içinde geçti. Babası Ahmed Selahaddin Bey, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyelerinden biri olarak bilinen, işgal yıllarında bağımsızlık mücadelesini savunan önemli bir aydındı. Ailesinin kökeni ise Gürcü asıllı Tavdgiridze ailesine dayanıyordu.
Ortaöğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamlayan Haldun Taner, devlet bursu kazanarak Almanya’ya gönderildi. Heidelberg Üniversitesi’nde siyasal bilgiler eğitimi almaya başlayan Taner’in hayatı, genç yaşta geçirdiği ağır bir hastalık nedeniyle yön değiştirdi.
Haldun Taner’in hastalığı
Haldun Taner’in yaşamındaki en önemli dönüm noktalarından biri, 1938 yılında yakalandığı tüberküloz yani verem hastalığı oldu. Bu hastalık nedeniyle Almanya’daki eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı ve Türkiye’ye döndü. 1938-1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumu’nda uzun bir tedavi süreci geçirdi.
Bu dönem, Taner’in yazarlık kimliğinin şekillendiği yıllar olarak kabul ediliyor. Hastane ortamında geçirdiği uzun süre boyunca yazıya daha fazla yönelen Taner, edebiyatla bağını bu süreçte güçlendirdi. Sağlığına kavuştuktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Filolojisi bölümünden 1950 yılında mezun oldu.
Akademiden tiyatroya uzanan yolculuk
Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra akademik hayata adım atan Haldun Taner, bir süre üniversitelerde ders verdi. Ancak onu geniş kitlelerle buluşturan asıl alan tiyatro oldu. Taner, hem geleneksel Türk tiyatrosu öğelerini hem de Batı tiyatrosunun anlatım biçimlerini bir araya getirerek özgün bir dil geliştirdi.
Özellikle epik tiyatro anlayışını Türkiye’de sahneye taşıyan isimlerden biri olarak kabul edilen Taner, tiyatroyu yalnızca bir eğlence aracı değil, toplumu sorgulayan ve dönüştüren bir alan olarak gördü.
Haldun Taner ne zaman ve neden öldü?
Haldun Taner, 7 Mayıs 1986 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetti. Ölüm nedeni, yaşa bağlı organ yetmezliği ve uzun yıllar süren kronik sağlık sorunları olarak kayıtlara geçti. Hayatının son dönemlerinde Milliyet gazetesinde köşe yazıları yazmaya devam eden Taner, aynı zamanda üniversitelerde ders vererek genç kuşaklarla bağını sürdürdü.
Haldun Taner’in edebi kimliği ve eserleri
Haldun Taner, yazarlık kariyerine skeçler ve kısa metinlerle başladı. İlk öyküsü “Töhmet” 1946 yılında yayımlandı. 1953’te kaleme aldığı “Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu” adlı öyküsüyle büyük bir başarı elde etti ve Türk öykücülüğünün en saygın isimleri arasına girdi.
Toplumsal hiciv, mizah ve insan psikolojisini derinlikli bir bakışla ele alan Taner, tiyatro oyunlarında da aynı çizgiyi sürdürdü.
Öne çıkan tiyatro eserleri
Keşanlı Ali Destanı
Günün Adamı
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı
Fazilet Eczanesi
Gözdağı
Öykü ve düzyazı eserleri
Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu
On İkiye Bir Var
Ayışığında “Çalışkur”
Sancho’nun Sabah Yürüyüşü
Devekuşuna Mektuplar
Kurduğu tiyatro toplulukları
Haldun Taner, yalnızca yazar kimliğiyle değil, kurduğu tiyatro topluluklarıyla da Türk tiyatrosuna yön verdi. 1967 yılında Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile birlikte Devekuşu Kabare’yi kurarak kabare tiyatrosunun Türkiye’deki öncülerinden biri oldu. Ardından Bizim Tiyatro ve Tef Kabare gibi topluluklarla sahne sanatlarına katkı sundu.
Aldığı ödüller ve adına verilen yapılar
Haldun Taner, yaşamı boyunca pek çok önemli ödüle layık görüldü. Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü ve Sedat Simavi Edebiyat Ödülü bunlar arasında öne çıkıyor. İstanbul Kadıköy’de bulunan Şehir Tiyatroları sahnesine adı verilirken, Milliyet gazetesi tarafından düzenlenen Haldun Taner Öykü Ödülü ile anısı yaşatılmaya devam ediyor.
Haldun Taner kimdir sorusu, yalnızca bir biyografi arayışı değil; Türk edebiyatının ve tiyatrosunun temel taşlarından birini anlamaya yönelik bir merak olarak bugün de canlılığını koruyor.