Kazak asıllı diplomat Nazir Torekulov, Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’da en iddialı hamlelerinden birinin merkezinde yer aldı. SSCB döneminde dinin kamusal alandan silinmeye çalışıldığı yıllarda bile, Rusya Müslümanları içinden seçilen isimlerin Müslüman ülkelere “özel temsilci” gibi konumlandırılması dikkat çekici bir süreklilik gösterdi. Torekulov’un hikâyesi ise bu geleneğin, Suudi Arabistan ile kurulan ilişkilerde nasıl stratejik bir araca dönüştüğünü anlatıyor. Bugün bazı gözlemcilerin Ramzan Kadırov örneğiyle sürdürdüğünü söylediği temas trafiğinin köklerinde de benzer bir yaklaşım okunuyor.
Rusya Müslümanları geleneği: Çarlık’tan SSCB’ye, Sovyetler Birliği çizgisi
Rusya’nın Müslüman ülkelere elçi göndermede Müslüman kökenli isimleri tercih etmesi yeni bir refleks değil. Çarlık döneminde Orta Asya ve Kafkasya hattında görev yapan Müslüman temsilciler, bölgesel dil ve kültür bilgisinin diplomatik avantajını sahaya taşıdı. Bu yaklaşım, Sovyetler Birliği yıllarında ideolojik sertliğe rağmen tamamen ortadan kalkmadı; aksine bazı dosyalarda daha “ince ayarlı” bir araç haline geldi. Mekke ve hac mevsiminin, Müslüman dünyaya erişim için bir kapı görülmesi, Moskova’nın bölgeye bakışını belirleyen temel başlıklardan biriydi.
Suudi Arabistan’da diplomatik öncülük: Abdülaziz İbn Suud ve Kerim Hakimov dönemi
1920’lerin ortasında Suudi Arabistan topraklarında güç dengeleri hızla değişirken, Moskova erken davranan aktörlerden biri oldu. Abdülaziz İbn Suud’un Hicaz ve Necid üzerindeki hâkimiyetinin tanınması, ilişkilerde dönüm noktası olarak kayda geçti. Bu süreçte sahada öne çıkan isimlerden biri, Cidde’de görev yapan Kerim Hakimov oldu. Hakimov’un yerel aktörlerle kurduğu yakın temas, Sovyet-Suud hattının kısa süreli ama yoğun bir “sıcak ilişki” dönemine girmesinde etkili görüldü. Bu zeminin üzerine, daha kapsamlı bir diplomatik hamle için yeni bir isim hazırlandı: Nazir Torekulov.
Nazir Torekulov’un yükselişi: Eğitim, basın, siyaset ve Sovyet kadroları
Nazir Torekulov’un biyografisi, dönemin Orta Asya aydın tipini yansıtıyor. Kokand’da eğitim aldı, ticaret alanında öğrenim gördü, ardından Moskova’da üniversiteye uzanan bir çizgi izledi. 1917 sonrası dönemde Kızıl Ordu ve parti yapıları içinde hızla yükselmesi, yalnızca bürokratik yetenekle açıklanmıyor; aynı zamanda güçlü bir iletişimciydi. Gazetecilik ve yayıncılık faaliyetleriyle Türkistan çevresinde tanınan Torekulov, çok dilli yayınlarla bölgeye hitap eden kurumlarda görev alarak “kamu diplomasisi” diyebileceğimiz birikimi daha o yıllarda edindi. Bu birikim, onu dış görev için doğal adaylardan biri haline getirdi.
Prens Faysal ile temas: Torekulov’un Suudi Arabistan dosyasında yeni sayfa
Torekulov, SSCB adına Hicaz hattında görevlendirildiğinde sahadaki hedef yalnızca protokol değildi; Ortadoğu’da temas ağını genişletmek, rakip güçlerin etkisini dengelemek ve yeni devlet yapısıyla ekonomik-siyasi bağ kurmaktı. Kral ülkede olmadığında diplomatik evrakın Prens Faysal’a sunulması, Torekulov’un temas trafiğini fiilen veliaht çevresine yakınlaştırdı. Kısa sürede Arapça öğrenmesi, kraliyet ailesi ve diplomatlarla kurduğu ilişkilere hız kazandırdı. Eşi Nina Levaşova’nın sağlık alanındaki desteği de saray çevresinde Torekulov ailesine ayrı bir kapı araladı.
Benzin anlaşması ve Moskova ziyareti: Sovyetler Birliği’nin Suudi Arabistan hamlesi
Torekulov döneminde iki başlık özellikle öne çıktı. İlki, Hicaz’a yakıt sevkiyatıyla anılan ve ilişkilerin “somut çıkar” zeminini güçlendiren anlaşmalar oldu. İkincisi, Prens Faysal’ın 1932’de Sovyet topraklarına yaptığı ziyaretin hazırlık ve koordinasyon süreciydi. Bu ziyaret, bir yandan Moskova’nın Riyad’la bağlarını kurumsallaştırma arzusunu, diğer yandan Suudi tarafının uluslararası manevra alanı arayışını yansıtıyordu. Dönemin şartlarında, iki başkent arasındaki temasın sıradan bir nezaket turunun ötesine geçtiği değerlendirmeleri yapıldı.
Kopuşun gölgesi: Sovyetler Birliği’nden idama, ilişkilerin kapanışına
1930’ların ikinci yarısı ise dramla sonuçlandı. Torekulov görevden geri çağrıldı, ardından tutuklanarak idam edildi. Kısa süre sonra Kerim Hakimov da benzer bir akıbet yaşadı. Bu gelişmeler, Abdülaziz İbn Suud cephesinde büyük öfke yarattı; Moskova’ya güven duygusu ağır darbe aldı ve diplomatik bağlar koptu. 1938’e gelindiğinde Sovyet diplomatik varlığının Cidde’den çekilmesiyle dosya fiilen kapandı. İlişkiler ancak Sovyet sonrası dönemde yeniden kuruldu.
Ramzan Kadırov bağlantısı: Rusya Müslümanları üzerinden yeni dönem okuması
Bugün Ramzan Kadırov’un bazı Müslüman ülkelerde Kremlin’e yakın bir “aracı figür” gibi görülmesi, geçmişteki Rusya Müslümanları geleneğinin modern bir uzantısı olarak yorumlanıyor. Elbette dönemler, aktörler ve hedefler farklı; ancak Torekulov’un hikâyesi, Moskova’nın Müslüman dünyayla temas kurarken kimlik ve ağ bilgisini nasıl diplomatik avantaja çevirdiğini gösteren güçlü bir örnek olarak hafızada duruyor.
Portreler ve mecra: Nazir Torekulov’un bıraktığı diplomatik iz
Bu dosya, sadece bir diplomatın kariyerini değil, aynı zamanda portreler üzerinden dönemin büyük jeopolitiğini okuma imkânı sunuyor. Mecra sayfalarında sıkça rastlanan “az bilinen ilişki hatları” içinde Torekulov’un yeri ayrı: Kısa ömrüne rağmen, Riyad ile Moskova arasında kalıcı bir köprü kurma denemesinin en görünür yüzlerinden biri olarak anılmaya devam ediyor.