İstanbul
Parçalı bulutlu
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

İstanbul’da bir kış masalı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Kış, İstanbul’a başka bir şehir olma lütfunu bahşeder. Yazın kalabalık, koşuşturma ve bunaltıcı sıcaklarından sıyrılan bu kadim şehir, kışla birlikte adeta nefes alır, dinginleşir ve kendi sesini duymaya başlar. Sokaklarını saran serin, hatta zaman zaman dondurucu hava, İstanbul’u bir masal diyarına çevirir. Benim için İstanbul kışları dostlarla paylaşılan anlam dolu anlar, sıcak sohbetler ve mevsimin getirdiği o eşsiz ritüeller demektir.

KIŞIN İLK HABERCİLERİ: KESTANE VE SOĞUK HAVA

İstanbul kışının olmazsa olmazı, sokak köşelerinden yükselen dumanların arasındaki kestane kokusudur. O karakteristik “tık tık” sesi, kışın ayak sesleridir adeta. Cebinizi ısıtan bir kağıt kese kağıdı içindeki sıcak kestaneler, soğuk havaya inat bir iç ısıtma ritüelidir. Ve o hava... İstanbul’un o keskin, burnunuzun ucunu hafifçe karıncalatan soğuk havası. İnsanı diriltir, uyandırır. Her nefes, ciğerlere bir canlılık, zihne bir berraklık getirir. Bulutlu, kurşuni bir gökyüzü, şehrin siluetini daha dramatik, daha güçlü çizer. Ayaz, her şeyi kristal kadar net gösterir; boğazın mavisi daha derin, ağaçların dalları daha ince işlenmiş gibidir.

SICACIK İKSİRLER: SALEBİN VE BOZANIN KEYFİ

Soğukla mücadelede İstanbul’un iki kadim silahı: Salep ve boza. Salebin o kadifemsi kıvamı, üzerindeki tarçın kokusu, sadece bedeni değil, ruhu da ısıtır. Boza ise bir tarih bardağıdır. Her yudumda asırlık bir geleneği, ferahlatıcı ekşimsi tadı ve üzerindeki leblebiyle, geçmişten gelen bir sıcaklığı hatırlatır. Bunlar sadece içecek değil, birer kış terapisidir.

KIŞ KEYİFLERİNİN BAŞ TACI: SİNEMA VE EV SOHBETLERİ

Kış, içe dönme, sığınma mevsimidir. İstanbul’da bu, iki şekilde tezahür eder: Sinemada sinema ve evde sinema.

Bir hafta sonu öğleden sonrası, şehrin tarihi sinemalarından birine sığınmak... Perdede akan hikayelerle, dışarıdaki yağmurun veya karın sesinin birleşmesi büyülü bir deneyimdir. Fakat ben, itiraf edeyim, bir başka haz da dostların toplandığı ev sinemalarıdır. Kalabalık bir arkadaş grubu, yumuşak battaniyeler, mis gibi kokan mısır patlağı. Patlağın o “pat” sesleri, filmin diyaloglarına eşlik eder. Ama asıl olan, film bittikten sonra başlar: Sohbet. 

ŞÖMİNE BAŞI SICAK SOHBETLER VE BİTKİ ÇAYLARI

Dostlarla evde geçirilen bir kış akşamının zirvesi, şömine başına geçmektir. Orada, odunların çıtırtısı eşliğinde, elde bir bardak sıcak bitki çayı (belki adaçayı, belki ıhlamur, belki de kekik) dünyalar konuşulur. İşte o an, kışın en değerli anıdır. Şehrin telaşı dışarıda donmuştur, içeride ise dostluğun sıcaklığı her şeyi eritir. Bu sohbetler, yağmurun cama vuruşuyla, rüzgarın uğultusuyla daha da derinleşir. Zaman durur gibi olur.

İSTANBUL KIŞININ GÜR YÜZÜ: FIRTINA, BORAN VE GÖKGÜRÜLTÜSÜ

İstanbul kışı her zaman dingin değildir. Bazen bir deniz fırtınası ile gelir. Boğaz’ın suları kabarır, dalgalar sahile hırçınca vurur. Gök gürültüsü ve şimşek gökyüzünü anbean aydınlatır. Boran estiğinde, ağaçlar eğilir, pencereler sarsılır. Bu, şehrin gücünü gösterdiği andır. İnsan, sıcak bir yerden bu güce tanıklık etmenin hem heyecanını hem de huzurunu aynı anda yaşar. Fırtına dinledikten sonra çıkan güneş, İstanbul’u yıkayıp arındırmış gibidir, her şey pırıl pırıldır.

KEYİFLE GEZİLECEK KIŞ MEKANLARI

İstanbul, kışın gezilmesi gereken bir hazinedir. İşte birkaç öneri:

· Topkapı Sarayı Bahçeleri: Yağmurdan sonra ıslak çinilerin ve ağaçların kokusu eşliğinde tarihi solumak.

· Beyoğlu Ara Sokakları: Kalabalığın azaldığı, dükkan vitrinlerinin ışıltılı olduğu akşamüstü yürüyüşleri.

· Belgrad Ormanı: Kar yağdığında bembeyaz örtü altında sessizliğin ve doğanın tadını çıkarmak.

· Eminönü Balıkçıları: Soğukta tüten nefeslerin arasında, denizin kokusunu içine çekerek balık-ekmek yemek.

· Bir Tarihi Kahvehane: Gümüş tepside gelen çayla pencereden yağmuru seyretmek.

İstanbul’da kış sadece bir mevsim değil, bir duygu durumudur. Bir ritüeller bütünüdür. Dışarıdaki soğuk, ayaz, kar, yağmur ve fırtına, içerideki sıcaklığı, samimiyeti ve dostluğu daha da değerli kılar. O şömine başı sohbetleri, o sıcak içecekler, o paylaşılan filmler, bu kadim şehrin kış aylarında sunduğu en büyük zenginliktir. İstanbul kışını yaşamak, onun ruhuna dokunmaktır. Bu büyüyü görmek isteyenlere, sıkı giyinip dışarı çıkmalarını ve sonra da bir sıcak yuva köşesine sığınmalarını tavsiye ederim. Çünkü İstanbul’da kış, tam da bu zıtlıkların uyumunda gizlidir.

 

GÜNÜN SÖZÜ: İSTANBUL’DA KIŞ BİR BAŞKADIR.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...