Köleler-efendiler ve çobanlar-binalar
Kıyâmetin alâmetleri arasında gösterilen pek çok başlık var.
Fakat “ahir zamanda köleler/cariyeler efendilerini doğuracak ve yalın ayak, üstü çıplak, fakir davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarışacakları” ikilisi son günlerde aklımdan çıkmaz oldu.
Pek çok ilim insanı tarafından yorumlanan bu alametlerden ilki olan “köleler ve efendi çocukları” genelde şöyle meal olmuş; “annelerin, kendilerine köle muâmelesi yapacak çocuklar doğuracağı...”
Aslına bakarsanız günümüz dünyasında bu yorum net bir şekilde yaşanıyor. Büyüklerini; dinlemeyen, itibar etmeyen, sevip saymayan ve hatta nefret eden, sahip çıkmayan, zarar veren, bencil, hırçın, hiçbir şeyden korkmayan, başına buyruk yaşayan, köklerinden kopmuş, savruk, tehlikeli nesiller hızla geldi ve gelmeye devam ediyor! Yani anne ve babalar köle, çocuklar ise en zalim efendiler oldu!
Bu yoruma katılmakla birlikte yapılan diğer bir yoruma da katılıyorum. Bu alameti “asaletin kaybolması ve köle çocuklarının yönetim kademelerine gelmeye başlaması” olarak yorumlayanların sunduğu açıklamalar da oldukça mantıklı. Ve bu yorum da kendisini göstermeye başladı günümüz dünyasında.
Misal geçmiş tarihte devlet-bürokrasi-diplomasi-siyaset-iş dünyası-ulusal ve uluslararası oluşumlar belli bir kesimin himayesinde şekillenirdi. Ve bu kesimden isimlere yer verilirdi saydığım tüm mecralarda. Şimdiki zaman diliminde bu halka kırıldı. Köylü, fakir, işçi, dezavantajlı sınıflardan çıkan çocuklar devletin üst kademelerine gelmeye ve ülkelerin ulusal-uluslararası yönetimine dair kararlar alarak uygulamaya başladı. Hayatı dağlarda çobanlık yaparak geçen birisi savcı, hakim, bakan, milletvekili, başbakan, başkan olabiliyor artık. Ya da iş dünyasında yer alan güçlü lobilerde yer alabiliyor ve hatta yönetici olabiliyor. Ve tüm dünyada “illegal işler” sayesinde para ve gücü elinde tutan simalara bakıldığında da “köleler ve efendiler” gerçeği ile yüzleşiyor artık dünya. Aslına bakarsanız “köleler ve onlardan doğan efendiler” alameti ile bu yorum çok daha fazla eşleşiyor.
“Yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalar yaptırmakta birbirleriyle yarışmaları” alameti de para ve güç sayesinde öne çıkan cehaletin-cahillerin; bilgi, tecrübe, liyakat, asalet meziyetlerine sahip olan insanları alt ederek gösterişli ve görgüsüz şehirleri/ülkeleri inşa edeceğini ifade ediyor. Bu durumu da yaşıyor muyuz günümüz dünyasında? Evet yaşıyoruz bilhassa Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinde yüzleştiğimiz doğadan, sağlıktan, yaşama saygıdan uzak devasa gösterişli yapılar gelişmişliğin ve gücün sembolü olarak lanse ediliyor.
Belki de Babil Kulesi ve Mısır Piramitleri de “sonu hazırlayan” ve Tanrı ile yarışmaya çalışan görgüsüzlük, hadsizlik, ego, cehalet, asalette sahip olmama, güç zehirlenmesi eserleriydi!
Kıyametin alametleri arasında gösterilen “Kölelerin efendilerini doğurması ve yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının yüksek binalar yapmakta birbirleri ile yarışmaları” aslında birbiriyle bağlantılı. Her iki alamet asalet, kalite, bilgi, liyakat, saygı halkasına sahip olmayanların gücü eline geçirince “intikam alma ve cehalet” güdüleriyle dünyanın sonunu getireceğini düşündürüyor.
Bir önceki yazımda Platon ve Aristotales’in savunduğu “demokrasi en kötü yönetim şeklidir” anlayışına değinmiş ve sözde demokrasi adına insanlığın ve liderlerin yaşattığı akıl tutulması davranışlar eşliğinde DELİ DÜNYA DÜZENİ’nin nasıl inşa edildiğini aktarmıştım.
Sözünü ettiğim DELİ DÜNYA DÜZENİ, kıyametin alametleri arasında gösterilen “kölelerin doğurduğu efendiler ve gösterişli devasa binaları inşa eden çıplak ayaklı, kabak kafalı koyun çobanları” sayesinde mi geliyor diye soracak olursanız, sanırım çoktan geldi derim…