İstanbul
Açık
4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Beyin göçü değil, beyin uzmanlaşması

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Türkiye İstatistik Kurumu, kasım ayının son günlerinde geçen yıla ilişkin yükseköğretim beyin göçü istatistiklerini paylaştı.

Rakamlara göre, yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı 2024’te bir önceki yıla göre değişmeyerek yüzde 2 seviyesinde kaldı. Bu oran kadınlarda yüzde 1,6, erkeklerde ise yüzde 2,4 olarak kayıtlara geçti. Devlet üniversitesi mezunlarında ise bu oran 2023’te yüzde 1,7 iken, 2024’te yine aynı kaldı.

"Beyin göçü", uzun yıllardır Türkiye’nin en hararetli, en can yakıcı gündem maddelerinden biri. 

STRATEJİK AKTÖRLER

Teknolojide Kadın Derneği’nin (Wtech) dün düzenlediği Genç Yönetim Danışma Kurulu lansmanında duyduğum ifade, kafamdaki pek çok fikri başka bir noktaya taşıdı: “Beyin göçü değil, beyin uzmanlaşması.”

Bu çarpıcı tanımın üzerine bir de FutureBright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula’nın ufuk açıcı sunumu eklenince, konuya bakışım hayli derinleşti.

Önceki gün aldığım davet metninde, derneğin bu konudaki vizyonu beni de heyecanlandıran şu ifadelerle özetlenmişti: “Gençleri yalnızca temsil edilen bir kitle olarak değil, bugünün karar alma ve yönetişim süreçlerine aktif katkı sunan stratejik aktörler olarak konumlandırıyoruz.”

Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney liderliğinde, derneğin tüm yöneticilerini ve üyelerini bu vizyonları için kutlamak gerek.

Genç Yönetim Danışma Kurulu; dünyanın en iyi üniversitelerinde, yapay zekâ, veri analitiği, mühendislik, tıp, sürdürülebilirlik, ekonomi, iletişim ve iş geliştirme gibi kritik disiplinlerde eğitim alan ve çalışan gençlerden oluşturulmuştu. Kurul üyeleri; küresel ölçekte faaliyet gösteren teknoloji, danışmanlık, sanayi ve araştırma ekosistemleriyle temas etmiş, çok uluslu bir deneyime sahip bir kuşağı temsil ediyor.

Türkiye’den Avrupa’ya, ABD’den İngiltere’ye uzanan bu yapı; yalnızca bir danışma mekanizması değil, Türkiye ile dünya arasında doğal bir entelektüel genç köprü olarak konumlandırılmış. Kurul; derneklerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini desteklemek, veriye dayalı araştırmalar ve derin içgörüler üretmek ve yeni nesil projelerin tasarımına yön vermek amacıyla çalışıyor.

Lise öğrencisinden profesyonel çalışanına kadar çeşitli branşlardan gençler bir araya getirilmiş. 

Kurulun Başkanı Selin Şengöz de yurt dışında yaşayan parlak bir isim.

Toplantının bir noktasında söz dönüp dolaşıp “beyin göçü” konusuna geldiğinde, Selin Şengöz’ün ifadeleri hem gözlerimi yaşarttı hem göğsümü kabarttı.

Şöyle diyordu Şengöz: “Bu bir beyin göçü değil, beyin uzmanlaşması. Ben orada şu an deneyim kazanıyorum ve deneyim aslında çok önemli. Türkiye’de öğrendiklerimi geri katmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Dernekte olmamın en büyük sebeplerinden biri de ülkeme değer katmak. Ben bir Türk kızıyım ve bununla gurur duyuyorum. Bu bayrağı gururla taşıyorum. Edindiğim bütün deneyimleri ülkeme geri vermek için son hız çalışmaya devam edeceğim.”

GENÇLİK NE HİSSEDİYOR?

Toplantıda sunum yapan FutureBright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula da verilerle bu duyguyu destekleyen bir tablo çizdi.

Abdula, yaptıkları kapsamlı gençlik araştırmasının sonuçlarını paylaştı. Araştırma iki ayaktan oluşuyordu: “Türkiye’deki gençlik ne hissediyor” ve “Dünyanın en iyi üniversitelerinde okuyan Türk gençliği ne hissediyor?”

Türkiye genelinde 1.239 gençle yapılan görüşmelerden çıkan sonuçlar oldukça düşündürücü.

Gençlere yöneltilen, “Toplum sizi nasıl görüyor?” sorusunun yanıtları net: “Kibirli, öfkeli, bencil, başarısız, çabuk pes eden, zayıf ve umursamaz.” Gençler, toplum tarafından bir nevi zorbalığa uğradıklarını düşünüyor.

Ancak madalyonun diğer yüzünde, aynı gençlere “Siz akranlarınızı nasıl görüyorsunuz?” dendiğinde ibre değişiyor. Kendi kuşaklarını “fazla öfkeli, bencil ve kibirli” buluyorlar. Yani toplumun onlara yüklediği yargıların getirdiği öfkenin farkındalar.

Kendilerini nasıl tanımladıkları sorulduğunda ise; “duyarlı, farkındalığı yüksek, yardımsever ve duygusal” olduklarını belirtiyorlar.

Ebeveynlerinin gençliği hakkında ise pek fikirleri yok, ancak anne-babalarının “daha mutlu, rahat ve huzurlu” bir gençlik geçirdiğine inanıyorlar.

Türkiye’nin geçmişiyle çok ilgilenmek istemiyor, bugüne ve yarına odaklanıyorlar.

KAYGI VE SOSYAL MEDYA TUZAĞI

Araştırmada dikkat çeken en önemli başlıklardan biri kaygı düzeyi. Her 10 gençten 3’ü “çok sık” kaygılandığını söylüyor. Bu durumun en büyük tetikleyicisi ise sosyal medya.

Günde 8 saatten fazla sosyal medyada vakit geçiren gençlerin yüzde 54’ü “çok kaygılı” kategorisinde. Akan Abdula’nın tespiti çok yerinde: “Olmayan mutluluklara şahit oluyorlar. İletişimi yapılan ama gerçekte olmayan hayatları görüp, ‘Ben neden böyle yaşamıyorum?’ diye sorguluyorlar.”

Kültür-sanatla bağları zayıflamış durumda. Gençlerin yarısı en son ne zaman tiyatroya veya konsere gittiğini hatırlamıyor.

Üniversite hayatı ise bir başka hayal kırıklığı... 10 gençten 6’sı üniversitenin beklentilerini karşılamadığını, diplomanın tek başına yeterli olmadığını düşünüyor.

YURT DIŞINDAKİ GENÇLER: DÖNMEK İSTİYORLAR AMA...

Araştırmanın ikinci ayağı, dünyanın en iyi üniversitelerinde (Fransa, Kanada, Belçika vb.) okuyan Türk öğrencilerini kapsıyor.

Burada, yıllardır bize anlatılan “Gittiler, asla dönmezler, küstüler” ezberini bozan veriler mevcut.

Gençlerin yurt dışına gitme motivasyonu ifade edildiğinin aksine bir kaçış değil; “dünya vatandaşı olma” ve “vizyonunu genişletme” isteği.

Ancak gittikleri yerde her şey güllük gülistanlık değil. Sosyal izolasyon, dil bariyeri, yalnızlık ve en önemlisi “mikro milliyetçilik” ile karşılaşıyorlar.

Beklentilerinin üzerinde buldukları şeyler; yaşam standardı ve eğitim kalitesi. Beklentinin altında kalanlar ise; duygusal yalnızlık, kariyer fırsatları ve şaşırtıcı şekilde dijital altyapı.

Abdula’nın aktardığına göre gençler, “Burada hala faks kullanılıyor, mektup yazılıyor.” şaşkınlığında.

Abdula, bu arada Türkiye’nin dijital altyapısı ve bankacılık sistemleri çok daha ileride olduğunun altını çizmeyi de ihmal etmedi.

VE EN KRİTİK SORU: DÖNMEK İSTİYORLAR MI?

Cevap: Evet, dönmek istiyorlar.

Ancak o büyük soru işareti zihinlerinde asılı duruyor: “Dönersem değer görecek miyim?”

Bu gençlerin yüzde 44’ü girişimci olmak, yüzde 50’si teknoloji ve inovasyon alanında çalışmak istiyor. Amaçları net: “Ülkem için fark yaratmak, öğrendiğim bilgi ve vizyonu buraya aktarmak istiyorum.”

Özetle mesele gençlerin gidip gitmemesi değil. Mesele, uzmanlaşıp döndüklerinde onlara “Hoş geldin, fikrine ihtiyacımız var” deyip diyemeyeceğimiz.

Beyin göçüne değil, beyin gücüne ve onların katacağı değere odaklanma vakti.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...