İstanbul
Hafif yağmur
4°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

III. Dünya savaşı bitti mi yeni mi başlıyor?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

2026 ve sonrası için iki senaryo

2026 yılı ve sonrasında bizi nasıl bir dünya bekliyor? Çok tartışıldığı gibi önümüzde büyük bir dünya savaşı mı var? Buna bağlı olarak karşılıklı kutuplar saflarını sıklaştırıp, cephelere yığınak mı yapıyorlar? Yoksa 11 Eylül 2001’den bu yana devam eden küresel gerginlikler, vekalet savaşları ve iç savaşlar, halk ayaklanmaları konvansiyonel olmayan bir dünya savaşı mıydı ve bu savaş (ABD müttefiklerinin zaferiyle) sonuçlandı mı? Bugün yaşadıklarımız ABD’nin yeni küresel hegemonya rejiminin kuruluş aşaması mı? 

GİRİŞ: YENİ HEGEMONYA REJİMİ

Geçen yazıda iki saatin aynı anda hızlandığını söylemiştim: biri Modelski’nin “uzun döngü” dediği hegemonya döngüsünün siyasî ritmi, diğeri teknoloji paradigmasının iktisadî nabzı. Bugün hegemonya rejiminde değişim sürecini inceleyeceğim. Geçen yazıda “uzun döngünün” isim babası Modelski’nin küresel hegomonya rejimlerinin nasıl doğup geliştiği ve yaşlanıp yıkıldığını anlatan yaklaşımını kısaca özetlemiştim. George Modelski, modern dünya siyasetinde küresel hegemonyanın dört aşaması olduğunu söylüyordu: Gündem oluşturma, koalisyon kurma, makro karar ve icra aşamaları. Bugün küresel hegemonya rejimi muhtemelen iki aşamadan birindedir: Ya makro – karar aşaması ki, bu aşamada sıcak savaşı da içerecek şekilde büyük sistem çatışmaları üzerinden küresel liderlik seçimi yapılır; ya da icra aşaması ki, bu aşamada yeni lider kuralları belirler ve kurumları inşa eder. Bir önemli nokta da şudur: her hangi bir küresel lider, makro aşamada mücadeleyi kazanırsa yeni dönemde tekrar küresel lider olabilir. Modelski burada iki uzun döngü boyunca küresel lider kalan Britanya’yı örnek gösterir.

Şimdi burada temel soru şudur: “Bugün uzun döngünün hangi aşamasındayız?” Çünkü aynı olaylar, aynı görüntüler, aynı çatışmalar iki farklı okuma üretebilir. Bir okumaya göre, “küresel savaş henüz bitmedi daha yeni başlıyor” diyenler vardır: Bunlara göre dünya hâlâ makro-kararın sert eşiğinde (yani sıcak savaş ihtimalini de içeren jeo –politik mücadelelerle) debelenmektedir. Diğer okumaya göre “karar büyük ölçüde verildi, küresel savaş (ABD’nin zaferiyle) sonlandı artık yeni rejim kuruluyor” diyenler bulunmakta: bunlara göre küresel düzen, kanla ve mürekkeple yeniden inşa edilmektedir.

2020’lerde Orta Doğu’nun yeniden merkeze gelmesi bu yüzden tesadüf değil: Enerji hatları, ticaret koridorları, güvenlik mimarileri ve etnik ve dini kimlik fay hatları aynı coğrafyada düğümleniyor. Bu yazı, iki senaryoyu yan yana koyacak: Hâlâ makro-karar aşamasında mıyız; yoksa makro karar verildi, küresel lider (yani ABD) belirlendi de, icra aşamasına mı geçtik?

1. SENARYO A: HÂLÂ MAKRO-KARAR EVRESİNDEYİZ VE DÜNYA SAVAŞI YAKINDIR!

Bu senaryoya göre dünya, “kimin liderliğinde, hangi kurallarla” işleyeceği sorusunu henüz cevaplamış değil. Büyük güç rekabeti, bir düzenin kurulmasına değil; düzen ihtimalinin sabote edilmesine benziyor. Mevcut küresel lider (ABD ve müttefikleri) ile küresel muhalefet (Çin – Rusya ekseni) saflarını sıklaştırıyorlar. Çatışmaların çoğalması burada bir sonuç değil, bir yöntem: alan açmak, maliyet üretmek, karşı tarafın iştahını kırmak. Venezuela’dan Grönland’a, Orta Doğu’dan Pasifik’e sınırların ısınması da bu mantığın bir uzantısıdır: Bir cepheden çok, çoklu gerilim düğümü. Her düğüm, diğer düğümleri titreştirir.

Bu okumanın ilk göstergesi, koalisyonların tam oluşmamasıdır. Dünya’da ülkeler arasında çeşitli ittifaklar var; fakat bu ittifakların içinde “ittifak çerçevesi” ile “devletlerin ulusal çıkarları” arasında çatlaklar dolaşıyor. Birlik görüntüsü çoğu kez, ortak idealden değil, ortak risk algısından besleniyor; risk değiştiğinde birlik gevşiyor. Bu gevşeklik, makro-karar evresinin tipik özelliğidir: herkes aynı masaya bakar ama sandalyeler hâlâ oynaktır.

İkinci gösterge, kurumlar ve standartların tartışmalı kalmasıdır. Kurallar yerleşmiş gibi görünür; fakat her büyük kriz, o kuralların aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Bir yanda mevcut kurumların (IMF, Dünya Bankası, BM ve AB, NAFTA gibi entegrasyon alanları) içine sığmayan krizler; öte yanda “paralel düzenek” arayışları… Bir tür iki dillilik oluşur: resmî dilde evrensellik, fiilî dilde bloklaşma. Kurumlar çalışıyormuş gibi yapılır; ama işleyen şey çoğu kez kurum değil, güç ilişkisidir.

Üçüncü gösterge, muhaliflerin sınırının belirsizliğidir. Makro-karar evresinde sınırlar çizilmez; sınırlar yoklanır. Kırılma bölgelerinin çoğalması, bu yoklamanın coğrafyaya yayılmasıdır: vekâlet savaşları, yaptırım savaşları, teknoloji kısıtları, deniz ve lojistik gerilimleri… Bunlar birbirinden bağımsız değil; aynı sorunun farklı yüzleridir. Soru şudur: “Nereye kadar gidebilirim, ne kadarını alabilirim, ne kadar bedel öderim?” Eğer dünya hâlâ bu soruyu soruyorsa, makro-karar evresi bitmemiş demektir.

 

2. SENARYO B: İCRA AŞAMASINDA YENİ HEGEMONYA REJİMİ KURULUYOR!

İkinci senaryo daha farklı bir resim çizer: Büyük hesaplaşma, tek bir büyük savaşla değil; yıllara yayılan krizler, çatışmalar ve ekonomik-teknolojik hamleler toplamıyla büyük ölçüde yaşanmıştır. Bizim durumumuzda bu, 11 Eylül 2001’den 2025 sonuna kadar gerçekleşen iç savaş, ayaklanma ve bölgesel çatışmalara karşılık gelir. Bu senaryoya göre savaş ABD ve müttefiklerinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Artık dünya, icra aşamasına gelmiştir. Büyük güçlerin hâkimiyet alanlarını paylaşmaya başlaması, bu kez yalnız çatışmanın sonuçlandığını değil; aynı zamanda yeni rejimin kilit taşlarının bu coğrafyada yerine oturtulmaya başlandığını gösterir: enerji, koridorlar, güvenlik düzeni, finansal erişim ve teknolojik kontrol aynı düğümde birleşir. Ancak bu hemen tamamlanan bir süreç değildir, Modelski’ye göre 15 – 25 yıllık bir süreye ihtiyaç duyar.

Bu okumanın ilk göstergesi, koalisyon konsolidasyonudur: ittifakların retoriği değil, mekanizması önem kazanır. Ortak kapasite, ortak savunma endüstrisi ağları, ortak istihbarat/teknoloji paylaşımı, ortak yaptırım rejimleri… Bunlar “niyet” değil, “işleyen düzenektir”. İcra aşamasında dünya, niyet beyanlarından çok, altyapı kurar.

İkinci gösterge, standartların sertleşmesidir. Teknolojide erişim rejimleri, finansa giriş-çıkış kapıları, enerjide koridor ve kritik maden bağlantıları… İcra aşaması, kuralın soyut olduğu değil; kuralın “teknik” olduğu dönemdir. Kural, metin olmaktan çıkar; protokole, lisansa, tedarik zincirine, güvenlik sertifikasına dönüşür. Ve bu dönüşüm, hegemonik gücü görünmez kılar: Savaşmadan da sınır çizebilir.

Üçüncü gösterge, muhaliflerin “kabul edilebilir etki alanının” çizilmesidir. Bu çizim, muhalifleri yok etmek değildir; muhaliflerin hangi sahalarda hangi maliyetle hareket edeceğini belirginleştirmektir. İcra aşamasında muhaliflik “bitmez”; fakat muhalifliğin manevra alanı pazarlıkla, baskıyla ve seçici çatışmalarla daraltılır ya da yönlendirilir. Tam da bu yüzden icra evresinin doğası “sükûnet” değildir: Müzakere + baskı + seçici çatışma aynı anda yürür. Bir yandan masalar kurulur, bir yandan masanın ayaklarına tekme atılır; çünkü yeni rejim, yalnız uzlaşmayla değil, uzlaşmanın sınırlarını belirleyen güçle şekillenir.

Bu senaryoda Pasifik, Orta Doğu ve Kuzey Buz Denizi, “ateşin büyüdüğü yer” olmaktan çok, “yeni düzenin mühendislik sahasına” benzer. Kim nerede duracak, hangi koridor kime bağlanacak, hangi güvenlik şemsiyesi hangi maliyetle sağlanacak, hangi finansal erişim hangi koşulla açılacak? İcra aşaması, işte bu teknik soruların siyasal kaderi belirlediği dönemdir.

3. ARA BÖLÜM: İKİ AŞAMA ÜST ÜSTE BİNEBİLİR Mİ?

Evet, hatta bugünü anlamanın en gerçekçi yolu bu olabilir: makro karar sürerken icra başlar. Çünkü tarih, dört aşamayı sırayla ve tertemiz bir çizgi halinde yaşamaz; çoğu kez fazlar birbirinin içine sızar. Makro-karar döneminin özü “belirsizlik”tir: Sınırlar yoklanır, maliyetler test edilir, karşı tarafın iradesi ölçülür. Ama aynı anda, büyük güçler bu belirsizliğin içinde bile boşluk bırakmak istemez; boşluk bırakmak, kayıp yazmaktır. Bu yüzden daha karar kapanmadan “icra” hamleleri gelir: Kural koyma, erişim rejimi kurma, koalisyonu mekanizmaya çevirme…

Bu üst üste binme, iki şey yaratır. Birincisi, dünyayı “savaş eşiği” ile “düzen mühendisliği” arasında sallanan bir sarkaç haline getirir: aynı gün hem müzakere masası kurulur hem masayı devirecek hamle yapılır. İkincisi, çatışmaların dilini değiştirir: artık mesele yalnız tankların ilerlemesi değil, protokollerin, lisansların, sigorta primlerinin, veri akışlarının ilerlemesidir. Yani aşamaların çakışması, gerilimi azaltmaz; sadece gerilimi daha teknik, daha görünmez ve daha kalıcı hale getirir. 

4. HANGİ STANDARTLAR KURULUYOR?

Yeni küresel rejimin “anayasa metni” çoğu zaman bir bildiride değil, standartlar toplamında yazılır. Bugün kurulan düzen, bir harita gibi çizilmiyor; bir ağ gibi örülüyor. Kimin veriyle çalışabileceği, kimin hangi çipi hangi koşulla alabileceği, kimin hangi ödeme altyapısına erişebileceği, kimin hangi koridordan hangi sigorta maliyetiyle geçebileceği… Bunların her biri, fiilî egemenliğin teknik biçimleridir.

Standart savaşının ilk alanı YZ/çip tedarik zinciri: tasarımdan üretime, ekipmandan yazılıma kadar “erişim” kademeli bir lisans rejimine dönüşüyor. İkincisi veri güvenliği ve bulut altyapısı: Hammadde artık sadece petrol değildir ondan daha önemli hammadde veridir. Verinin nerede durduğu, kim tarafından işlendiği, hangi hukukta korunduğu jeopolitik bir karar haline gelmiştir. Üçüncüsü ödeme ve finansal erişim: yaptırımlar, ödeme ağları ve sermaye kanalları üzerinden “kim sistemin içinde, kim dışında” sorusuna teknik cevap veriyor. Dördüncüsü enerji dönüşümü ve kritik madenler: yeni enerji çağının hammaddeleri, yeni bağımlılık haritaları doğuruyor; koridorlar ve limanlar, boru hatları kadar stratejikleşiyor.

Özetle: Standartları kuran, savaşa girmeden de sınır çizebilir. Ve bugün asıl mücadele, o sınırların nereden geçeceği üzerine.

5. KİM OYUN KURUYOR?

Bugün “oyun kurucu” olmak, yalnızca askerî güç göstermek değil; ağ kurmak, standart koymak ve pazarlığı yönetmek demek. Bu yüzden sahnede tek bir aktör yok; üçlü bir yapı var. Devletler hâlâ güvenliğin, savaşın ve diplomatik baskının ana taşıyıcısı. Ama firmalar, özellikle teknoloji ve finans altyapılarında, devletlerin bile üzerinden yürüdüğü zeminleri inşa ediyor: bulut, veri, platformlar, çip ekosistemi, savunma-teknoloji tedarik ağları… Üçüncü katman ise entegrasyon bölgeleri ve bloklar: Pazar ölçeğiyle, regülasyon kapasitesiyle, standart üretme yeteneğiyle coğrafyayı yeniden tanımlıyorlar.

SONUÇ: BENİM KANAATİM

Bence dünya şu anda hem makro karar aşamasının sonlarını yaşamakta hem de icra aşamasının temellerini atmakta… Büyük ihtimalle ABD’nin liderliğinde yeni bir dünya kurulacak. Ancak burada ABD’nin belirleyicilik seviyesi çok önemli. Müttefik ya da muhalif, devletler ne kadar ABD’nin kural koyma, kurum oluşturma ve karar alma yeteneğini sınırlandırırsa o kadar çok sesli bir dünya oluşur. Eğer ilk ABD hegemonyasında olduğu gibi dünya devletleri pasif kalırsa bu “ciğerci dükkânını kediye emanet etmekten” farklı olmaz. Üçüncü yazıda soruyu daha derine indireceğim: Altıncı Kondratieff dalgası bu icra sürecini pekiştirici bir yakıta mı, yoksa içeriden kemiren aşındırıcı bir aside mi çevirecek?

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...